Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi

Yavuz Atıl

Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
HER DÖNEMİN SANATI
20/09/2018

Louvre Müzesi, bahçeleriyle birlikte yaklaşık 80 bin metrekare alan üzerine kurulmuş dünyanın en büyük müzesidir. Her yıl, dünyanın çeşitli ülkelerinden  gelen 10 milyondan fazla turist, bu devasa müzedeki sanat eserlerini hayranlıkla inceliyor.

350 bin sanat eserinin korunduğu müzede, bu eserlerin sadece %10-12’si sergileniyor. Kabaca bir hesap yapılacak olunursa, sergilenen bu eserlere kısa bir süre tek tek bakıldığında, aylar sürecek bir ziyaret yapılması gerçeği ortaya çıkacaktır.

1190 yılında, Kral Philippe Auguste tarafından kale olarak inşa ettirilen Louvre, geçen zaman içinde malikhane olarak, 16.YY’da Kral I. François zamanında da kraliyet sarayı olarak kullanılmış. 1793 yılında Versailles Sarayı’nın Kraliyet Sarayı olarak kullanılmasına bağlı olarak  Louvre, halkın ziyaretine açılmış  ve müze olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bina içinde faaaliyet göstermeleri öngörülerek, 1692 yılında kurulan sanat akademileri ile müzenin parlak geleceğinin temelleri atılmıştır. Sanata verilen önem, sanatçılara verilen teşvik ve yardımlar sayesinde toplanacak 350 bin eserin ilk tohumları  böylece atılmaya başlanmıştır.

350 bin sanat eseri demek, yüzbinlerce sanatçı demektir. Dünyanın her ülkesinden sanatçıların eserlerini  sergileyen müze, adeta sanat eseri değil sanatçıları da ölümsüzleştirme özelliğine sahiptir.

İnsanlık, savaşlara kafa yoracağına, sanata ve sanatçılara değer vermeyi bilseydi, Louvre Müzesi gibi binlercesi dünyada yerini alırdı.

Ancak, sanatın tanımı yapılırken, duygu, güzellik anlatımı sonucu ortaya çıkan üstün yaratıcılıktan bahsediliyor.  Duygularımızı ortaya koyarken ya da bir güzellik karşısında etkilenirken, bunları mutlaka yaratıcı bir eser meydana getirerek mi yapmalıyız? Samimi bir gülümseme, içten bir sarılış, duygulu bir öpücük sanat olamaz mı? Bu davranışların yüceliği yetenek de gerektirmiyor üstelik.

Bir başka tanımda ise, bir uygarlığın, topluluğun ya da ülkenin beğenilerine göre uygun olarak yaratılmış anlatımdır diye tanımlanıyor. Sanatın en yücesi barış değil midir? Toplum içinde, uygarlıkları boyunca dürüst davranmak, yalana başvurmamak, riyakârlık yapmamak, düzgün bir siyaset ile ülkeyi yönetmek sanatın başta geleni değil midir?

Sanatı, “İnsan yaratıcılığının, yeteneklerinin ve düş gücünün; mimari, resim, heykel, tiyatro, müzik ve edebiyat gibi çeşitli sanat etkinliklerinde biçimlenmesidir.” diye tanımlayanlar da olmuştur.

Sayılan bütün bu dalları icra edenlerin ortaya koydukları eserler, insanlık tarihi boyunca hayranlıkla izlenmiş, izlenmeye devam etmektedir. Ancak, sanatı 8-10 dala ayırmak kâfi midir? Aşık olmak, sevmek, mutlu bir yuva kurmak, karşılıklı saygı çerçevesinde eşlerin birbirlerini kucaklamaları, topluma iyi bireyler kazandırmak sanat değil de nedir?

Bazıları sanatı, “Bir şey yapmada gösterilen ustalık; konuşma sanatı.” olarak da görmüşlerdir. İnsanoğlunun olumlu her davranışı bir sanattır.

Evrenin oluşumuna sanatsal gözle bakmayı denediniz mi? Birbirinden güzel renklerle bezenmiş çiçekleri, hayranlıkla baktığımız kuşları, böcekleri, buz gibi sularıyla dereleri, sevgilin mavi gözüne yakıştırılan  denizi, ormanları, kırları, gök kubbedeki asılı avizemiz ayı, her biri gizemli çok uzaklardaki dostlarımız yıldızları, karları, yağmurları kısacası, içinde yaşadığımız doğaya sanatsal gözle baktınız mı hiç?

Hangi yetenekli elden çıkabilir ki bu güzellik? Tabii ki onun bir parçası olduğumuz yaratıcımızdan. O halde hepimiz sanatçıyız. Ya da bir sanat eserinin parçasıyız.

«Sanat eserleri, bir medeniyeti sonraki nesillere anlatan şahitlerdir. » diyen E. G. Benite, hangi sanattan bahsetmiş olabilir? Bu özlü sözünde,  barış içinde yaşamış, insanlığa yararı dokunmuş toplumlara bir övgü mü, ya da savaşlarla dünyayı cehenneme çevirmiş uygarlıklara sitem mi vardır?

Ya, “Ruhun elle birlikte çalışmadığı yerde, sanat olmaz.” diyen Leonardo da Vinci’ye ne demeli? Ruhunu, yüreğini doğacak çocuğuna veren annenin, o vefalı bekleyişi olamaz mı demek istediği?

 

 El becerisi, teknik donanım, eğitim gibi öğeleri kullanarak duyguların somutlaşması sonucu meydana getirilen eserler dizisi olarak tanımlayabileceğimiz güzel sanatları, kısıtlı bir alan içine sıkıştırmak sanatı tekelleştirmektir.

İnsanoğlunun her biri, sanatkâr ve sanatın bir parçasıdır. Yeter ki böyle kabullenelim. Riyakârlıktan uzak, sevgiyle bakmasını, şefkatle kucaklamasını, barış içinde yaşamasını gönlünde hisseden herkes sanatçıdır. Ortaya çıkardıkları soyut oluşumlar da sanatların en güzelidir.

Her dönemin sanatı, bence budur.

 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
94 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
Kurtulun mu sandın dertten - 12/03/2017
Kurtulun mu sandın dertten
 Devamı