Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
MOR mu, AL mı ?
10/04/2012

MOR mu, AL mı ?

Moralinizin ilk kez ne zaman bozulduğunu anımsıyor musunuz? Böyle bir soruyu seksen yaşında bir kişiye yöneltsek alacağımız yanıt ne olurdu acaba? Ya da genç bir kardeşimize sorsaydık nasıl cevaplardı? 

Moral bozukluğunun veya moralin olmayış durumunun, yaşanılan devir, ülke, kent, kasaba, arkadaş çevresi, teknolojinin gelişimiyle yakın ilişki içinde olduğunu düşünüyorum.

Bizim gibi orta yaşın bir miktar üzerinde olan kişilerle yaptığım sohbetlerde, morallerinin ilk kez ne zaman bozulduğunu veya bunu ilk defa nasıl farkettiklerini anımsayanların sayısı pek fazla değildi.

Gençlerle yaptığım söyleşilerde ise ilginç yanıtlar almıştım. Kimisi, moralinin hep bozuk olduğunu, kimisi moralinin ilk kez on yaşlarında bozulduğunu zira, babasının kendisine cep telefonu almadığını, bazı grup gençler, sevdalısına açamadığı sevgisinden, çekingenliğinden dolayı erken yaşlarda morallerinin bozulduğunu, başka gençler ise, mevcut teknolojinin sunduğu olanaklardan yeteri kadar yararlanamadıklarından yakınarak erken yaşlarda morallerinin bozulduğunu söylemişlerdi.

Başka bir genç ise, moralinin ilk kez üç yaşlarında iken bozulduğunu anımsadığını, anne babasının erkenden kalkıp işe gittiğini ve o yaşlarda bir bakıcı ile evde kaldığını, her sabah anne babasına  ne olursunuz işe gitmeyin evde kalın diye yakardığını anlatmıştı bana. 

Mutlaka o anne ve baba da bozuk bir moralle işlerine gidiyorlardı. Oysa, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak, onun gereksinimlerini en iyi şekilde yerine getirmek için çabalıyorlardı. Fakat, ortada moralsiz bir aile tablosu vardı. Bu bir çelişki değil miydi?
 

Fransa’da yaşadığım yıllarda görevim gereği sık sık gençlerimizle sohbet ederdim. Onların da bir çoğu bu ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerinden dolayı kendilerini bildikleri bileli morallerinin bozuk olduğunu söylerlerdi. 

Bayanlar ile erkeklerin moral durumları da incelemeye değer bir konuydu. 

Kadın haklarının bulunmadığı, kadına uygulanan şiddetin gözardı edildiği ülkelerdeki bayanların morallerinin iyi olduğunu kim savunabilir ki? Kendilerinden onlarca yaş büyük erkeklere ailelerince adeta satılan gencecik kızlarımıza ilk kez moralin ne zaman bozuldu diye bir soru yöneltsek, alacağımız yanıt bellidir.

Günlük yaşantımızda kendimiz de dahil olmak üzere sık sık karşılaştığımız moralsizlik konusu toplumun refah, gelişmişlik, eğitim düzeyiyle doğru orantılıdır. Hangi toplum olursa olsun bu illet moral meselesi  rahatsız ediciliğine hep devam edecektir. 

Samimi olarak, şöyle bir geçmişimize baktığımızda yaşantımızın bir çok anını moral bozukluğuyla yaşadığımızı farkederiz. Bunu anlarız, ama, moralsiz geçen bu günlerimizi düşünüp moralimizi bozmayız. Öyle yaşanması gerekiyordu ve yaşadık deriz. Bu bir öz savunmadır. 

Moral bozukluğunun, mevsimlerle de ilişkisi vardır. Sabah vakti başka ülkelere gezmesini tamamlamış güneşin, sırnaşık bir sevgili gibi perde aralığından yüzümüze vurması, « haydi kalk » diye bizi dürtmesi, ardından kuşların ötüşmeleri, pencereyi açmamızla birlikte,   bahar kokularının odamıza hücum etmesi karşısında   moralimiz bozuk olur mu? 

Veya, ince belli papatyalara, utangaç lâlelere hasret kaldığımız kısacık günleri olan kış aylarında, birbirleriyle geçinemeyen bulutların ağızlarından alevler saçarak gürültülü kavgalarının kulaklarımızı rahatsız etmesi, bu yetmiyormuş gibi güneşi alıp götürmeleri  moralimizi bozarken, aynı zamanda gökyüzündeki pamukatıcı ustasının sopası ve yayıyla kabarttığı yorganlardan yeryüzüne düşen pamuk parçalarını penceremizden izlerken, kuzinemizde pişen kestane kokularını teneffüs etmek te  bozulan moralimizi düzeltmeye yeterlidir. 

Moral, başkalarına karşı davranış biçimlerini öngören soyut bir kavramdır. İstemeyerek te olsa, onun bozuk ya da düşük olduğu zamanlarda davranışlarımızda da bir dengesizlik sezinlenmektedir. Zaten, bunu anlayan karşı taraf,  « moralin bozuk galiba » diyerek durumu düzeltmeye çalışır. Öyle zamanlarda, kızgın çöl kumlarında yalınayak yürümenin verdiği bir zulüm vardır.

Bunun tersi  de olmaktadır. Yüksek moral ile yapılan her iş, bir keyfe dönüşür. Sporcu en iyisini başarır, öğrenci en yüksek notu alır, yönetici en güzel yönetir. « Bu gün moralim yerinde, herkese benden bir içki » nağmeleri rengarenk kelebekler gibi çevrede dolaşmaya başlar. 

Latincede moralis sözcüğü, ahlâka ait, ahlâksal, maneviyat anlamında kullanılmıştır. İngilizce moral, Fransızca morale sözcükleri de Latinceden türeyerek aynı anlamı taşımakla birlikte maneviyat anlamına da eğilimli olması nedeniyle iç dünya yapısı ile de bağlantılı olarak kullanılagelmektedir. 

Dilimizde ilk kez 1898 yılında kullanılan moral sözcüğü ise, sözcüğün temel anlamı olan ahlâka ait, aklâksal’dan ziyade,  ruh halinin dinginliği ve dengeli olması, yürek gücü, maneviyat anlamında kullanılmış ve günümüzde de aynı anlamı korumaktadır. 

Hemen biraz sonrasında neler olacağını kestirme şansımız olmadan yaşamaya devam ettiğimiz dünyada, karşılaşacağımız zorluklarla mücadele etmemiz için ahlâk gücümüzün yüksek seviyede olması durumunda, moralimizin de buna bağlı olarak  sağlam olacağı, alacağımız kararların, ahlâksal değerleri çiğnemeyecek şekilde, mutlu sonla biteceği kesindir. 

Baharın gelmesiyle mor dağların al gelinciklerle süslü olduğu bugünlerde, mor ve al’ın ruhunuzu temizlemesi, neşe dolu günler getirmesini diliyorum sevgili dostlarım. 

6 Nisan 2012, Bodrum

Yavuz ATIL



Paylaş | | Yorum Yaz
3507 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı