Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Gül Koklanmayı Çok Bekledi...
10/01/2012

1922 yılında Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi papaz Georges Lemaître tarafından ortaya atılan teoriye göre, günümüzden  10-20 milyar yıl önce madde ve zaman yokken "Big Bang" adı verilen büyük bir patlama ile aniden madde ve zaman yaratılmıştı.

NASA’nın 1989 yılında fırlattığı CUBE uydusu büyük patlamadan arda kalması gereken radyasyonu  belirleyerek "Big Bang" teorisini kesin olarak kanıtlamıştı.

Büyük Patlamadan sonra oluşan kuarkların bir araya gelmesiyle protonlar ve nötronlar meydana geldi. Ardından da elektronlar ortaya çıktı. 300.000 yıl sonra sıcaklık 3000 °K’ye düşünce bu parçacıklar birleştiler ve atomlar oluştu. Güneş sistemizin oluşmasına atılan ilk adımdı bu.

Buna bağlı olarak,  CERN (Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire -  Nükleer Araştırmalar için Avrupa Konseyi)Büyük Patlama’ya ve Büyük Patlama’dan sonraki nano saniyelerde (saniyenin milyarda biri) gelişen oluşumlara açıklama getirmek amacıyla bir dizi deneyler yapmaya başlamıştı.

Bu deneylerde, iki proton bir saniyede 40 milyon kez kafa kafaya çarpıştırılarak yeni parçacıklar üretiliyordu.

Evrenin oluşumunda saniyelerin milyarda biri sözkonusu iken, yaşanabilir bir dünyanın ortaya çıkması için 10 milyar yıldan daha fazla bir zaman beklemek gerekecekti. Güneş sistemimiz günümüzden  4.6 milyar yıl önce oluştu.

Büyük Patlamayla madde ve zaman ortaya çıktı. Evrenin oluşumunda bir yandan saniyeler sözkonusu iken, diğer taraftan da milyar yıllar harcanıyordu.

Evren, zamanı bildiği gibi kullanıyordu, buna kimse de akıl sır erdiremedi günümüze kadar.

Peki biz zamanımızı nasıl kullanıyoruz?

Türk Dil Kurumunun sözlüğünde; Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre olarak tanımlanan zaman, matematik, felsefe, sanat ve bilimin yüzyıllardan beri temel ilgi alanlarından biri olmuştur.

İnsanlığın tarih sahnesine çıktığı ilk çağlarda zamanın belki hiç önemi yoktu. Zaman kendi başına akıp gidiyordu. İlk insanların ona gereksinimleri de yoktu zaten.

İnsanlık kendini tanıdıkça, zamanın  varlığını ve önemini anlamaya başlamıştı. Bunu ölçmek, tanımlamak, bir düzene koymak için milattan binlerce yıl önce su, güneş, ateş, kum saatlerini kullanmaya başladı.

Uygarlık geliştikçe zamanın önemi  daha çok algılanmaya başlanmıştı. Bu kez karşımıza, mekanik, kuvars ve atom saatleri çıkmıştı. Saniyeler, saliseler yetersiz kalmış, mili, mikro, nano, piko, femto, atto saniyelere gereksinim duyulmuştu.

Teknoloji ve bilimin  akılalmaz hızla yolaldığı günümüzde, günlük olayları izlemek, bilgi dağarcığımızı genişletmek,  kendimize, dostlarımıza, ailemize, çocuklarımıza  zaman ayırmak amacıyla, kendi başına buyruk, sessizce akıp giden  zamanı tam olarak kullanmak için çareler aramaya başladık. Önceleri kullanılmayan zaman, günümüzde yetersiz kalmaya başlamıştı. Oysa, zaman hep aynı hızıyla sinsice devam etmekteydi.

Zaman ile yarışmak, zamanı avlamak, zaman kollamak, zaman kazanmak yöntemlerine başvurup, kendi halinde düzenli bir şekilde akan  zamanı aklımızca kandırmaya çalıştık. Ancak, o, dakikliği, düzenliliği, şaşmazlığıyla milyarlarca yıl dimdik ayakta durmaktaydı.

Onun bizi kullanmasına izin vermeden, onu keşfetmek, doğru kullanıldığında sayısız faydalarının olacağını bilmek, onun bir saniyesinin bile çok değerli olduğunu kavramak, bize değil bizim ona muhtaç olduğumuzu kabullenmek gerçeğini anladığımızda yakın bir dostumuz oluverdi zaman.

Ne yaptık? Uygar dünyada, işimize, yatmamıza, alış verişimize, hafta sonu planlarımıza göre onu kullanmaya başladık. Zamanın bizi bir robot gibi kulandığının farkına varmadan, ona esir olarak çalışıp durduk. Zamanı doğru yönetemedik. Oysa, Büyük Patlamada bir sanineyin milyarda biri geçen zaman dilimi içinde neler neler olmuştu.

Böylesine değerli, gittiğinde geri gelmesi olanaksız olan zamanı, anlamsız televizyon dizilerine, savaş çığlıkları atan filmlere, dedikodulara, düşmanlıklara, sevgisizliğe harcadık. Sevdiklerimize zaman ayırmayarak onları gücendirdik. Yakınlarımızı yitirdiğimizde, onlara yeteri kadar ilgilenemediğimiz için hayıflandık. Çocuklarımıza gece masalları anlatmadık, eşimize sabah öpücüğü konduramadık, Bütün bunlara zamansızlığın sebep olduğunu savunduk durduk. Oysa, zaman yanımızdaydı her zaman. Onu kullanmasını bilemedik. Zamanın bizim hayatımız olduğunu kavrayamadık.

Ne yapmalıydık? Boşa harcadığımız bir dakikanın, ömrümüzden çaldığımız bin dakikaya bedel olduğunu bilmeliydik. Herşeyden önce, zamanın, aklı başında, tertipli, namuslu, şerefli, insanları eşit gören, kimseye öncelik tanımayan, yalakalığın işe yaramadığı bir olgu olduğunu kabullenmeliydik. Onu, her kötü kullanışımızda bizi affetmeyeceğini, her saniyesini değerlendirdiğimizde ise bizi ödüllendireceğini, milyarlarca yaşının vermiş olduğu tecrübesi ve sapmazlığına saygı duyup, güzel ve verimli işlerde kullanmamız gerektiğini, aksi takdirde kat kat cezasını çekeceğimizi kavramamız gerektiğini anlamalıydık.

Gel beni kokla diyen gonca güle, beni teneffüs et diyen kır havasına, tüylerimi okşa diyen kedinin sesine, kanat çırpan kuşların cıvıltısına zaman ayırmadık, zamanın bizi kullanmasına izin verdik. Oysa, bizleri doğru yöne götürecek, mutlu kılacak bitimsiz vagonlarıyla önümüzden geçen zamanın vagonlarını saydık ta binmeyi asla akıl edemedik.

Hz. Muaviye, “Ey insan, zaman sensin, sen iyi olursan zaman da iyidir, eğer sen kötü isen zaman da kötüdür.” Demişti asırlar önce. Kulak asmadık.

Benjamin Franklin “Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.”  diye çığlık atıyordu. Duyamadık.

Oysa,

Zaman almış başını gidiyor, fikrimizi almadan bildiğini okuyor.

Biz o beklediğimiz zamanı özlerken, sessizce yanımızdan geçiveriyor.

Zaman işte böyle, kimseye yüz vermez, kıvraktır, kaygandır, yakalanmazdır.

Sadece, yanımızdan usulca geçer. Geçerken de, geliyorum demez.

Zamanı biz hissedip, onu kıskıvrak yakalamaz isek, yanımızdan gülerek geçer. Biz de, beklediğimiz zamanın olgunlaşmasını bekleriz.

Bir gün gelir ki  bir bakarız, yorgun bedenimizle, çok uzaklara gitmiş zaman.

Umutla beklediğimiz, başına buyruk, haylaz, akılcı, dakik, zaman,

sessizce yanımızdan geçip, bizi bırakıp gitmiş.

Değerli zamanınızı ayırdığınız için sizlere  minettarım.

 

Bodrum 10.01.2012

Yavuz Atıl



1465 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı