Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Sabah 1, akşam 1 mg Râst...
29/02/2012

Sabah 1, akşam 1 mg Râst...

Müziğin insanları birbirlerine kaynaştırma özelliğine her zaman hayran kalmışımdır. Ne zaman arkadaşlarımızla, aile dostlarımızla bir araya gelsek, keyifli bir akşam yemeğinden sonra, hafif mırıltılalarla başlayan nağmeler, kısa zamanda bir koroya dönüşür, çoluk çocuk hep birlikte şarkılar söyleriz.

Günlük sıkıntılar, yorgunluklar, telaşlar üstümüzden akar  dostlarla söylenen şarkılarla. İşte müzik budur.

 Evini temizleyen kadının gönlünün derinliklerinden gelen duygularının ses tellerinde somutlaşıp dökülmesi esasen ev temizliğinden ziyade bir gönül arınmasıdır.

Sevdiğine derdini açamayan, bıyıkları yeni terlemiş delikanlının iki yudum şarap içtikten sonra kendinden geçip, kimselerin göremeyeceği ıssız dağ yamaçlarında avazı çıktığı kadar bağırıp aşk şarkıları söylemesidir müzik.

Günlük  sıkıntılarımızı, sevinçlerimizi söyleyemediğimiz durumlarda, boğazımızda nağmeleşen, ağız boşluğumuzda coşan, dilimizle şekillenen sözlerdir, ruh halimizi açığa çıkaran samimi dosttur müzik.

Baharı müjdeleyen kuşların, yaz aylarında ağustos böceklerinin, sonbaharda düşen yaprakların, kışın sessizce yağan karın sesidir. Bülbülün güle nağmesi, uçmasını bilmeyen yavru kuşların annelerinden yemek feryadı, yağmurun sihirli düşüşüdür müzik.

Sadece ruhun gıdası olarak kalmayıp, özellikle modern tıbbın gelişmesinden önce,  bedenimize ve sağlığımıza dayalı olarak  bazı hastalıkların tedavisinde de müziğin imdadımıza yetiştiği bilinmektedir. İbn Sînâ: (980-1037) « Şarkı söylemek sağlığı koruyan en iyi egzersizdir » diyerek müzikoterapi konusundaki görüşünü ortaya koymuştur.

Ortaçağ Avrupası’nda ruhu şeytanlar tarafından zaptedildi diye akıl hastalarının diri diri yakıldığı ya da ölüme terkedildiği dönemlerde  Osmanlı İmparatorluğunun Edirne’de başlattığı Sultan ikinci Bayezid Külliyesi akıl hastalarının müzik ve su sesi ile tedavi edildiği bir merkezdi. Esasen, Orta Asya`da Türklerin Anadoluya göçlerinden önce Şaman müzisyenler tarafından, çeşitli hastalıklar için tedavi çalışmaları yapıldığı bilinmektedir.  Baksı adı verilen müzisyenler Orta Asya Türkleri arasında yaşamlarını sürdürmeye halen  devam etmektedirler.

Günümüzde başta ABD olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinde müzikle tedavi merkezlerinin bulunduğu, bu merkezlerdeki uygulamaların başarılı sonuçlar verdiği bilinmektedir. Ülkemizde  Reem Nöroloji Merkezi uzmanlarınca müzikle tedavi konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Viyana’da Meidling Rehabilitasyon Merkezi’nde komada bulunan hastalara Türk musikisi makamları dinletilerek terapi uygulamaları yapılmakta olduğunu biliyor muydunuz ? Berlin Urban hastahanesinin de bu konuda çalışmaları vardır.

Konuyla ilgili uzmanlar, müzikle  tedavi yönteminin yetişkinlerin yanı sıra çocukların ruhsal sağlıkları açısından da önemli olduğunu, otizm'den ve psikolojik çocuk hastalıklarından geriatriye kadar çeşitli psikolojik ve organik temelli hastalıklarda olumlu değişmeler ve iyileşmeler gözlendiğini, bebeğin müzikle tedavisinin doğumdan itibaren başladığını, annenin ninni ile çocuğu uyutmaya ve sakinleştirmeye çalışmasının da  bir nevi tedavi olduğunu belirtmiştir.

Kirmanıyla yün eğiren  ninenin nur yüzündeki o dinlendirici ifadesinin yanı sıra, söylediği güzelim Anadolu türkülerini dinlemek kimi rahatlatmaz ki?

Bedeninin adeta bir organı haline gelmiş sazıyla gönüllere taht kurmuş Aşık Veysel’in  sesi hâlâ kulaklarımızda çınlamaktadır.

Kendileri dünyamızdan göç etmiş, ancak, sesleri ruhumuza işlemiş; Münir Nurettin Selçuk, Zeki Müren, Yıldırım Gürses, Hafız Burhan ve daha nice sanatçının ruhumuzu dinginleştiren sesleriyle bedenimiz her defasında müziğin o ılık suyuyla yıkanmaktadır.

ABD, 1977 yılında müzikoterapinin modern tıp uygulamalarına girmesine onay vermiştir. Buna karşılık, Türk Sanat Müziğinin insan ruhunu etkileyen, dinlendiğinde rahatlatan yararları yanı sıra, günün hangi saatinde hangi makamın   dinlenmesinin daha yararlı olacağı konusunda 15. asır  edvar yazarları  tarafından çeşitli saptamalar yapılmıştır.

Edvar olarak adlandırılan Türk müziği makamlarını anlatan  kuram kitaplarında bu konudaki çalışmalar mevcuttur. Bunlardan  en önemlilerinden biri olan, Sultan I. Abdülhamid Han zamanında Hekimbaşı olarak görev almış Gevrekzade Hafız Hasan Efendi’nin  Risale’sinde: (er Risâletü’l-mûsikiyye mine’d-devâi’r-ruhâniyye)* 

Seher vakti dinlenilmesi önerilen Rast makamındaki eserlerin neşe ve huzur verdiği, felç, baş ve göz ağrısına iyi geldiği,

Hüseyni makamının  sabahları dinlendiğinde; kalp, karaciğer, mide ve sıtma hastalıklarına çare olduğu,

Kas gerginliğinde öğle vakti Nihavent makamının dinlenmesinin faydalı olduğu,

Öğle ile ikindi arasında vücuttaki ağrılara, cinsel gücün harekete geçmesinde Hicaz makamının etkili olduğu,

İkindi vaktinde  Buselik makamının;  kulunç ve baş ağrısı, kalça kemiği ve kanla ilgili  rahatsızlıklara iyi geldiği,

Akşamları, Uşşak makamının; gut hastalığı, uykusuzluk ve ayak ağrılarına,

Gece yarısından sonra da Zirefgend  makamının dinlenilmesinin; sırt ağrısı, eklem ve kulunç hastalıklarına  iyi geldiği,

Isfahan makamının; zekâ, akıl, hatırlama ve düşünme olgularının güçlendirilmesine, Rehavi’nin felç ve kanla ilgili hastalıklara, Saba’nın strese, Neva makamının ise siyatik ağrısına, zihnin hatırlatma gücünü artırdığına faydalı olduğu şeklinde belirtilmektedir. 

Aynı eserde Makamlar yıldızların etkisiyle bağdaştırılıp, burçlarla göre hangi makamların uyumlu olduğu ortaya konulmuştur.

Buna göre: Oğlak burcunun Buselik, Koç burcunun Rast, Terazinin Rehavi, Akrebin Hüseyni, Yay burcunun Hicaz, Balık burcunun Uşşak, İkizlerin Isfahan, Kova burcunun Neva, Boğa burcunun Irak, Aslanın Büzürk, Yengeç burcunun zirefkend, Başak burcunun makamının ise  Zengüle olduğu savunulmaktadır.

E.Ü. Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Temel Bilimler Anabilim Dalı Bölüm başkanı Prof. Dr. Hakan Cevher ile yaptığım söyleşide, Sayın Cevher, müziğin insan ruhuna yaptığı olumlu tesirlerin yadsınamaz olduğunu, kurmuş olduğu « Cevher-i Musiki » topluluğu ile   Avrupa ülkelerinde verdikleri konserleri dinleyen misafirlerin konser sonunda Türk müziğinden büyük bir haz aldıklarını, dingin bir ruh haliyle konseri izlediklerini dile getirdiklerini söylemişti.

Bununla birlikte Sayın Cevher, müziğin olumsuz tesirleri de olabileceğini vurgulayarak: « Ben bu konuyu « Müzik bir bıçaktır » diye açıklıyorum.   Her elde ayrı iş görür, her kullanana göre farklı işleve bürünür. Kimini öldürür, kimini ameliyat eder» tanımıyla,   müziğin insanlığı yıpratıcı etkisinin de mümkün  olabileceğini belirtmişti. 

Çağımızın durmadan ürettiği hastalıklar karşısında avuç dolusu ilaç  içmekteyiz. Bir de, kulaklarımızı dolduracak, ruhumuzu dinginleştirecek müziği kana kana içmeyi denesek ne kaybederiz ki ?  

(*) Ahmet Hakkı Turabi,  Gevrekzade Hâfız Hafız Efendi ve Mûsikî Risâlesi (İnceleme ve Metin), Rağbet Yayınları, İstanbul, 2005.

29 Şubat 2012, Paris
Yavuz Atıl



2526 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı