Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Hayvanlar mı, Biz mi?
11/03/2012

Hayvanlar mı, Biz mi?

 

İnsanların, davranış biçimlerini, yaradılış gereği sahip olduğu karakterlerini dünyadan habersiz, doğanın süsü olan  hayvanlara neden yükledikleri beni hep düşündürmüştür. Deve kini, katır inadı, fil hafızası, tilki gibi kurnaz, karga gibi aptal, yılan sinsiliği,   kedi  nankörlüğü, tembel ağustos böceği, domuz gibi pis, maymun iştahlı, hırsız sansar, iyi armudu yiyen ayı, vb. 

Kötü davranışların, duyguların ifadesi olan bu tip karakter yapılarının herbirini sevgili hayvanlarımıza  yakıştırmamız, davranış biçimlerimizi sanki onlardan almışız düşüncesini ortaya koyuyor. Kindarlık, sinsilik, nankörlük gibi tepkilerimizin fenalığından dolayı suçumuzu, utancımızı saklama  halini belli ediyor sanki. 

Bu suçlamalar yetmiyormuş gibi, hayvanların doğası gereği sergiledikleri davranışlarına da sahip çıkmayı çok iyi becermişiz.  Arı gibi çalışkan, köpek gibi sadık, kelebek gibi narin, kuğu gibi zarif, fil gibi hafızalı, vb.

Konuyu biraz daha derinlemesine incelemeye kalkışsak, insanoğlunun sahip olduğu tüm davranış biçimlerini korkarım hayvanlardan aldığı gerçeği ortaya çıkacak. Ne de olsa hayvanlar aleminin memeliler familyasındayız. 

Maalesef, bu duygular bizim.  Kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım derken, aslanlar gibi kükrerim, şahin gibi yırtıcıyım, örümcek gibi ağlarımı örerim, çakal gibi fırsatçıdır derken de, farkında olmadan her bir hayvana atfettiğimiz karakter yapılarının tamanına sahip olduğumuz gerçeğini ortaya koyarız. 

Hayvanlarımız, doğanın süsüdür. Onları okşadığımızda ruhumuzu temizlerler. En vahşi hayvanlara bile dokunup sevmek  isteriz. Onları öylesine severiz ki, evimizde yıllarca besler, öldüklerinde yas tutarız. Bu güzelim hayvanlarımıza insanlığın sahip olduğu utandırıcı davranışlarımızı ne diye yükleriz bir anlam veremiyorum. 

Kedilere nankör, köpeklere sadık deriz. Oysa, bilindiği gibi köpekler 30 bin yıldan beri insanlarla iç içe yaşamaya alışmıştır. Kedilerin evcilleştirilmesinin  üçbin yıllık bir geçmiş vardır.  Doğaları gereği bazı saldırgan davranışları olabilir. Ancak, binlerce yıl daha insanlarla yaşamaya alışacak olan kediler belki de köpeklerden daha sadık olabileceklerdir. 

Develere kindarlığı yakıştırmışız. Sabırlı, aylarca yemeden içmeden yaşayabilen, sahibine sıcak çöl ortamlarında gölge olan güzelim hayvana ne diye kindar damgasını vurmuşuz ki? 

Bir rivayete göre, sahibi, deve güreşlerinde yenilen devesini döver. Deveyi öylesine hırpalar ki, güreş meydanında olan seyirciler zavallı deveyi adamın elinden zor alırlar.  

Deve güreşçilerinden biri zalim adamın yanına gelip: “Bu deveye dikkat et” deyip, gece nerede yatacaklarını sorar. Devesiyle ahırda yatacağını söyleyen deve sahibine tecrübeli deveci: “Bu gece yatacağın yere buğday çuvalları koy, sen de yüksek bir yerde yat” der. 

Akşam olup herkes yattığında, deve güreşçisini ahırdan gelen sesler uyandırır. Yattığı yüksek yerden aşağıya baktığında, devenin torbaları ısırarak parçalayıp, tekmelediğine şahit olur. Tabii ki korkudan sabaha kadar uyuyamaz ve ertesi günü devesini satar. 

Yine rivayete göre, develerin kin duydukları kişileri yıllarca unutmadıkları, aradan seneler geçse bile hatırladıkları söylenmektedir.

Küçükken, eğlence olsun diye, sokağımızdan geçen boyunları çanlı develerin kuyruklarını çeker, “Develer develer çanlı develer” diye arkalarından taş atardık. Rivayet doğru ise, yandık demektir. Bu develerden çekeceğimiz var. 

Esas kinin ne olduğuna günlük yaşantımızda sık sık şahit olmaktayız. İnsanlar arasında meydana gelen düşmanlık, anlaşmazlık, kızgınlık, hiddet sonucunda beynimizin bir köşesine, kalbimizin derinliklerine yerleştirdiğimiz sinsi bir intikam alma, zarar verme duygusudur kin. 

Günlük yaşantımızda çeşitli olaylar karşısında sıkıntı ve huzursuzluk içine düştüğümüz zamanlar olmaktadır.  Bu durumda, öfkelenip saldırganlaşırız. Öfke, hiddet  ve saldırganlık bir duygu boşalımıdır. Bu rahatlamayı karşı tarafa yapacak gücümüz yoksa, karşı taraf bizden daha kuvvetliyse, kimyasal bir bileşim gibi öfke ve hiddet kine dönüşür. İleride daha fazlasıyla dışa vurulmak için sinsi planlarını yapmaya başlar. Kinin intikama dönüşmesi, hergün olabileceği gibi yıllarca sonra da  olabilir 

Kızgınlık ve hiddete yanıt verilemediği hallerde, içimize gömdüğümüz ateş parçasıdır kin. Bizi yakar, kusmak isteriz gücümüz yetmez. Sinsice planlar yapıp, avımızın en zayıf anının kollarız. Fırsat elimize geçtiğinde, bizim kindar devenin çuvalları parçalayıp tekmelemesi, avımıza yapacağımız zulüm yanında hiç kalır. Mahfederiz, hayatını karartırız. 

Kindar olan bir kişilik, intikam duygularıyla boğuşur durur. Karşı tarafı hor görür, alay eder, aşağılayıcı sözler sarfeder. Fırsatını bulursa canını yakar. Kin denilen bu iğrenç duygunun çirkin ürünleri olan bu tip davranışları akıllı  ve ahlâk sahibi insanların sergilemesi mümkün müdür?

Kin tutan bir kişilikte davranış bozuklukları gözlemlenir. Kin bir zehirdir, panzehiri ise hoşgörüdür. İçimizdeki adalet duygusunu eriten, yerine düşmanlık tohumları eken bir duyguyu nasıl oluyor da yok edemiyor, deve gibi kindar yerine, kin zehirini içmiş varlık demiyoruz? 

Duyulan bu kin, toplumlara karşı da olabiliyor. Bu durumda adaletten söz etmek mümkün değildir. Kinin barındığı yerde adalet yoktur. Toplumlara yönelik kin duygularının sonuçları insanlık tarihinin utanç sayfalarında yer alırken, yaşadığımız bu çağda bile, insanlığın yakasına yapışmış bu illet duygudan kurtulmak hâlâ mümkün olamamıştır.

İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Yeri geldiğinde ölümüne sevmesini bilir. Fedakardır; İnandığı doğruları için canını verir. Nefret, kin, intikam duyguları da besler. İnsanoğlunun doğasındadır bu tür davranışlar. 

Önemli olanı, bu kötü duyguları frenlemek, asil duygularımızın  bedenimizde barındırdığımız alçak duygularımıza yenik düşmemesini temin etmektir.

Öfkenin intikam alma hissine dönüşmesinde aracı olan kin duygusunun meydana getirdiği gerilimin yıpratıcı etkisi, yaşamı çekilmez hale getirir. İçimize gömdüğümüz şeytanı, asil insanlık duygularımızla bir meleğe dönüştürme yeteneğine pekalâ sahibiz. 

Bırakalım hayvanlarımız kendi doğalarında özgürce yaşasınlar, utanç verici duygularımızla onları da kirletmeyelim.
  

10 Mart 2012, Paris

Yavuz Atıl


4219 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ? - 06/08/2019
GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ?
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
 Devamı