Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Elimucu Sende Kanser
16/02/2012

Elimucu sende kanser..

Küçüklüğümüzde, « Elimucu sende » diye bir oyun oynardık.  Oyunda, elimizi karşı oyuncunun eline  değdirir « Elimucu sende » deyip hızla koşturmaya başlardık.  Kaçan oyuncunun arkasından koşan ebe,  rakibini yakalayıp elini ona değdirdiğinde ebelik karşı tarafa geçer, oyun böyle devam ederdi. 

Sokak oyunlarının günümüzde pek oynanmadığı büyük kentlerde, bu oyun belki ilkokul teneffüslerinde oynanıyordur. Ya da unutulup gitmiştir. Ancak,  Anadolunun küçük kasabalarının dar sokaklarında çocuklarımız bu oyunu hâlâ oynuyorlardır. 

Bir de, « Ali beni yakalayamaz » diye, zoraki oyun başlattığımız çocukluk günlerimizde, verilecek bir mücadeleye karşı koymanın, daha doğrusu kendimize olan özgüvenimizin dışa vuruşunu sergilerdik. Yakalansak bile, ertesi gün aynı cingözlülükle oyunumuza tekrar başlardık. Bu oyunlar, yaşantımızda karşılaşacağımız zorluklarla mücadele etmemize fırsat tanıyan bir aşı görevi görecekti. 

Yaşamın gerçekleriyle karşı karşıya kaldığımızda da, hayat bizimle elimucu oynar. Elim sende der ve kaçmaya başlar. Biz de onu yakalamak için peşinden koşturur, onu ebe yapmaya çalışırız.

Ya da, ummadığımız bir anda karşımıza çıkıp, beni yakalayamazsın der ve koşturmaya başlar. Biz yine  vargücümüzle bu oyunun sihrine kapılıp  onu kovalamaya  başlarız. Yakalayınca da mutlu oluruz. 

Bir düşünün, karşınıza kanser denilen illet hastalık çıkmış ve elimucu sende deyip koşturmaya başlamış. Ya da, bir trafik kazasında tekerlekli sandalyeye mahkum oldunuz ve hayat sizinle « beni yakalayamaz » oyununu oynamak istiyor. 

Hani küçükken aşılandığımız oyunlar var ya, işte onlar imdadımıza yetişeceklerdir mutlaka. O küçücük yaşlarda bizden daha hızlı koştuklarını kabullendiğimiz  arkadaşlarımızla nasıl da yarış ederdik.

Çocukluğun verdiği temiz kalplilikle bizden daha güçlü olanlarla kazanmak için mücadele ederdik. Kazanırdık ta. 

Hepimizin yaşantısında, hayat bizimle durmadan oyun oynar. Yaramaz bir çocuk gibidir  hayat. Oyundan bıkmaz.

Başımıza gelebilecek türlü felaketlere hazırlıklı olmamız yerine,  sıkıntılı günlerle karşı karşıya kaldığımızda çareler aramaya başlamak en tipik özelliklerimizdendir.

Çağımızın illet hastalığı kanser elimucu sende dediği zaman, onu yakalayıp üstesinden gelmek için olmadık çaralere başvururuz. Oysa, ondan nasıl korunması gerektiği konusunda önceden hazırlık yapmayız.

Son zamanlarda türeyen, bitkilerden şifa bulabileceğimizi söyleyen, bilimsellikle hiç ilgisi olmayan kişilerin, bir tutam bilmem ne otu, bir kaşık bilmem ne esansının havanda dövülmesi tarifleriyle vakit geçirerek, elde edilecek bileşimi kullanıp ondan kurtulmayı umarız. 

Oysa, sağlıklı bir bedenin, sporla, dengeli beslenmeyle, neşeyle, günlük sıkıntılardan uzak mütevazi bir yaşam biçimiyle elde edileceği gerçeği bilimadamları tarafından devamlı surette vurgulanmaktadır. 

Hepimizin ilkokulda öğrendiği bir şarkı vardır: “Neşeli ol ki genç kalasın/ Bu dünyadan da zevk alasın/ Ümitler hep süslenir neşeyle/ Neşeli ol ki genç kalasın”.  Bir de, « Duvarı nem, insanı gam yıkar » diye bir atasözümüz vardır. 

Yaşam koşullarımız ne olursa olsun, spor yapmak, neşeli kalmayı öğrenmek, uygulanması pek zor olmayan işlevlerdir. Bunları yerine getirdiğimiz zaman, etrafımızda sinsice dolaşan her türlü felaket ve hastalığa karşı koymanın yolunda yürümeye başlarız.

Bir zamanlar, Amerikalı çizgi roman yazarı Elzie Crisler Segar’ın meşhur Popeye’si (Temel Reis) ıspanak yediğinde, güçlü Kabasakal’ın hakkından gelirdi. Onun gibi güçlü kollara sahip olunması amacıyla içinde bol miktarda demir var diye bir devrin insanları ıspanakla beslendi.

Oysa, bilindiği gibi ıspanakta diğer sebzele göre daha fazla demir olmadığı ortaya çıktı. Üstelik fazla yendiğinde içindeki okzalik asit yüzünden vücudumuzda böbrek taşları oluşmasına sebep olduğu da ıspat edildi.

Yine, kolesterola sebep  oluyor bahanesiyle yıllarca insanlar yumurtadan uzak tutuldu. Ardında da,  yumurtanın sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olduğu,  beslenmede yenilecek yumurta sayısının azaltılmasına gerek kalmadığı ortaya atıldı. İngiltere Kalp Vakfı, haftada  üç yumurtadan fazla  yememe tavsiyesini 2007 yılında kaldırmıştı.

Daha neler, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, şu otu yiyin, şu tohumu kaynatın, gece yatarken yastığınızın altına şu bitkiyi koyun tavsiyeleriyle, sağlıklı nefes alma teknikleri, kitap okuma, Yaradan’a şükretme gibi alışkanlıklarımız elimizden alınmaya çalışıldı. 

Bilim adamları, esas hastalığa neden olan faktörlerin, hareketsizlik, sigara ve alkol olduğunu haykırırken, atalarımız da, “ağacı kurt, insanı dert yer” diyerek hastalıkların ana kaynaklarından birinin sıkıntılarımız olduğunu vurguluyorlar. Bunu da Nathaniel Hawthorne “Bedenimizde görülen bazı hastalıklar, ruhlarımızda saklanan hastalıkların küçük parçalarıdır.” diyerek destekliyordu.

Hastalık hepimiz için bunu yadsımak olanakasız. Ancak, onlara karşı koymak, elimucu oyunundaki gibi bizi yakalamalarına fırsat vermemek için antremanlı olmamız gerekiyor. Bu da, elimizden geldiğince, neşeli, sıkıntılardan uzak, sağlıklı bir ruh ile yaşamı yakalamız sayesinde mümkündür. 

Bahar aylarında, bir çalının kenarında masumca başını çıkarmış lâle ile sohbet etmek, havada uçan kuşlara selam göndermek, bulutlarla yağmurunu yağdıramazsın diye şakalaşmak, karıncayı elimize alıp çalışmalarını takdir etmek, kendisine hayran olduğumuzu söylemek, zirveleri karla kaplı dağları ziyaret etmek, hatırlarını sormak, doğaya aşık olduğumuzu engin ovalarda haykırarak söylemek, denizle sevişmek, sabah sessizce gelip, akşam, mahcubiyetinden yüzü kızararak giden güneşin şerefine bir kadeh kaldırmak, ardından gelen ayı, sevgilimizin boynuna kolye yapmak, yıldızları saymak, insanları sevmek, elimucu oyununu kazanmak için yapılacak en iyi antremandır diye düşünüyorum. 

Bütün bunlara rağmen oyunu kaybedersek,   kötülükleri ebe yapmak için tekrar koştursak ne kaybederiz ki? 

16 Şubat 2012

Bodrum



Paylaş | | Yorum Yaz
1973 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı