Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Carmageddon mu ? Keloğlan mı ?
01/01/2012

Carmageddon mu ?
Keloğlan mı ?

Günümüzde uluslararası bir kimliği olan 23 Nisan, Türklerin Çocuk Bayramıdır. Bu günün bayram oluşunda (23 Nisan 1920),  « Millî Hakimiyet » ve « Çocuk Bayramı »  kavramlarının ayrı ayrı yeri olduğu, Çocuk Bayramının,  resmi bayram anlayışının dışında geliştiği,  ilk kez, 23 Nisan 1927'de Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu)'nin kutlaması ile başladığı,  1927-1981 yılları arasında kanunla belirlenmiş bir adı olmaksızın kutlandığı, resmi adının 1981'de çıkarılan bir kanunla "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğu ve  bu bayramın 1979'dan sonra uluslararası bir kimlik kazandığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun çabaları ile bu bayramın, dünya çocuklarının günü olma yolunda ilerlediği tarihçilerimiz tarafından çeşitli vesilelerle dile getirilmektedir.
Atatürk'ün çocuk sevgisini,  O’nun manevi çocuklarıyla ilişkisini hepimiz biliyoruz. Ulu Önder, konuşmalarının bir çoğunda   « Bugünün küçükleri yarının büyükleri »  diyerek geleceğin, çocukların elinde olduğunu her fırsatta belirtmiştir. 1924'te ilk Meclis'in açılış tarihi olan '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasını istemiş, bu tarihten 5 yıl sonra ise bu bayramı çocuklara armağan etmiştir.
Ulu Önder Atatürk, bu bayramı çocuklara armağan ettikten sonra : « Küçük hanımlar, küçük beyler, sizler hepiniz geleceğimizin gülü, yıldızı, bir mutluluk pırıltısısınız. Memleketi asıl aydınlığa götürecek olan sizlersiniz. Kendinizin ne kadar kıymetli ve mühim olduğunuzu düşünerek, ona göre çalışınız, sizlerden çok şeyler bekliyorum » demek suretiyle, çocuklarımızdan beklentilerimizi dile getirmiş ve onlara önemli sorumluluklar yüklemiştir.
Dünyanın hiçbir ülkesinde çocuk bayram yoktur. Gelişmiş bir çok ülkelerde bile olmayan bu bayram, günümüze kadar kesintisiz ve büyük bir coşkuyla kutlana gelmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 91 yıl önce okul sıralarından oluşan ve Ankaralı marangozların imal ettiği bir kürsüyle çalışmalarına başladı. 91 yılda Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletine yakışır bir konumda modern binası,  teknolojinin en son olanaklarıyla donanmış bir şekilde çalışmalarına devam ediyor.
Ancak, çocuklara bir bayram armağan etmek onlara verilen değer için yeterli midir ?
Yılda bir kez makam koltuklarına oturtmak, uluslararası şenlikler düzenlemekle çocuklarımızı geleceğe hazırlamış mı oluyoruz?
Her çocuk gizil bir filozof ve bilim adamı olarak doğar. Ama bu gizil güç çok kırılgandır. Beslenip korunmazsa 6-7 yaşlarında söner ve kırılmaya başlar.
İşte bu aşamada devreye girecek olan görsel ve işitsel yayınlar çocuklarımızın içlerinde gizli kalmış güçlerinin ortaya çıkmasında yardımcı olurlar.
4-7 yaş arasındaki çocuklara yönelik yayınlar gelişmiş ülkelerde adeta sanayileşirken, ülkemizde geç te olsa son yıllarda yapılan ciddi çalışmaları sevinçle izliyoruz.
Fakat, bunun yeterli olduğu kanısında değilim. Üzüntüyle söyleyebilirim ki, hâlâ televizyonlarda, bilgisayar oyunlarında, çizgi romanlarda vurucu, kırıcı, şiddet içerikli yayınlar başı çekmekte. Hâlâ yabancı kaynaklı çizgi filmlerin, masalların boyunduruğu altında kalan çocuklarımız başka ülkelerin kültür ve sosyal yapıları gözönüne alınarak hazırlanmış yapımları izlemek zorunda kalmakta.
Oysa, bizim, Nasrettin Hocamız, Keloğlanımız, Karagöz-Hacıvatımız, Dede Korkut Masallarımızın yanında,Türk halk edebiyatı araştırmaları öncüsü Pertev Naili Boratav’ın 2000 masal, 40 halk hikâyesi, çocuk oyunları, türküler, tiyatrolar, şarkılar, fıkralar, şiirlerden meydana gelen zengin bir arşivi vardır. Araştırılması halinde de bunun kat kat fazla olacağı düşüncesindeyim.
Üstelik, kendi kültür ve sosyal yapımıza bağlı kalınarak yeni masal kahramanlarının yaratılması, bunların çocukların yetişmesine, sağlıklı bir düşünce yapısına sahip olmasına yönelik eğitici özellikleri yanında, barış ve kardeşliği destekleyen mesaj vermeleri sağlanamaz mı?
Bu günün küçüğünün, yarının büyüğü olacağı gerçeği karşımızda dururken, sadece yıllık kutlamalarla çocuklarımıza olan sorumluluğumuzu geçiştiremeyiz.
Bir yandan çocuklarımızın, gençlerimizin, şiddet içerikli bilgisayar oyunlarına, televizyon programlarına ya da yazılı yayınlara yönelmelerini kaygısızca izleyen, öte  yandan, onlara dünyada eşi benzeri olmayan bir bayram armağan eden anlayışı benimsemiş görünen  anne ve babalara gerçek çocuk bayramının yılda bir kutlanmasının yetersiz olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Eğitimde sınırın olmadığı, biz gereğini yapıyoruz demenin yetersiz olduğu gerçeğini görmeliyiz. Dünya klasikleri arasına girmiş evrensel masalları, barış ve kardeşlik iletisi veren çocuk filmlerini çocuklarımızla paylaşırken, kendi kültürel ve sosyal değerlerimizi dile getiren yapıtları da ihmal etmeyelim.
Şiddet içeren bilgisayar oyunlarının her türlü öldürme, parçalama ve yok etme örnekleriyle dolu olduğu düşünüldüğünde, çocuklarımızın ne kadar büyük tehlike içinde olduğunu kestirmek pek zor değildir.
Keloğlan, Hacıvat-Karagöz, Nasrettin Hoca’mızı çocuklarımıza sevdirmek için bu kahramanlarımızın ellerine mutlaka makineli tüfek mi tutturmak gerekiyor.
Sevgili çocuklar, Atamızın yolundan yürümeye devam etmenin, onun dediklerine önem vermenin, eserlerine sahip çıkmanın görevi verilmiştir sizlere.
Dünün küçüğü, bugünün büyüğü olan anne ve babaların, onların biricik yavrularının  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını candan kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
 
Yavuz Atıl
Blois, 23.04.2011



Paylaş | | Yorum Yaz
1046 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı