Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
ONU KULLANMAYI BİLMEK !..
01/01/2012

ONU KULLANMAYI BİLMEK
Arkaya taralı ak saçları tel teldi. Gözlerinin feri sönmüş olmasına rağmen ümitle geleceğe bakıyordu. Yaşlı titrek ellerini ayrılmak istemeyen iki aşık gibi birbirine kavuşturmuştu. Gençken cüsseli olduğu belli olan vücuduhafiften bükülmüştü. Konuşmasındaki olgunluk ses tonundaki yorgunluğu hissettirmiyordu.

Bana aşkı anlatmasını istedim.

Apansız irkildi, bitkin vücudu canlanıverdi. Sanki bu soruyu yanıtlamak için yıllarca bekliyordu. Aniden gençleşivermişti:

- İlk kez yedi yaşımda aşık olduğumu anımsıyorum. Bence aşkın tarifi de en güzel böyle anlatılır. Ona, aşkdan başka verebilecek hiçbir şeyin olmadığını bildiğin halde onunla ömür boyu birlikte yaşama arzusu. 

Sonraki aşklarım, hepimizin hissettiği alışılagelmiş duygular. Hatıra defterlerimizde isimleri yazılı, ama, anımsamadığımız sevgililer.

Yedi yaşımdaki ilk aşkımı unutamadım nedense.Yeşil gözlü, sarı sırma saçları iki yana örülmüş, ince, uzun boylu biriydi. Bize misafirliğe geldiğide beni kucağına oturtur, pamuk elleriyle saçlarımı okşardı. Benden 20 yaş falan büyüktü. Aşk, şimdi zamanı değil diye beklemeyi bilmektir, sabırdır düşüncesiyle büyüdüğümde onunla evlenmeyi kafama koymuştum.

On yaşıma geldiğimde o evlendi. Onu bulamayacağım kadar uzaklara gitti. Daha da haber alamadım. Ardından geçen yıllarda başka aşklar tanıdım. Yüz kere aşık olup, yüz kere unuttum. Evlendim, çocuklarım oldu. Mutlu bir yaşam sürdüm. Son aşkım eşimi kaybettim. Ama, ilk aşkım hâlâ kalbimde. İşte aşk budur evladım.

Son cümlesinden sonra, tekrar eski görünümüne büründü. Solgun gözleri sonsuzluğa bakıyordu. O bakışında, ilk aşkının geri gelmesini bekleyen bir umut sezinlemiş, aşkın, rüzgarın ağaçların arasında dolaşırken çıkardığı sesi dinleyip sevgilisinin yanında olmadığına hayıflanma, yalnız kalma olduğunu anlamıştım.

Herkesin aşkı tanımlaması yaşadığı aşklarla görecelik taşıyor. Bu yaşlı adamın aşkı, sadece kendine özgü. Hepimizin mutlaka acıyla biten bir aşk macerası olmuştur.

Uğruna sayısız şiirler, hikayeler, masallar yazılan, insanları ölüme kadar götürebilen aşk hissi neden  bu kadar acımasız? Kendisine iyi niyetle yaklaştığımız halde, insanları hüsrana uğratan, paramparça yapan  aşk bizden  ne istiyor? Yoksa, biz onu kullanmasını mı bilmiyoruz?

Tarihte yaşanmış, dillere destan aşk hikayelerini ele aldığımızda, herbiri birbirinden hüsranlı, acılı, ölümlü, ibret verici.

Aşkta saygı vardır:

Babür İmparatorluğu'nun altıncı hükümdarı Şah Cihan (Şah-ı Cihan:Dünyanın Şahı) (1593-1666) Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen Tac Mahal’i büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu Begüm'ün doğum sırasında ölümü üzerine, onun anısına yaptırmış.

Aşk, gelir, geçer. Eğer çok ciddiye alınırsa da, öldürür :

Ailesinin Paris'le evlendirmek istemesi üzerine mutsuzluğa düşen Juliet'e  Romeo'ya kavuşabilmesi için, yakını olan rahip  bir yol gösterip  bir iksir verir. Sadece bir gün uyumasını sağlayacak olan iksiri içtiğinde herkes onu öldü zannedecektir.

Rahip sürgündeki Romeo'ya bir mektup yazar ama,  mektup Romeo'nun eline ulaşmaz. Fakat Juliet'in Paris'le evleneceği haberini alır ve yasağa rağmen geri döner. Döndüğünde Juliet’in öldüğünü zanneder. Juliet'in yanına yatarak hançeriyle kendini  öldürür. O sırada Juliet yavaş yavaş uyanır ve Romeo'yu yanında görür. Romeo'nun, kendisinin öldüğünü zannederek intihar ettiğini anlar ve o da Romeo'nun hançerini göğsüne saplayarak sevgilisinin intiharına eşlik eder. Ölümsüz aşklarına ölümle kavuşmayı yeğlemişlerdir.

Aslında, bu hikaye Romeo’nun gözünün önünden bir an bile ayırmak istemediği  Rosalind’e çılgınlar gibi aşık olmasıyla başlıyor. Romeo, Juliet'le karşılaştığında ise Rosalind'i unutuveriyor.

Aşkta iftira da vardır:

Her gece rüyalarına giren Yusuf, gündüzleri de Züleyha’nın hayallerinden çıkmaz olmuştu. Hazırladığı plan sonunda Yusuf’u odasına getirten Züleyha, nefsine hakim olmasını bilen Yusuf’a adeta saldırırarak kendisini onunla birlikte olmaya zorladı. Yusuf arkasını dönüp odadan kaçarken Züleyha gömleğine sarılarak yırtmıştı. Bu esnada odaya giren Züleyha’nın kocası Mısırlı Aziz şaşkına dönmüştü. Züleyha eşine: “Bu kölen bana saldırdı” diye yalan söyledi. Oysa Yusuf’un gömleği arkadan yırtılmıştı. Yusuf suçsuz yere zindana atılmıştı.

Aşkta üçüncü şahısların  yalanları vardır:

Şirin’e olan aşkı uğruna dağları delmeyi göze alan Ferhat, Şirin öldü diye gelen yalan haber karşısında  gürzünü havaya fırlatır ve başına düşen gürz onun ölümüne neden olur. Ferhat’ın ölüm haberini alan Şirin’de hançeri kalbine saplayarak kendini öldürür.

Aşkta başkalarının kıskançlığı da vardır:

Aslı’sını bulmak için yollara düşen Kerem kendisine yapılan her türlü haksızlık ve entrikalara rağmen, büyük aşkıyla evlenmeyi başarır. Ama, keşişin yaptığı büyü sonucunda Kerem, Aslı ile ilk gecesinde gömleğini çıkaramaz. Çıkarmak istedikçe de gömlek vücudunu daha fazla sarar. Yorgunluktan “ah” çeken Kerem’in ağzından çıkan ateşi söndürmek isteyen Aslı’nın saçları tutuşur ve iki aşık kül olurlar.

Bu iki aşığın külleri, Erciyesin eteğinde toprağa verilir; Erciyesin başındaki kar ; bu iki aşığın kefeni, yağan yağmurlar ise onların göz yaşıdır.

Aşk yeri geldiğinde ilahileşir:

Daha ilkokul yıllarında birbirlerine aşık olan Leyla ile Kays’ın  (Mecnun) aşklarına Leyla’nın annesinin  yasak koyması, Mecnun’un Leyla’sını bulmak için çöllere düşmesi, umutsuzluktan dünya ile ilişkisini kesmesi, yıllar sonra kendisini bulan Leyla’sını bile tanıyamaması ve sonunda ölen Leyla’sının mezarında canının içi aşkı için ölümüne dua eden Mecnun’un ebedi dünyada onunla birleşmesi, dünyevi aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşktır.

Aşk karşılıksız da oluyor, savaşlara neden oluyor:

Platon’un öğrencisine olan platonik aşkı, Pan’ın insanlardan kaçan Echo’ya olan umutsuz aşkı, Ares ile Aphrodite’in yasak aşkı,   Pygmalion’un fildişinden yaptığı ve aşık olduğu  Galateia, Orpheus ve Eurydike, Eros ile Psykhe, Odysseus ile Kalypso, uğruna şavaşlar çıkan Paris ile Helena. Daha nice aşklar hep hüzünle sonuçlanmış.

Birçok tarihi olayda, aşkların, intikam, kin duyguları ve felaketlerle neden olmasına  karşın, sevenler ve sevilenler arasındaki aşklar yüceltilmiş ve övülmüş.

Yaratılışın kökeninde aşk vardır diyebiliyorsak, biz aşkı kullanmasını bilmiyoruz.

 

Yavuz Atıl

Blois, 30.05.2011



1234 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı