Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
TARİH YOLU...
01/01/2012

TARİH YOLU...

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız tatillerini ülkemizde geçirmek istediklerinde genellikle karayolunu tercih etmektedir. Özellikle kalabalık aileler, daha ekonomik olması sebebiyle bu yorucu yolculuğa katlanmak zorunda kalırlar. Bir de yolda karşılaştıkları  haksız uygulamalar, vize sorunları, geçtikleri ülkelerin güvenlik görevlilerinin rüşvet talepleri bu yolculuğu çekilmez bir duruma getirir. Konsoloslukta çalıştığım yıllarda, özellikle yaz aylarında vatandaşlarımıza, derneklerimize  bu sıkıntılı seyahat hakkında aydınlatıcı bilgiler verir, mümkün olduğunca onları ülkemize havayoluyla seyahate teşvik ederdik.

Yıllarca bu çileyi çeken vatandaşlarımızın başlarından geçen maceralı yolculukları birçok romana konu olabilecek fazlalıktadır

Vatandaşlarımızın haklı şikayetleri doğrultusunda yapılan girişimler neticesinde  günümüzde bu sıkıntılı seyahat maceraları ülkelerarası anlaşmalarla en az düzeye indirilmiş, Avrupa’da çalışan vatandaşlarımızın ülkemize karayoluyla yaptıkları seyahatleri bir zulüm olmaktan çıkmıştır.

Ben de 30 yıldır Fransa-Türkiye arasında devamlı seyahat ederim. Mecbur kaldığım iki-üç kara yolculuğu dışında, ülkeme  son yirmi yıldır uçakla gider gelirim.

Yukarıda da değindiğim gibi, günümüzde, Avrupa ülkelerinden vatanımıza yapılan kara yolculuklarında Hırvatistan, Bulgaristan, Macaristan gibi ülkeler dışında artık sıkıntı yaşanmamaktadır. İtalya ve Yunanistan’ın Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızdan transit vize mecburiyetini kaldırması üzerine vatandaşlarımız da İtalya üzerinde feribotla Yunanistan’a oradan da karayoluyla ülkemize ulaşmayı genelde tercih etmektedir. En güvenli yol da budur zaten.

Artık sular durulmuşken, ben de bu hafta, seyahatimi bu güzergah üzerinden yaptım. Yüzde sekseni otoyol olan 1350 km’lik Blois (Fransa)-Ancona(İtalya) arasını iş arkadaşım Volkan Toker ile kat ettikten sonra Ancona- Igoumenitsa(Yunanistan)  arasında 16 saatlik bir feribot yolculuğumuz oldu.

Yunanistan’ın kuzey batısında yer alan bu şirin liman kenti, Adriyatik’le kucaklaşan yeşil dağları, kristal mavisi deniziyle  ülkenin batısındaki ikinci büyük liman özelliğini taşıyor. Kente, İtalya’nın Venedik, Ancona, Bari, Brindizi  limanlarından feribotlar sefer yapıyor.

1479'da Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı yönetimine katılan İgoumenitsa 1913'teki Balkan Savaşları'na kadar Reşadiye ismiyle Osmanlı idaresinde kalan ve halkına Grava denilen bir balıkçı kasabasıydı. II.Dünya Savaşı'nda tahribata uğramış, sonraki yıllarda ise İtalya'ya yakın bir konumda bulunması avantajı ile önemli bir liman kenti olmuş.

Toprakları Türk tarihi kokan bu kentten İpsala sınır kapımıza kadar Yunanlılar 670 km’lik mükemmel bir otoyol yapmışlar. Ülkemize kadar uzanan Egnatia adındaki bu yol boyunca, bir zamanlar Osmanlı’nın yönetiminde olan İyonya, Kavala, Drama, Selanik, Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe ve yüzlerce Türk köyünü geçerken tarihin derinliklerine dalıp gittim.

 

SELANİK

1430 tarihinde padişah II. Murat'ın yönettiği  Osmanlı ordusu tarafından fethedilen Selanik, 1492 yılında İspanya'dan kovulan Sefarad Yahudilere kapılarını açmış, 500 yıla yakın bir süre boyunca bir Osmanlı şehri olarak kalmış, Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline gelmiş, Osmanlı Devleti'nin İstanbul'dan sonra 2. büyük kenti olmuş. 9 Kasım 1912'de garnizon komutanı Tahsin Paşa Yunan Ordusu'na hiç bir direniş göstermeden şehri teslim etmiş.

Selanik ovasınının ortasından yılanvari bir yapıyla geçen otoyolda aracımı sürerken, gözlerim uçsuz bucaksız ovalara dalıverdi. Ulu Önder Atatürk’ün, bu kentte doğduğu, çocukluğunu burada geçirdiği, sokaklarında  koşturduğu gözlerimde canlandı. Atatürk Evi bugünkü Selanik'in Aya Dimitriya mahallesinde ve Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaradadır.

KAVALA

Kanuni Sultan Süleyman Tarafından yaptırılan ve şehri baştan başa kat ederek şehri bir gerdanlık gibi süsleyen ve dimdik ayakta duran tarihi su kemerinin bulunduğu,1374'te I. Mahmut döneminde Osmanlıların eline geçen kente ne zaman Kavala denildiği bilinmiyor. Rivayete göre Osmanlıların ardından kenti işgal eden Cenevizliler'den kalma bir isim. 1396'da Yıldırım Bayezit tarafından geri alınan kent, Balkan Savaşı'nın başlarında Bulgarların, 1912 yılında da Bulgarları kovan Yunanlıların eline geçmiş.


DRAMA

“Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez

Soğuktur suları bre Hasan bir tas içilmez

Anadan geçilir Hasan yardan geçilmez

At martini Debreli Hasan dağlar inlesin

Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin”

türküsüne konu olan köprünün yeri, Drama’dadır. Drama Köprüsü türküsü, Debreli Hasan’ın türküsüdür. Bu türkü özellikle Ruhi Su tarafından okunduktan sonra haksızlığa karşı direnenlerin ve başkaldırının türküsü olarak söylenmiş ve çok sevilmiştir.

Osmanlı döneminde Balkanların önemli bir tütün üretim ve işleme merkezi
olan Drama kenti, Balkan Savaşı sonrasında Yunanistan sınırlarına katıldı.

Drama'nın Türk-Müslüman halkı, 1923 yılında imzalanan Mübadele
Sözleşmesi'nden sonra Türkiye'ye göç ettirildi. Tütün yetiştiriciliği yaptıkları
için Türkiye'de de Samsun, Bafra, Alaçam, Manisa, Edirne ve Gebze gibi bölgelere yerleştirilmeleri sağlandı.

Egnatia Otoyolu sanki tarihi bir dokuyu ülkemize kadar birleştirmek amacıyla yapılmış gibi geldi bana. Hepimizin bildiği İpek Yolu’nun bir benzeri “Tarih Yolu” dedim ben ona. İpsala’dan vatanımıza giriş yaptığımızda geride bıraktığım buram buram tarih kokan bu yolun, Gelibolu’ya, oradan da  kahramanlıkta tüm dünyaya ders verdiğimiz Çanakkale’ye kadar uzandığını fark ettim.

Çanakkale’nin ardından zümrüt yeşili çamlarla kaplı, Alp’lerden sonra dünyanın en fazla oksijen üreten, dünyada olmayan bir çok bitki türünü barındıran “Tanrılar ve Aşklar Dağı İda” Kaz Dağlarını geçtikten sonra, karşımıza çıkan Edremit Körfezi yeşile doymuş gözlerinizi aniden maviyle beslemeye başlar ve bizi İzmir’e ulaştırıverir.

Bir zamanlar gurbetçi vatandaşlarımızın zulüm yolu,  günümüzde  Osmanlı tarihinin bir bölümünü ve doğanın güzelliklerini içine alan keyifli bir yolculuk haline dönüşüverir.

Akşam karanlığına doğru Bornova’mıza ulaştığımızda, çocukluk arkadaşlarım olan, Dramalı, Kavalalı, Selanikli, İskeçeli, Reşadiyeli dostlarımı anımsadım. Onlara tek tek ulaşıp, atalarının, dedelerinin, ninelerinin yaşadıkları topraklardan selam getirdiğimi anlatmak için sabırsızlanıyordum.

Şimdilik sizlere buradan selam ediyorum. Gelecek günlerde her birinizi gördüğümde sizleri başka duygularla sıkı sıkı kucaklayacağım kardeşlerim benim.

 

Yavuz Atıl

Bornova, 11 Mart 2011



Paylaş | | Yorum Yaz
1384 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı