Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Doğanın gözyaşları..
06/02/2012

Doğanın gözyaşları.. 

Gökyüzüyle insan ruhu arasında hep ilişki kurmuşumdur. Ne güzel bir sözcüktür gökyüzü. Yani göğün yüzü. Onun yüzü  masmavi olduğunda bizim ruhumuz dinginleşir, hafif bulutlu olduğunda telaşlanır,  bulutlarla kapalı olduğunda da sıkıntıya düşeriz.

Güzelim göğün yüzü bulutlarla kaplanmıştır. Sonsuzluğu göremeyiz artık. İçimize bir sıkıntı çöreklenir, hırçınlaşırız. Doğa da  şikayetçidir bu durumdan. Mavi deniz grileşir, mor dağların  zirvelerini yutmuştur bulutlar. Her an bir felaket gelecekmiş gibi tedirginleşir, bu kara bulutların bir an önce başını alıp gitmesini, yerini göğümüzün mavi yüzüne bırakmasını isteriz 

Ardından, ilk damlayı hissederiz. Bilinmeyen ülkelerden gelen ilk inci tanesi. Sonra, çoğalırlar, bir felaketten kaçarcasına dünyamıza sığınmaya çalışırlar. Onlar sağa sola kaçışırken, insanlar da eşlik ederler. Yağmuru kovalayan, sinirli gök gürültüleri, şimşekleriyle havai fişeklerini patlatır. Sihirli ortam yaratılmıştır. Birbirlerine tutunarak bulutlardan kafileler halinde inmeye başlarlar. Dünyanın istilasıdır sanılır.

Ve nihayet, bulutlar biter. Hepsi yer yüzündedir. Gök yüzünden yer yüzüne seyahatleri tamamlanmıştır. Ben buna, bulutların ağlaması derim. Belki de, gökyüzünün bizleri tekrar gördüğü  için döktüğü sevinç gözyaşlarıdır.  Dağlar yeşiline kavuşmuş, zirveleriyle gurur duyarken, deniz mavi gözünü aralar. Göğün yüzü sonsuzluğuyla buradayım der.

Gözyaşları, ister doğanın yağmuru olsun, ister  gözlerimizden süzülen damlacıklar, hep aynı şeyi anlatırlar. 

Göğün yüzü, bir taraftan ufkunu karartmış kasvetli bulutlarını ağlatarak doğaya bereket sunarken, diğer taraftan da sonsuzluğunu tüm aleme göstermeye çabalar. 

Biz de öyle değil miyiz? İç dünyamızın aydınlık yüzünü kaplayan sıkıntılarımızı, dertlerimizi, tedirginliğimizi fırlatıp atmak istemez miyiz? Hüngür hüngür ağlayıp, içimizdeki kara bulutları gözyaşlarımızla kovalamaz mıyız? 

Dünyaya ilk geldiğimiz günden, ayrılacağımız güne kadar hep ağladık. Giderken de ağlattık. 

Önceleri, dile getiremediğimiz ihtiyaçlarımız için bebekken ağladık, karnımız acıktı, bir yerimiz ağrıdı ağlayarak iletişim kurduk. Küçük yaşlarda sokaklarda kavga ettik dayak yedik, kaybettiğimiz oyunlara sinirlendik ağladık. Yaramazlık yapıp azarlandık, kendimizi savunacak sözcük dağarcığımızın fakirliğinin verdiği eziklikten  ağlayarak rahatladık. Ergenlik çağında, kimselere açamadığımız sıkıntılarımızın, dayanılmaz aşklarımızın  ağlayarak üstesinden geldik. Lisede, üniversitede  derslerimizden yakındık, zayıflarımıza ağladık. Evlendik, geçim sıkıntımıza ağladık. Çoluk çocuk sahibi olduk, onların sıkıntılarına ağladık. Bizler güldüğümüzden daha çok ağladık.

Yaşantımız boyunca gözlerimizden dökülen yaşlar yüz litreyi geçer. Damlaya damlaya yüz litre! On kova belki de daha fazla. 

Ayrıca, gözümüzü korumak için akan refleks gözyaşları, gözlerin parlaklığı ve kurumaması için salgılanan temel gözyaşları, duygudan öte gelişen istemdışı patalojik gözyaşları, korku, acı, sevinç, kahkaha gözyaşları da hesapta yok. 

Ağlamak, ilahi kudretin biz insanlara verdiği en güzel duygulardan biridir. Doğa gibi bizim de ağlamamız, içimizdeki tüm kötülükleri, sıkıntıları gözyaşlarımızla dışarıya atmamız iç dünyamızı ferahlattığı gibi, çevremizi de, aynı yağmurun verdiği bereket gibi rahatlatır. 

Bizim ağlamamıza sevinenler, rahatlayanlar olur mu demeyin.  İç dünyamızın göğünü kararttığı bulutları göz pınarlarımızdan çağıl çağıl akıtmakla ferahlarız. Biz rahatladıkça ağlayan yüzümüz gülen simalarla yer değiştirir. Ağlamak kalbimizin yıkanmasıdır bir anlamda. Sevenlerimiz bizi mutlu gördükçe mutlu olurlar. Tıpkı, büyülü renklerine bakmaya doyamadığımız, yağan yağmurların ardından oluşan gökkuşağının, ağzını kocaman açmış bir çocuğun gülüşü gibi mor dağlardan bize bakmasıdır ağlamanın verdiği rahatlık. 

Bir de, beklenmedik olaylar karşısında verdiğimiz tepkilerimiz vardır. Bir yakınımızı, sevdiğimizi, dostumuzu yitirmişizdir. Ağlarız, göz yaşlarımız sel olur gider. Bu dayanılmaz acılarımıza, gönlümüzdeki alev alev yangınlarımıza yine dostlarımızın gözyaşları su serpmez mi ?

Çaresiz hastalıklara yakalanırız, hastalığımız bizi acılara boğar. Sözcüklerle anlatamadığımız acılarımız bu defa da mürekkep olmuş gözyaşlarımızla kaleme alınır. 

Gözyaşları sadece, kara bulutların dökülmesi değildir ki. Sevinçten ağladığımız günlerimizi neden unutuyoruz.  Dostlarımızla keyifli bir sofrada yapılan sohbetlerde kahkalarımızın gözyaşları ummanında başıboş bir tekne gibi gezdiğini, hiç bir limana uğramadan sonsuza yolculuk etmek istediğini hepimizi anımsarız. 

Haberler gelir, çocuğunuz olmuştur, torununuz dünyaya gelmiştir. Bir dostunuz evlenmiştir, daha nice güzel haberler. İç dünyamızda bulutlar olmadan da  ağlatır bizi bu mutlu anlar. Gözyaşlarımızı silmeyi istemeyiz. Burnumuzun kenarından dudaklarımıza ulaşan o tuzlumsu tadın verdiği heyecan, günlerce çöllerde susuz kalmış bir insanın suya kavuşmasının verdiğinden fazladır.

Dramatik filmler, tiyatrolar, operalar izleriz.  Gelişen olaylar sonucunda etkilenir gözyaşlarımızı tutamayız.  Bu ağlamalar, belki geçmişte yaşadığımız günlere bir geri dönüş,   belki de, bizim de böyle bir sahnenin  içinde olmayışımızın verdiği huzura şükretmektir.

Sahte ağlamalar vardır. Ağlamanın kandırıcı yüzü, bizi de ağlatır. Gözlerden akan, billur gözyaşlarının içindeki şeytani planları anlayamaz, bir kaşık gözyaşı okyanusunun azgın dalgalarında boğulur gideriz. 

Sadece avının lezzetine varmak için ürkütücü çenesini, gözlerini patlatırcasına açan, göz pınarlarını akıtan timsahı örnek alan ağlamalarla da karşılaşırız. O gözyaşlarının her bir damlası, ahlâksızlığı, insandışılığı simgeler. Timsah gözyaşları dökenlerden sakının  derim.  Onlar, dev timsahlardan çok daha tehlikeli şeytan ruhlu varlıklardır. Ağlamanın kutsallığının arkasına gizledikleri göyaşlarıyla en büyük sel felaketinin sahipleridir.

Ağlamak, arınmaktır, sıkıntıların kovalanmasıdır, sevgiliye naz, dosta sitem, pişmanlığın kabulüdür. Kalemle yazılamayan, dille söylenemeyen, sadece gözyaşlarıyla ifade edilebilen anlaşılamazlığımızın  isyanıdır.

Yaşadığınız sürece  gözyaşlarınız, sadece gülerken sevinçten aksın sevgili dostlarım.

 

04.02.2012, Bodrum

Yavuz Atıl



3278 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ? - 06/08/2019
GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ?
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
 Devamı