Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
KUSURLU OL KISKANILMA
01/01/2012

“Saçın yüzüne değse, telini kıskanırım. / Birine söz söylesen dilini kıskanırım.” Bu popüler şarkının sözleri hiç yabancı gelmiyor değil mi?

Kıskançlık denildiğinde, aklımıza ilk gelen kadın erkek ilişkisi oluyor. Oysa, kıskançlık denilen bu duygu, yalnız kadın erkek ilişkilerinde değil, yaşantımızda karşılaştığımız her olayda değişik şekillerde ortaya çıkmaktadır.

Yoksul bir çocuğun zengin çocuğunu kıskanmasıyla, yoksul bir yetişkinin zengin bir yetişkini kıskanması aynı duygu olabilir mi? Ya da, sıradan bir sanatçının, mesleğinde zirvesine ulaşmış meslekdaşını kıskanması veya en yakın dostunun başarısını kıskanması kıskançlığın değişik boyutlarını gösterir bize.

Ourseler, “Kıskançlık, duyguların en korkuncu olduğu kadar, en aldatıcısıdır da.” Demektedir.

Yeni doğan bir çocuğun, kardeşleri tarafından kıskanılma duygusu bu çocuklarda kendiliğinden oluşan bir his değildir. Bu hissi harekete geçiren anne babanın davranışıdır. Kıskançlığın anne baba eğitimiyle yakın ilişkisi vardır. Eve yeni bir kardeş geldiğinde ağbi veya abla adayı kardeşlerin “pabuçlarının dama atılması”, kıskançlığı daha çocuk yaşlarda başlatan en önemli etkenlerden biridir.

Sevenlerin kıskançlığı, kıskançlığın en alt boyutu olduğu halde günümüzde en çok yara alanlar bu duygunun esiri olanlardır. Josh Billing “Sevgi teleskoptan bakar, kıskançlık ise mikroskoptan” demektedir. Sevgi güven meselesidir. İçinde güven yerine kıskançlık barındıran bir sevgi kısa zamanda yokolmaya mahkumdur.

Kıskançlığın sonradan ortaya çıkan bir sosyolojik/kişisel bir davranış mı, ya da insanın doğasında mı olduğu günümüzde devamlı tartışılmaktadır.

Genel kabulde,  insanın doğasında bulunan bir duygu olan kıskançlık, bir nesnenin ya da sevilen bir kişinin paylaşılmak istenilmemesi, başkasına kaptırma korkusudur. Aynı zamanda da başkalarının sahip oldukları şeyleri elde etme arzusudur. Kıskançlık, egonun aşırıya gidilmiş bir yansımasıdır.

Kıskançlık, dozu aşıldığında başımıza iş açmaktadır. Sevgi, aşk, ihtiras ta aşırıya gidildiğinde öyle değil midir? Kıskançlık duygusu pozitif yönde kullanıldığında bizleri başarıya sevkeder. 

Kontrol altına alınmadığında, ikili ve çoklu ilişkilerde çatışmalar başlamaktadır. Bu çatışmaların çözüme ulaşmaması halinde ise son derece tehlikeli sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Kıskançlık duygumuzu yaşantımızın her aşamasında mutlaka değişik olaylar karşısında ortaya koymaktayız. Bunun dozu ayarlandığında herhangi bir tehlike sözkonusu değildir. Kıskançlık bir anlamda  yarıştır. Bizi daha iyiye daha başarılı olmaya yönlendiren bir duygudur. Ancak, bu duygunun esiri olunduğunda bizi bulunduğumuz yerden kat kat aşağılara sürüklemesi an meselesidir.

Yapılan araştırmalar, kıskançlığın  en büyük nedenlerinin başında aşağılık duygusunun geldiğini göstermektedir. Kıskançlığın genetik olmadığı, ancak, anne ve babayı örnek almanın etkili olduğu görülmektedir. Anne ve babanın kıskanç davranışları çocuklara model teşkil etmektedir.

Sevgiliyi kıskanmak, aşkın, sevginin göstergesi olabilir mi? Elde edilmiş  sevgiyi, sadakati kaybetme duygusunun verdiği endişe kıskançlığa dönüştüğünde, yavaş yavaş kaybedilmeye başlanmıştır bile.

Buna rağmen, bireysel kıskançlıklarda kaybeden sadece iki taraftır daha doğrusu ailedir. Oysa, toplumsal kıskançlıklar bir ülkeyi yerle bir edebilecek güçtedir.

Üstümüze bir kir gibi yapışan bu duygudan silkelenmemiz için, kendimize ve çevremize güvenmek zorundayız. “Kıskançlık, bir yılan gibi mevki sahibine sokulur” demektedir Sophocles.

Her vesileyle yaşantımızda bizi sürekli rahatsız eden kıskançlık duygusu sinsi sinsi günlük yaşantımıza sızar, bizi mahvedinceye kadar uğraşır durur. Kimi zaman kıskançlığımızı haykırır, kimi zaman da sinsi planlarımızla rakibimizi yoketmeye çalışırız. Riverol, “Söyleyen ve haykıran kıskançlık daima beceriksizdir. Susan kıskançlıktan korkmalı” demektedir.

Kıskançlığın nefrete dönüştüğü durumlarda, en sevdiklerimizi bile yitirmekten çekinmeyiz. Machiavelli’nin “İnsanlar, ya korktukları, yahut da gıpta ve haset ettikleri şeylerden nefret ederler.” Sözü ne kadar da düşündürücüdür.

Oscar Wilde “Bizi kıskananların sayısı, becerilerimizi doğrular” derken, kıskançlığın karanlık yüzünü kıskananlara, aydınlık yüzünü ise başarılı olanlara benzetmiştir.

“İyi kalpli insan başkalarına haset ettirmemek için, kendisinde bir kaç kusur bırakır.”diyen Benjamin Franklin, bilgece kıskançlığın doğallığını savunmaktadır.

Kıskançlığı, çevremizde bulunan kişilerin, başarılarını, mutluluklarını, sevgilerini gözlemleyip onlar gibi olma isteği olarak tanımladığımızda, sevimli ve iyi niyetli bir duygu olarak ortaya çıkmaktadır.

Ancak, gerçekleştirmek istediğimiz başarılarımıza ilerlerken, başkalarının başarılarını yoketmek gibi sinsi planlar yapıyor isek, Tolstoy’un dediği gibi “Kıskançlık, insanı alçaltan ve küçülten bir duygu” olmaktan ileriye gidemez.

Olgunluğa ve ahlâki değerlere önem veren kişilerin kıskançlığı, imrenmeye, gıptaya çevirmeleri, onların insanlığın en üst düzeyinde olduklarına işaret eder.

Meyve veren ağacı taşlamak yerine, onu sulamak bilgeliğine erişildiğinde, insanlık refaha kavuşacaktır.

Kıskançlıkla ilgili bir fıkrayla bitirelim.

Eşi kocasına kahvaltı hazırlarken, aniden elindeki tavayı kafasına geçirir. Ne olduğunu anlamayan kocası şaşkınlıkla durumu sorar:

Kadın: Dün pantalonunu yıkarken içinde, üstünde Çiğdem yazan bir kağıt buldum.

Bunun üzerine kocası: Şekerim, o, geçen gün üzerine bahis oynadığımız atın ismiydi der.

Bu açıklamayı yeterli bulan kadın, neşeyle kahvaltısına devam eder.

Bir kaç gün sonra yine kahvaltıda, bu sefer daha büyük bir tava ile kocasının kafasına öyle bir vurur ki, adamcağız kendinden geçmiştir.

Kendine geldiğinde  karısına yine bunu neden yaptığını sorar:

Kadın yanıtlar:

Dün senin at aradı.

 

Yavuz Atıl

22.11.2011, Bodrum



1456 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı