Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Okşayarak dövme sanatı….
01/01/2012

Okşayarak dövme sanatı….

Seyrek beyaz saçlarının arasından süzülüp alnında bireken teri cebinden çıkardığı mendiliyle sildikten sonra, çelik gözleriyle benim meraklı bakışlarımı süzüyordu. Güçlü ve kendinden emin sesiyle : « Hayrola evlat, hiç demir büken görmemiş gibisin ? »

O yaşlı adamın böylesine kuvvetli kolları, kalın bilekleri, dimdik vücudu olması beni hayrete düşürmüştü. Dedikleri gibiydi aynen ; « Demiradam. » Kasabanın en eski demircisiydi. Kalın demir çubuklar onun emrine boyun eğercesine, elinde şekilden şekile giriyordu. Bir eliyle ocağı körüklerken alaycı ama sevecen bir tavırla beni süzüyordu. « Sana demirden bir çiçek yapayım » dedi. Kızgın alevlerde tavladığı bir demir çubuğu bir kaç çekiç darbesiyle gonca bir güle dönüştürüverdi.

Dağınık gibi görünen, ancak, dağınıklığın düzeni içinde mutlu bir yaşamı olduğu anlaşılan bu demirci ustasının, tarihin derinliklerinden gelen, anayurtlarından göçmek için dağları eriten ilk Türk neslinden olduğu  belliydi.

Kasabanın ve çevrenin tek demirci ustasıydı. Birbirinden güzel motiflerle bezenmiş, kapı, pencere korkuluklarını işaret ederek : « Gençler buna ferforje diyorlar. Oysa atalarımız demiri büküp şekil vermeye asırlar önce başlamış. Ben demir bükme diyorum. » Dediklerinde haklıydı Demiradam. Ferforje, Fransızca « fer forgé » den girmiş dilimize. Yani bir metali bükmek, şekillendirmek anlamına geliyor. Demir bükme varken biz niye ferforje deriz ki ? Üstelik, « Demirbüken » soyadına ne demeli ?

Demirleri tavladığı ocağın bir kenarına koyduğu isli çaydanlığından, demir tozlarıyla kaplı tezgahının üstüne koyduğu cam bardakları doldurdu. Benim üfleyerek içmeye çalıştığım kaynamış çayı bir dikişte içiverdi. « Ateş bana işlemiyor artık evlat, 70 yıldır şu gördüğün ocak ve körük benim en yakın dostlarımdır. » Sonra, kolunda, bacağında, bedeninin bazı bölümlerinde bulunan yanık izlerini gösterdi. « Beni çok yaktılar, ama, kabahat onlarda değil benim dikkatsizliğimdendir. Tıpkı insanlar gibidir tavlanmış demir, davranışlarında dikkatli olacaksın, yoksa seni yakar. Tavına getirip şekillendireceksin ama, usulune göre, severek, okşayarak, çekiç darbelerin ona okşama gelecek şekilde. »

Yanından ayrılırken, güçlü eliyle elimi sıktığında hafif bir acı hissetmiştim. Ardından sırtımı sıvazladı. Kalın, nasırlı kocaman eliyle  sırtımda dolaşan o kaba el, pamuk elli bir anne şevkatinin okşaması hissini vermişti bana.

Evimin kapısına bir parmaklık yaptırmak için gittiğim bu usta demirci bana demiri sevdirmişti. Demiradam bana, demirin ilk defa eski Türk yurdu olan Altay Dağları'nda bulunduğunu ve yeryüzüne dağıldığını anlattı.

Göktürkler ile Oğuzlar'ın atalarının  demirci olduğunu, Moğollar’ın demirciye  "Darhan" dediklerini,  Dokuz atası demirci olan adamın Şaman olduğunu, Şamanların büyüklerine de Tarhan adı verildiğini söyledi.  Bu, demirciliğin Türklerde yaygın ve saygın bir sanat olduğu gerçeğini ortaya koyuyordu.

Biraz düşününce, Osmanlı’nın meşhur kılıçları, savaşlarda kullandıkları topları aklıma geldi. Osmanlı mimarisinde kullanılan bükülmüş demir süslü kapılar, hanları, sarayları düşündüm. Türkler ezelden beri demirciydi.

Böyle olmasaydı, Demir, Demiralp, Demiray, Demirbilek, Demirbüken, Demircan, Demirhan, Demirdelen, Demirel,  Demirer, Demirgüç, Demirhan, Demirkan, Demirkaya, Demirkıran, Demirok,  Demirol, Demiröz, Demirtaş, Demirtiken, Demirtuğ, Demirtürk, Demiryürek gibi isim ya da soyad olarak kullanılan böylesine çok ünvan olur muydu ? Hangi dilde bu kadar çok demir ile ilgili isim vardır ?

Günümüzde modern astronomik bulgular, demirin dünyamıza süpernovaların patlaması sonucu ihtiva ettikleri demirin uzaya serpildiğini ve oradan da güneş sistemimize çakıldığını, güneş sistemimizin  demir elementini kendi bünyesinde üretebilecek bir yapıya sahip olmadığını,  demirin ancak güneşten çok daha büyük yıldızlarda birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabildiğini ortaya koymaktadır.

Bilimadamlarının savına göre : Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Bu patlama sonucu, içinde demir bulunan gök taşları uzaya dağılır ve bir gök cisminin çekimine yakalanıp çarpana kadar boşlukta dolaşır.

Toprakta bol miktarda demir bileşikleri bulunduğu, bitkilerin demiri topraktan, hayvan ve insanların da bitkilerden aldığı bilinen bir gerçektir.

Vücudumuzdaki demir eksikliğinin ciddi hastalıklara yol açacağı, beyin fonksiyonlarının çalışmasında demire ihtiyaç duyulduğu, vücudumuzun günde 8-10 mg civarında demire ihtiyacı olduğunu hepimiz biliriz.

Günümüzde, muazzam çelik yapılar, köprüler, viyadüklerin yapımında kullanılan milyonlarca ton demirin bir kaç mili gramının da bize gerekli olduğunu kavradığımda, Michael J. Denton’un « Hayat ve demir ile kanın kırmızı rengiyle uzaktaki bir yıldızın ölümü arasındaki bu gizemli ve yakın ilişki sadece metallerin biyoloji açısından önemli olduğunu göstermekle kalmaz aynı zamanda evrenin biyolojik yönden önemini vurgular. » sözü aklıma geldi.

Kasabadaki ak saçlı, nur yüzlü demiradamı anımsadım. Çelik bileğiyle, okşarcasına dövdüğü, büktüğü demirin mucizesini çok önceden biliyormuş hissi uyandırmıştı bende.

Yavuz Atıl

Blois, 18.06. 2011



Paylaş | | Yorum Yaz
1283 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı