Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi

Yavuz Atıl

Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
CESARET…
18/11/2018

 Alankaya Tuğla Fabrikası, bir zamanlar Bornovalıların önemli  istihdam kaynaklarından biriydi. Yaz kış, bacasından çıkan kümür kokusuna, mazotla çalışan makinelerinin sesine alışık olan çevre sakinleri için bu fabrika, yaşayan Bornovanın bir simgesiydi.

Gün geldi, fabrika kapandı. Ama kırk metre civarındaki bacası, gün be gün büyümekte ve gelişmekte olan Bornova’nın yıkılmaz bir abidesi gibi hâlâ dimdik ayakta durmaktadır.

Bacanın uç kısmına ulaşmayı sağlayan, gövdesine kırk santim arayla monte edilmiş, demirden yapılmış tırmanma elemanları vardı. Anımsadığım kadarıyla en tepesine kadar, doksan küsurdu bunlar. Bacanın en ucunda ise bir paratoner vardı.

Biz, o mahallenin çocukları olarak bu bacanın en ucuna çıkmayanları pek de adam yerine koymazdık. Hiç bir güvenlik önlemi olmayan, düşüldüğü takdirde kesin ölümle sonuçlanacak bu tırmanma, bizlere tarifi olanaksız bir heyecan verirdi. Korkuyla bacanın en tepesine çıktığımızda, özgür kuşlar gibi tüm Bornovayı hayranlıkla izlerdik.

Bizim nesilden o bacaya çıkıp inenlere, annelerimizin duaları sayesinde bir şey olmadı; ama bacanın tepesine çıktığımızı duyan babalarımızdan yediğimiz dayakları da hafızamızdan silmedik.

O yaşlarda biz, bu tırmanışa cesaret diyorduk. Korkup çıkmayan çocuklarla da cesur olmadıklarından dolayı dalga geçiyorduk. Cesaretin ne olduğunu bilmeyenlerin, felâkete sürükleneceğini nereden bilebilirdik ki.

Cesaret, sözlüklerde; “Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven. Yüreklilik, yiğitlik, yürek ve göz pekliği.”  olarak tanımlanmaktadır.

İnsanlığın en önemli erdemlerinden biri olan cesareti, bir iki cümleyle tanımlayıp, sözlüklerin uçsuz bucaksız sonsuzluklarına hapsedemeyiz. Socrates’in, Platon’un, Aristo’nun üzerinde önemle durduğu, günümüz filozoflarının da üstünde çalıştığı cesaret konusunda benim bir iki lâf etmem ne derece doğru olur, bilmiyorum.

İşte, cesaretimi toplayıp büyük ustaların affına sığınıp, medeni cesaret çerçevesinde benim de bir tuzum olsun istedim. En azından, Alankaya Tuğla Fabrikasının bacasının en ucuna tırmanmanın, cesaret olmadığını anlamıştım artık.

Cesaretli olmak için, öncelikle cesaretin ne olduğunu anlamak gerekir. Cesaret, korkaklığın tersi değildir. Bir eyleme karşı korkak davranma cesareti göstermek dahi cesareti içine alabilir. Zaman ve mekân, cesaretin oluşmasına ya da gereksizliğine karar verebilir. Yirmi metrelik bir falezden denizin mavi sularına balıklama dalmak bir cesaret işi değildir. Yüksekten atlama teknikleri konusunda eğitim alınmamış ise, on saniyelik bir böbürlenme ölümle sonuçlanabilir.

Her erdemde olduğu gibi cesaretli olmak da, bilgiye dayanır. Cahil cesaretini hepimiz biliriz. İşe yaramaz cesaretimizin eyleme geçmesi, edindiğimiz bilgiler ile ters orantılıdır. Cesaret beraberinde temkinli olmayı getirir. Cesaret, usta bir satranç oyuncusunun rakibini mat edecek son hamlesidir. Araçların son sürat geçtiği oto yollarda yayaların karşıdan karşıya geçmesi cesaret değildir. Hele, beline silahı takıp, sözde kabadayı davranışlarla etrafına korku salıp, ölüme meydan okumak, düpedüz cesaret erdemine bir hakarettir.

Cesaretle yapılan bir eylem, beraberinde gerek kişiye gerekse topluma olumlu bir sonuç getirmelidir. Kolay eylemin cesareti yoktur, zorluklarla mücadeledir cesaret. İşte bu yüzden, insanlığın en önemli erdemlerinden biridir. “Zor olduğu için cesaret edemediğimiz şeyler, aslında biz cesaret edemediğimiz için zordur.” diyen Seneca, yaşayıp da Çanakkale Savaşı’nı görseydi, müdafaası çok zor olduğu bilindiği halde, Çanakkale’yi “geçilmez” yapan Türk Askerinin destansı cesareti üzerinde bir kere daha düşünürdü.

İçeriğinde, insan, vatan, doğa sevgisi barındıran, derin bilgilerle donatılmış cesaretin karşısında kim durabilir ki. Bu duygu, öylesine asil, öylesine alçak günüllüdür ki, yeri geldiğinde manevi hislerimizi bir çırpıda dile getirmemizi sağlayıp, bıyıkları henüz terlemiş delikanlının yavuklusuna sevdasını dillendirir, yeri geldiğinde, eylemi gerçekleştiren cesur yürek hayatını ortaya koyup, insan hayatı kurtarır, yeri geldiğinde de, söz konusu vatan topraklarını savunmak ise hiç düşünmeden kanını, canını feda eder.

Yapılan araştırmalar, özellikle gelişmiş ülkelerde meydana gelen intihar olaylarının çoğunu, başlarından geçen olumsuz olaylar sonucunda yaşama küsen, yalnız kalmaktan korkan insanların gerçekleştirdiğini ortaya koymuştur. Her türlü koşulda yaşama gülümsemek de bir cesaret işidir. “Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir. Şerefini kaybeden, birçok şey kaybetmiştir. Cesaretini kaybeden, her şeyini kaybetmiştir.” görüşüyle Goethe, yitirilen, yitirilmek üzere olan soyut ve somut olguların cesaret sayesinde tekrar yerine konulabileceği iletisini vermektedir.

Cesaret konusu, insanlık tarihi boyunca hep gündemde kalmış, kalmaya da devam edecektir. Klasik filozaflar, modern bilgeler bu konuyu derinlemesine araştırıp, birbirinden güzel düşüncelerini insanlığa sunacaklardır.

Aklımdan öylesine bir geçirdim; eğer, Socrates, Platon, Aristo dünyada örneği az görülebilecek bir bağımsızlık savaşıyla, gerçekleştirdiği devrimleriyle dünya tarihine malolmuş, cesaretin simgesi haline gelen dev bir kahraman Ulu Önderimiz Atatürk’ü tanımış olsalardı, cesaretin erdemi hakkındaki o muazzam düşüncelerine, yeni tümceler ilâve ederler miydi? Ne dersiniz?




Paylaş | | Yorum Yaz
77 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
Kurtulun mu sandın dertten - 12/03/2017
Kurtulun mu sandın dertten
 Devamı