Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
MUTLUSUN O HALDE MUTLUYUM...
01/01/2012

 MUTLUSUN O HALDE MUTLUYUM...

Soyut kavramlar beni hep düşündürmüştür. Hürriyet, kahramanlık, aşk, sevgi, dürüstlük, namus, saygı, mutluluk daha niceleri.

Bu kavramlar zamandan zamana, kişiden kişiye, toplumdan topluma, ülkeden ülkeye değişiklik gösteren, üzerinde binlerce kez düşünülmüş, yazılar yazılmış kavramlardır.

Soyut kavramlar piramidinin hemen hemen üst basamaklarında olan mutluluğu kavramamız durumunda, kişisel ve çevresel sorunların çözüldüğünü görmek mutluluğa atılan ilk adımdır diyebiliriz.

Mutluluğun ne anlama geldiği, kimlerin mutlu ya da mutsuz olduğu, mutluluğun bir sırrının olup olmadığı, her koşulda mutluluğu bulmanın bir yolunun varlığını araştırmak, mutluğu aramak, ona adım adım ulaşmak demektir.

Yoldan geçen bir kişiye mutluluk nedir diye sorduğumuzda mutlaka kendi yaşantısı doğrultusunda bir yanıt verecektir. Bu davranış ta pek yerindedir kanımca. Zira mutluluk kişiden kişiye göre değişmektedir.

Asker ocağında nişanlısına kavuşma özlemiyle yaşayan Mehmetçik,Yuvasının geçimini sağlamak için çalışan vefakar bir babanın eşine ve çocuklarına daha güzel bir yaşam olanakları sunma hevesi, sınavlardan bunalmış bir öğrencinin amacına ulaşma isteği, ülkesinde açlık ve sefaletin kol gezdiği bir annenin yavrusunu besleme  umudu, yıllarca çalışıp bu çalışmasının ürününü almak isteyen bir sporcu, araştırmacı, yazar, yönetmen, ressam. Kısacası istediği bir şey uğruna uğraş veren herkes amacına ulaştığı zaman mutlu olur. Mutluluk amaca ulaşmaktır diyebilir miyiz ?

Mutluluk öyle bir hamurdur ki, onu eline alan kişininin yaşına, eğitim düzeyine, cinsiyetine, yaşadığı ülkeye göre şekilden şekile girer. Öte yandan, yaşanılan mutlulukların sonradan mutsuzluk olduğu gerçeğini de görmek mümkündür.

İlk simit sattığımda kazandığım elli kuruş beni dünyanın en mutlu insanı yapmıştı.  Uzun yıllar sonra, körpecik yaşımızda gecenin bilmem kaçında uyanıp sabahın erken saatlerinde sokak sokak dolaşıp simit satmak zorunda kaldığımı anımsamak beni geçici ama, buruk bir mutsuzlığa itmişti.

Mutlu bir evliğin, hüsranlı bir ayrılığa  dönüşmesi de  çelişkilidir değil mi ? Ama, ardından mutlu bir izdivacın da bunları silip süpürmesi mutluluğun bir var olup, aniden kaybolduğunu ve tekrar ortaya çıktığını göstermektedir bize.

Bir hasta için iyileşmek, sevgiliye kavuşmak, vatan hasreti çekenlerin sılalarına dönmesi, yoksullların zenginlik arzusu, kısacası olması arzulanan herşeyin yerine gelmesi mutluluk gibi görülse de, bu dileklerin gerçekleşmesi halinde insan ruhunun doyumsuzluğu nedeniyle yeni mutlulukların peşinden gidileceği kesindir.

O halde, mutluluk, elde ettikçe yenisini arama şımarıklığı mıdır ? Bu kadar ileri gidebilir miyiz ?

Oysa, hepimizin bildiği Polyanna’nın yaşam felsefesi ne kadar da zihinlerde kalıcıdır değil mi ?

Bazı durumlarda mutluluk, doyumsuzluğun işareti olarak devam ederken, kimi zaman da, elde edilmesi en basit bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mutluluk dediğimiz şey aslında kişilerin  gereksinimlerinin meydana koyduğu doymak bilmeyen bir canavar mıdır ?

Konulmuş adının masum kimliğini kullanarak, esasen insanları mutsuzluğa sürükleyen bir şeytan mıdır mutluluk ?

Madolyonun diğer yanını, yani kötü yanını görüp te gerçekleri anlamaya başladığımızda, mutluluğu kendimizin yarattığını pek âlâ keşfetmemiz mümkündür.

Mutluluk bizim yakın dostumuzdur, onu keşfetmemizi bekler. Biz onu bulamaz isek bize sokulmaya çalışır ama acemidir. En iyisi o bizi bulmaktansa bizim onu yakalamamız daha yerindedir.

Anne sütü kokan, minicik elleri, sevgi dolu bakışları, yumuşacık teni ile bir bebeği kucağımıza almak mutluluk olamaz mı ? Ya da, sabah makyajını yapıp pembe rujunu sürmüş, üzerindeki çiğ tanecikleri, yeni yetme bir genç kızın yavuklusuyla ilk karşılaştığında alnındaki boncuk boncuk tere benzeyen bir gonca gülü koklamak, seyretmek mutluluğun ta kendisi değil midir ? Bir kedi yavrusunu annesinden süt emerken izlemek, güneşin o muhteşem gelişiyle gidişini seyretmek, gözkyüzünde asılı bir avize gibi duran dolunayın sihrine kapılıp, bir kadeh şarap  içmek, gök taşlarının sonsuz uzayda başıboş dolaşırken zaman zaman gözümüzün önünen geçmesi tesedüfüne hayran kalmak, bir örümceğinin ustaca ağlarını örmesini görmek, karıncaları, arıları, kelebekleri, deniz dibini, kısacası doğayı izlemek mutluluğun anahtarı olamaz mı ?

Veya, yardıma muhtaç birinin elinden tuttuğumuzda gözlerindeki ışıltıyı görmek, tanımadımız bir çocuğa bir şeker vermek, adresini bile bilmediğimiz bir köy okulunda okuyan çocuklara defter kalem hediye etmek, dünyanın yoksul ülkelerindeki aç insanlara olanaklarımız ölçüsünde yardım etmek, yolda bulduğumuz yaralı bir kuşu tedavi edip sonra salıvermek, kısacası, elimizdekileri başkalarıyla paylaşmak mutluğun melek yüzüdür.

Mutluluk yaptıklarımızın ödülüdür. Mutluluk kapımızı çalan bir yabancı değildir. Bizim kapısını çalmayı beklediği bilge bir kişidir. Bu bilge kişiye ulaşma yöntemi değişir ise mutluluk diye yanlışlıkla şeytanın kapısını çalmak işten bile değildir.

Bence, insanları mutlu etmeyle mutluğa ulaşmak bu bilgece davranışın en üst düzeyidir. Mutlu et ve mutlu ol. Aksi takdirde öz benliğimizi mutlu etmek için yapacağımız bencil davranışlar, mutluluğu mutsuzluğa sürükleyen en tehlikeli silahtır diye düşünüyorum.

Ne dersiniz ?

Yavuz atıl
Blois, 10.10.2011

 



1196 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı