Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
GEVROOO !...
01/01/2012

GEVROOOO !....
Bu sabah Pazar keyfini çıkarmak için kahvaltımı gevrek ile yaptım. Yılda birkaç kez gelebildiğim Bornovamıza her geldiğimde gevreksiz kahvaltı yapmadan ayrılmam zaten. En hoşuma gideni de, kahvaltımın sonunda tabağıma dökülmüş susamları dilimle ıslattığım işaret parmağımla tek tek toplayıp yemektir.

Bunu yaparken çok eski günlere geri dönüp,  sabahın alaca karanlığında, gevrek fırınında sıramı beklerken yanık pekmez ve meşe alevlerinin birbirine  karışarak ortaya çıkardığı hoş kokuyu anımsadım.

Bornovanın tarlabaşı mevkiinde, Topçu Tugayı’nın eski giriş kapısına yakın, 1940’lı yıllarda yapıldığı söylenen  bir  fırın vardı. Bu fırın Bornova’nın tek gevrek çıkaran fırınıydı. 1960’lı yıllarda sabahın beşi altısı gibi, içlerinde benim de bulunduğum Bornovanın çocuk  “Gevrekçileri” bu fırının önünde toplanır, kimisi 30, kimisi 40 gevrek alır, sorumlu oldukları bölgelere gevrek satmaya çıkarlardı. Ben ve mahallemde oturan çocuklar, yolumuzu kısaltmak için,  Bornova’yı ikiye ayıran ve o zamanlar tek köprüsü olan Eski Köprü’den geçmek yerine  gecenin karanlığında Bornova Çayının kış aylarındaki azgın sularıyla boğuşarak bir çırpıda karşıya geçiverirdik.

Günümüzde nasıl olduğunu bilmiyorum ama, bizim zamanımızda, sepetine gevreğini koyan çocuklar kendi bölgelerine gelmeden önce “Gevriyeeeeek” diye bağırmadıkları gibi, başka çocukların satış alanlarına da girmezlerdi.

Gevrekçi çocukların kontr tenor sesleriyle;

-Gevriyeeeeeek,

-Gevrooooooo,

- Taze sıcak gevreeeeek,

Diye bağırışmaları Bornovalı’ların çalar saatıydı. Gevrekçi çocukların seslerinin kesilmesiyle birlikte insanlar yeni bir yaşama başlarlardı.

Dilimin ucuyla ıslattığım işaret parmağımla tabağımdaki susam tanelerini tek tek toplarken,  gevrek satan başka bir çocuğu gördüğümde kuralların değiştiğini anladım. Bunu doğal buluyorum. Bizim çocukluğumuzdaki 15-20 bin nüfuslu Bornova, yerini dev bir yerleşim merkezine bırakmıştı.

Ülkemizde hemen hemen her kentte simit denilen gevreğe, İzmirlilerin neden gevrek ismini verdiklerini araştırıp sizlerle paylaşmak istedim.

Dil, insanların onu nasıl kullandığına bağlı olarak sürekli şekil değiştirmekte olan yaşayan ve gelişen dinamik ve organik bir yapıdır.

- Hamur işlerinin gevrek olanını severim.

- Bana dört gevrek verir misin?

Birinci cümlede sıfat görevinde olan gevrek sözcüğü  ikinci cümlede isim olarak kullanılmış.


Buradan da anlaşılmaktadır ki, sıfat olarak kullanılagelen bir kelime zamanla değişime uğrayarak isim görevi görmeye başlamış.

Konunun tarihsel yönüne bakacak olursak;

450 yıl önce Kırım Değirmendağı mevkiinden gelen Tatar Türklerinin İzmir’e yerleşmesiyle birlikte gevrek de İzmir’e gelmiş olur. Tatar Türkleri  geleneksel yiyecekleri olan gevreği, İzmir’de yetişen sultaniye üzümlerinden hazırladıkları pekmezde önce kaynatarak sonra da fırınlarda pişirerek yapmaya başladılar.

Gevrek mi? Simit mi? Sorusuna geldiğimizde ise,  gevrekle simit farklı şeylerdir. Farklı nesneler olmasının  sebebi pişirilme esnasında ortaya çıkmaktadır.

Gevrek, nohut mayalı hamurun kızgın pekmez dolu kaplarda bir süre pişirildikten sonra üzerinin susamlanması ve fırına verilerek tekrar pişirilmesinden elde edilir.  Burada iki kez pişirilme sözkonusudur. Böylece gevrek çıtır çıtır olur.

Simit  ise, hamur üzerine sulandırılmış pekmez sürüldükten sonra üzeri susamlanır ve ardından fırında pişirilmesiyle elde edilir.

Gevrekle simidi yuvarlama işleminde de farklılık vardır. Simit bükülerek yuvarlanırken, gevrek düz olarak yuvarlanır.

Kısacası, Gevrek ile simit arasındaki benzerlik sadece şekil ve hammadde benzerliğidir. Yapılma teknikleri ve tadları bir hayli ayrıdır.

Gevrekle simidin aynı şeyler olduğunu iddia etmenin, imambayıldı ile karnıyarığın  aynı şeyler olduğunu söylemekten bir farkı yoktur.

İzmir’in yanı sıra, Çanakkale, Aydın, Milas, Muğla ve bazı illerimizde kullanılan gevrek sözcüğüne, Bulgaristan'da 'gevrek',  Sırbistan'da 'çevrek' ve Romanya'da da 'covrigi' denir.

İşaret parmağımda kalan son susam tanesini de yerken, yoldan geçen üçüncü gevrekçinin yanık sesi beni hayal dünyamdan uyandırdı.

İçimden, kendi çocukluğumu gördüğüm  bu sevimli çocuğun sıkı sıkı sarıldığı sepetindeki tüm gevrekleri almak geçti. Amacım gevrekleri bitsin de bir an önce evine dönsün dü.

 

Yavuz Atıl

20 Mart 2010

Bornova



Paylaş | | Yorum Yaz
1506 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı