Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Febris’in gazabı..
01/01/2012

Febris’in gazabı..

Yaşlanma, doğanın acımasız bir gerçeği. Bilimsel alanda ne kadar ileriye gidersek gidelim, yaşlanmayı önleyen bir çözümü asla bulamayacağız. Bunu geciktirebiliriz ama, önlemeyi asla. Doğanın değişmez kurallarına kim karşı gelebilmiş ki ?

Bedelini fazlasıyla ödeyeceğini bile bile, insanlık doğanın kurallarını değiştirmek için elinden geleni yapıyor. 4,5 milyar yaşında olan dünyamızla yarışa girip onu yoketmeye çalışıyor.

Yaşlanmayı geçiktirebiliriz, ancak, önleyemeyiz. Ancak, sağlıklı ve mutlu bir yaşlanma süreci geçirmek insanlığın elindedir.

Yaşlılarına saygı duyan, onlara şevkatli yardım elini uzatan nadir toplumlardan biridir Türk toplumu. İşte bu özelliğimizi kullanarak yaşlılarımıza hep sahip çıkmışızdır. Bunda da komşuluk ilişkilerinin büyük bir rolü vardır.

İnsanlarımız yoksul olabilir, ama, sokağındaki, apartmanındaki kimsesiz yaşlılara sahip çıkıp, onları bir tas çorbayla mutlaka ziyaret ederler.

Kaldığı evde, öldükten günler sonra yaydığı kokuyla farkedilen yaşlılarımız var mıdır bilmem ama, 2003 yılında, Avrupayı kasıp kavuran sıcak dalgası 70 bin kişinin ölümüne sebep olmuştu.  Üstelik sıcak dalgası denen bu doğa olayını biz ülkemizin bir çok bölgesinde her yıl yaşıyoruz.

Fransa’da 1873 yazında  yaşanan iki haftalık aşırı sıcaklarda 11 bin kişi ölmüştü. 130 sene  aradan sonra 2003 yılında, Temmuz sonu ve Ağustos ayının ilk iki haftasında yaşanan aşırı sıcaklardan 20 bin kişi hayatını kaybetmişti. İşin acı yanı ise, yaşamını yitiren bu insanların tamamı diyebileceğimiz kadarı hasta ve bakıma muhtaç yaşlılardı.

Fransız Sağlık İşleri İdaresi Başkanı Lucien Abenhaim açıklamasında,  ölenlerin çoğunun, sağlık durumu kritik olan kişiler ya da yaşlılar olduğunu açıkça ifade etmişti.

Aşırı sıcaklar diye bilinen bu dönemde, İspanya’da 15 bin, İtalya’da 20 bin, Almanya’da 9 500, Portekiz’de 2 500, Belçika’da 1 200, Hollanda ve İsviçre’de ise bin kişi olmak üzere yaklaşık 70 bin insan hayatını kaybetmişti.

Fransa’da durum o kadar korkunçtu  ki, ambulanslar evlerden cenazeleri almaya yetişemiyordu. Yerleşim yerlerindeki, apartmanlardaki kimsesiz, hasta yaşlılara ölümlerinden günler sonra ulaşılıyordu. Morglarda yer kalmamıştı.

Avrupalılar bu olayı, bir doğa afeti olarak nitelendirmişlerdi. Elden bir şey gelmezdi. Ancak, komşuluk ilişkilerini irdelemek akıllarına gelmemişti. Belki utançlarından bunu dile getirmek istemiyorlardı.

Avrupa’da 2003 yılında yaşanan bu trajik olay, insanlığa bir ileti niteliğindeydi.

Evinin yan tarafında yaşlı ve bakıma muhtaç bir insan var. Öldüğünü rahatsız edici kokusundan anlıyorsun !

Doğayla savaşmamız, ona karşı koymamız, mahvetmeye çalışmamız   nafiledir. Onun, bu yaptıklarımız karşısında bize yapacağı zulüm binlerce kat olabilir.

Bununla birlikte, bırakın doğal afetleri, normal yaşamda bile birbirine yardım edemez hale geldi insanlık. Bu bencilliğin sebebi neydi acaba ?

1999 yılında, Paris’in 17inci bölge Belediye Başkan Yardımcısı Atanase Périfan, aynı apartman ya da mahallede yaşayan insanların birbirlerine kaynaşmalarını, tanımalarını, yardımlaşmalarını hedefleyecek olan « Komşular Bayramı » fikrini ortaya atmıştı. Sanki başlarına gelecek olan felaketten haberciydi.

2000 yılında bu fikir Fransa Belediye Başkanları Derneği ve Sosyal Konutlar İdaresi tarafından benimsendi ve desteklendi.

Takip eden yıllarda, bu etkinliğe katılım çığ gibi büyüdü. 1999 yılındaki 10 bin kişilik katılım sayısı 2010 yılında 10 milyona çıkmıştı.

2003 yılında yaşanan felaketten sonra, Komşular Bayramı 2004 yılından itibaren Avrupa ülkelerine de yayılmaya başladı. Halen Avrupa’da 150 civarında il her sene Mayıs ayının son Cuma günü bu bayramı kutlamaktadır. Sokaklara, meydanlara uzun yemek masaları konularak insanların evlerinden yemek ve içecek getirmeleri suretiyle birlik ve beraberliğin temelleri atılmaktadır.

« Bir musibet bin nasihatten iyidir » der atalarımız. Avrupayı yakıp kavuran 2003 sıcaklarında, komşuluk ilişkilerinin zayıflığından kaynaklanan ölümler, Komşuluk Bayramının doğmasına vesile oldu.

Ulusumuzun en güzel davranışlarından biri olan komşuluğa önem vermeye ve birbirimize sıkıca bağlanmaya devam edelim derim. Aksi takdirde Febris’in gazabından kaçınmamız mümkün olmayacaktır.

 

Yavuz Atıl

Blois, 2 Mayıs 2011

 



Paylaş | | Yorum Yaz
1014 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı