Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
DİL Mİ , KULAK MI ?
01/01/2012

DİL Mİ , KULAK MI ?
Eğridere Köyü’nden sonra gelen  Çamiçi Köyü’nün yüksek tepelerine kışın kar düştüğünde sabahın erken saatlerinde kalkar arkadaşım İbrahim (İbo) ile kar görmeye giderdik.  Yaşımız on veya onbirdi.  Hâlâ o yaşlarda nasıl da cesaret edip, oralara gittiğimizi düşünür dururum. Çamiçi’nden, Kayadibi köyü’ne geçer, köylülerin meraklı bakışlarına aldırmadan elimizdeki torbalara kar doldurup, tekrar Bornova’ya dönerdik.

Ardından, elimizde kar dolu torbaları yere döker, İbo ile aramızda kar topu oynardık. Sokağımızın yaşlıları bizim bu halimize gülüp geçerlerken, yaşdaşlarımız da aramıza katılmak isterlerdi. Ancak, kimseye bir avuç bile kar vermezdik.

Bahar aylarında da İbo ile aynı yerlere gider, ilk dağ lalelerini toplar gelirdik. Dağ lalelerinin binlercesinin bulunduğu o güzelim vadiden ayrılmak istemez, o gizemli yerleri de kimseye söylemezdik. Oraları İbo ile aramızda bir sır olarak kalmıştı.

Bir keresinde şiddetli bir yağmura yakalanmış kendimizi bir mağaranın içine zor bela atıvermiştik. Bir taraftan yağmurdan korunduk diye sevinirken, diğer taraftan da korkudan ve karanlığından  zangır zangır titriyorduk. Karanlık, ama, huzurlu bir yerdi bu mağara. Gizemli, bilge bir ruhun mekânıydı sanki.

Aradan 45 sene geçmesine karşın, İbo ile o gizemli vadideki maceralarımızı hiç unutmadım. İbo artık Hakkın rahmetine kavuştu. Sır olarak sakladığımız dağ lâlelerinin bulunduğu, yağmurdan korunduğumuz mağaranın yerini  bilen sadece ben kaldım sanıyordum.

İşte, o vadi günümüzde Homeros Vadisi diye anılıyor. Hem şair, hem hikaye yazarı, gezgin, kör bir usta Homer. Tüm dünyanın bildiği en eski ve en tanınan bir Anadolu ozanı. Yazmış olduğu destanlarla Klasik Çağ Yunan Edebiyatını, Yunan Mitolojisini derinden etkilemiş.

İrlandalı yazar James Joyce'un, İngiliz yazar Shakespeare'in, Roma'lı şair Virgil'in   Homer’den ilham aldıklarını tüm dünya bilmektedir.

M.Ö. 8 ve 9. yy’da yaşayan,Yunanlarca Homeros olarak sahiplenilen Homer aslen İzmir’lidir. O, İlyada adlı eserinde “Barbar” sözcüğünü Anadolu’ya saldıran Avrupalıları tanımlamak amacıyla kullanmıştır.

Homer’in  yaşadığı mağaraları,O'nun İlyada'sında avucunun içini tarif eder gibi tarif etiği Truva harabelerini yeniden ayaklandıran Alman Tübingen Üniversitesi’nden  Prof. Manfred  Osman  Korfmann da araştırmış. Ünlü İlyada ve Odysse destanlarının unutulmaz şairi Homer, bizim yağmurdan korunmak için sığındığımız vadideki mağarada yaşamış.

İbo ile sakladığımız sır, sır olmaktan çıkmış, Homeros Vadisi binlerce doğa sevdalısına kucak açmıştı artık.

Daha nice sırların keşfedilmemiş olduğu bu vadide, ne aşklar, ne felaketler yaşandığı hep sır olarak kalacaktır. Sırlar vadisidir Homeros Vadisi.

Sır, paylaşıldığı zaman bazen olumlu sonuçlar verebiliyor. Bazen de bizleri içinden çıkılması zor durumlara düşürüyor.  Ünlü pehlivanların  çıraklarına her türlü güreş oyununu göstermelerine karşın, en can alıcı oyunu bir sır gibi saklamaları tarih sahnesinde paylaşılmaktadır. Bazı mesleklerde de buna şahit olmuyor muyuz? Ustasının sırrını elde eden çırak, boynuzun kulağı geçmesi gibidir.

Kimi zaman, sırlarımız giysilerimizdir. Onları herkesle paylaşmamız bazen olanaksız gibidir. Bu giysilerimizi verdiğimiz zaman çıplak kalacağımız ortadadır. Açıklanan sırrın getirebileceği her türlü felaket, ona güvenerek söylediğimiz kişinin hatasıdır.

Kimi zaman, sırrımızı en güvendiğimiz dostumuz ile paylaşmak isteriz. Maalesef, « söyleme sırrını dostuna dostunıun da dostu vardır » deyişi aklımıza gelir. Acaba, sırrımızı, Beausacq’ın dediği gibi bunu tahmin etmeye çalışmayan kişiye mi söylemeliyiz. Diğer taraftan Hz. Mevlana « İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır yayılır » demektedir. Sır saklamanın da bir sırrı mı olmalı ?

Bazı sırlar vardır herkes tarafından bilinir, kabul görür. Örneğin: Ölüm, bir sırdır ve öyle kalmaya  devam etmektedir. Öleceğimizi bildiğimiz halde, ne zaman, nerede, nasıl bu dünyayı terkedeceğimiz  belli değildir. Aşk, dünyada herkesin bildiği fakat en çok saklanan bir sırdır.

Taşınabilmesi son derece zor olan ağır bir yüktür sır. Hz. Ali « Sır senin esirindir, söylediğin zaman, sen onun esiri olursun » demekle sırlarımızla başbaşa kalınması zorunluluğunu  ortaya koymuştur. Sırküpü bir insan olmak olgunluğun, güvenin ifadesidir.

Hepimizin paylaştığı, paylaşamadığı sırları vardır. Sırların paylaşılması ve saklanması tamamen sırrın yapısıyla ilgilidir. Tek kişilik sırlar olduğu gibi, paylaşılan sırlarımız da olabilir. İki kişi arasındaki bir sır, verilmiş bir söz de olabilir. Bu verilmiş sözün diğer kişilerle paylaşılmasının sebeplerinde iyi niyet var ise, paylaşıldığında küçük bir zümreyi mutlu edecekse bir sakınca olabilir mi ?

Devlet sırları, askeri sırlar, bilimsel, sanatsal sırlar vardır. Bu sırlar sadece konusunda ehil kişilere açıklanır. Gelişmesi, verimli olabilmesi, üzerinde fikir yürütülebilmesi için bir zümrenin bu sırları bilmesi zorunludur.  Ancak, bu zümre dışına çıkılıp, bilgilerin ifşa edilmesi  insanlığın başına büyük felaketler getirebilecektir. Tabii ki bu tip sırların yalnızca konusunda uzman kişiler tarafından bilinmesini,    ezoterizm (İçrek) ile karıştırmamak gerekir. 

Sırlarını kaptırmış bir devlet, savaş stratejisini saklayamayan bir ordu, bir işi sahibi, yada üretim tesisindeki üretim sırlarına sahip olamayanlar başarıdan uzaklaşmaya mahkumdur.

Dostunu utandırıp, düşmanımızı sevindirmek istiyorsak, bunun için en mükemmel silah sırrı faşetmektir.

Sır saklamak insan ruhunu olgunlaştırır. Sırrın bir bölümünü dahi açıklamak  onun tamamını elden çıkarmaya yeter de artar bile. Sır saklamak bir namus işidir, onu saklamaya haketmeyenlere söylenmesi başımıza türlü sorunlar çıkarır. Namusundan emin olunmayan kişilere açıklanan sırlar gelecekteki bir felaketin habercisi olurlar.

Sırrın somut anlamı da soyut tanımına benzer. Sırlı bir porselen tabak ya da çinko bir kaba, dış etkilerden korunmak için parlaklık verilmesi, sızıntının önlenmesi, üstlerinin örtülmesi bunların sırlanmasıdır. Sırlanmış bir insan da böyle olmalıdır. Aksi takdirde, parlaklığı, özelliği gider, onda insanlıktan eser kalmaz.

Sırrı karakelem çizmeye kalksak, dil mi, kulak mı çizerdik diye hep kendi kendime düşünmüşümdür. Sır belki de bir kalptir, beyindir. Her kişi, sırrına verdiği öneme göre çizer onu. Bir taraftan bilinmesi istenilmeyen, diğer taraftan da içimizden atmaya çalıştığımız bu gizemli duyguyu dize getirmek için namus ve ahlâk sahibi olmamız yeter.

Homeros Vadisine ilk kar düştüğünde, İbo ile yağmurdan  korunmak için  sığındığımız mağaraya gideceğim. Saklamak zorunda  olduğu sırrın yükünden kurtulmak için bu sırrı kör kuyuya açıklayan bilgeyi örnek alarak, ben de kimselere söylemeye hakkım olmayan/cesaret edemediğim sırlarımı bu mağarada haykıracağım. Tek endişem,  Homer’in ruhunun halen oralarda bulunup bulunmaması.

Sırlarınızla başbaşa, mutlu bir yaşam sürdürmeniz dileğiyle.

Bodrum, 12.12.2011

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
1442 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı