Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Apollon’un Midas’a cezası...
01/01/2012

Apollon’un Midas’a cezası...

Uçsuz bucaksız yeşil doğada, lalelerin al etekliğini giymiş, sarı çiçekleri başlarına taç yapmış  ilkbaharın karı papatyalar, balarılarının kanat çırpmalarıyla serinlerken, içimizde bir hareketlilik başlar, doğa ile sevişmek isteriz.

Bu duygulara esir olarak, arkadaşlarla küçük bir gezi tertipledik.

İlk durağımız, Bornova’ya 80 km mesafede bulunan Tire oldu. Hititler dönemine kadar uzanan kaynaklarda, adının Hisar-Kale anlamına gelen Tyhra, Thira, tarihi yapıları, el sanatları, çarşısı, yöresel yemekleriyle renkli bir ilçe. Osmanlı kültürünü yaşatan izlerin görüldüğü çarşısındaki, dükkanlarında semer yapanlar, keçeciler, ipçiler, urgancılar, saraçlar, yorgancılar, nalıncılar, yularcılar, hasırcılar bizleri tarihin derinliklerine atıverdi.

1646 m. yüksekliğindeki Güme Dağları, Gediz ve Küçük Menderes nehirlerinin beslediği verimli toprakları koruyan bir dev gibi kenti sarıyor.

Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde varlığını koruyan kentin tarihi M.Ö. 2000 yıllarına kadar gidiyor.

Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde "Şeh-ri Muaz-zam Tire" olarak adlandırılan Tire’yi,  Katip Çelebi  "Eski Taht Şehri" olarak nitelendirirken, 1908 Aydın Vilayeti Salnamesi'nde ilçe "Ulemalar Yatağı" olarak geçmekte.

Tire’ye gelip te, meşhur Tire köftesini, ardından da karadut reçelli lor peynirini yemeden ayrılmak olur mu hiç.

Her ne kadar onu tahrip edip yoketmeye çalıştığımız ama, inatla bize güzelliklerini sunmaya devam eden doğayı utanarak, biraz da suçluca izlerken, Tire-Ödemiş yolunun nasıl geçtiğini farketmedik.

Zaman darlığı nedeniyle Ödemiş’i ziyaret edemeden doğruca Gölcüğe doğru yol almaya başadık. Ödemiş'i çevreleyen Bozdağlar'da bulunan bu şirin yaylanın tam ortasında bulunan, çevresi 6850 metre, derinliği 8 metre olan gölde tertemiz hava, yemyeşil bitki örtüsü, sessiz ve sakin ortamın esiri olarak kendimizi göl kenarında yürürken buluverdik.

Göl kenarında 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün 1934 yılında kalmış olduğu günümüzde otel olarak kullanılan tarihi binanın önünde şehidlerimizi andık

“A” dedirten tepe


Gölcük’e ilk kez gidiyorsanız, sağınızda aniden beliren gölü gördüğünüz an, ağzınızdan ister istemez “A” nidası çıkıyor. 1938 yılında Gölcük yaylasına giden İsmet İnönü’nün Bozdağlar’da gölü gördüğü an hayret ifadesi olarak “A” demesiyle, bu mevkii “A tepesi” olarak isimlendirilmiş.

Nefis ot yemekleriyle geçirdiğimiz bir akşam yemeğinin ardından, ertesi gün kuş sütünün eksik olduğu bir sabah kahvaltısının verdiği zindelikle Bozdağ’a hareket ettik.

Yüksekliği 2159 m’ye ulaşan Bozdağlar, Ege bölgesinin geniş ve verimli tarım alanlarını  adeta çepeçevre kuşatmış. Gediz ve Küçük Menderes ovaları arasında, doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 170 km uzanan sıradağlar üzerindeki yüksek düzlükler bölgenin yaylaları olarak önem taşımakta.

Tarih öncesi çağlardan günümüze bir çok kültüre nimetlerini sunmuş, bir çok efsaneye ve mitolojik kahramana ev sahipliği yapmış. eski çağlardan beri insanların ilgisini çekmiş. Bozdağlar üzerindeki yaylaların Efes antik kentinden Sart’a ulaşımda kullanıldığı bilinmekte.

Bozdağ’ın mitolojide ilginç bir şekilde yer aldığı hikayesi var.
Müzik tanrısı Apollon, Bozdağ’da  lir çalmayı çok severmiş. Yeryüzünde bu liri en güzel kendisinin çaldığını söyleyip övünürmüş. Apollon bir gün en az kendisi kadar güzel lir çalan çoban Marsias’ı çağırmış. “Bu dağa iki usta çalgıcı fazla” diyerek, onu yarışmaya davet etmiş.

Yeteneklerini en iyi şekilde sergileyen Tanrı ve çobanı dinleyen jüri içinden, sadece Kral Midas çobana oy vermiş. Bunun üzerine Apollon Marsias’ın derisini yüzdürmüş. Yanlış kararı yüzünden Midas’ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirmiş. 

Bozdağ’ın zirvesindeki karları, yaylasındaki papatyalar taklit etmişler. İlk baharın karı papatyalar görevi üstlenmişler sanki.

Anasından ayrılmak istemeyem yavru kuşlar gibi Bozdağ’dan uzaklaşırken yeşile doymuş gözlerimiz Bozdağ’ın karıyla neye uğradığını şaşırmıştı.

Bozdağ’dan Salihli’ye doğru ilerken, Kırkoluk’un serin suyuyla yüzümüzü yıkadık.  Doğanın fırçalarıyla şekillenmiş tualler panoramayla tek tek geçerken, nereye bakacağımızı kestiremiyorduk.

Allahdiyen kasabasında kahvemizi içerken, neden bu  ismin konulduğu konusunda bilgi sahibi olmak istedik.

Rivayete göre köyün isminin bir zamanlar o yörede yaşayan Erenler dedesinden geldiği söyleniyor. Erenler Dede’sinin başını bir nedenle köyün aşağılarında  kesiyorlar. Sonra da onu köyün tepesine kadar taşıyorlar. Ancak bu sırada erenler dedesi sürekli “Allah” diyerek kesik başıyla tepeye kadar geliyor. Ardından kendisini köyün tepesine gömüyorlar. Köyün adı da buradan geliyormuş.

Başka bir rivayete göre ise; Köye çıkılan yokuşların çok dik olmasından dolayı çıkan insanların Allah Allahdiyerek yol almasından dolayı önceleri "Allah dedirten" daha sonra "Allahdiyen" olarak verilmiş.

Rivayet ne olursa olsun, biz asırlık çınarların altında kahvemizi yudumlarken Allah demekten kendimizi alamadık.

Serin yaylalardan, virajlı yollardan geçerek Salihli ovasına vardığımızda antik Sard kentinin kalıntıları bu kez bizi doğadan koparıp çok eski zamanlara sürükledi.

M.Ö. 1900 yıllarına inebilen Sard’da, Pers yenilgisine kadar Lidya uygarlığı görülüyor. Persler’in, Büyük İskender’in ve İskender’in komutanlarının eline geçen Sard, M.Ö. 180 yılında Bergama Krallığı’na, sonra da Roma idaresine geçmiş. M.Ö. 17′de büyük bir deprem yaşayan Sard, M.Ö. 4. asırda da Bizans’ın piskoposluk merkeziymiş.

Hiç bitmesini istemediğimiz gezimizin son noktası Belkahve’den Bornova’mıza ilerlerken doğadan binlerce özür diledim.

Baharın ve papatyaların çağrısına uyarak, doğayı kısa süreyle ziyaret edivermiştik. Oysa o, kendisine yaptığımız bunca haksızlıklara, zorbalıklara rağmen güzelliğini bizden hiç sakınmamıştı.

Hani atalarımızın bir sözü vardır « Sakin atın tekmesi pek olur » diye. Bizim mahvetmeye çalıştığımız bu güzelim doğa bir gün kızarsa, Müzik Tanrısı Apollon’un Midas’a yaptığından fazlasını yapmaya muktedir olduğunu unutmayalım.

Yavuz Atıl

Blois, 30.03.2011

 



1283 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı