Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Yarın olacak mıyız ?
27/04/2012

Yarın olacak mıyız ?

2009 Mart ayında gazeteler, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), ''Kepler'' uzay aracını/teleskobunu  Florida'daki Cape Canaveral Uzay Üssü'nden fırlattığını yazıyordu.

Haberlerde devamla, adını  Alman gök bilimci Johannes Kepler’den  alan aracın, üçbuçuk yıl süreyle Güneş çevresinde bir yörüngeye yerleşeceği ve  etrafındaki 100 bin yıldızı izleyeceği, bu misyonun maliyetinin de 600 milyon dolar civarında olacağı yazıyordu.

Yoksul, paralı asker olan baba ile bir hancının kızından Almanya'nın Weil kentinde 1571 yılında dünyaya gelen Kepler’in, küçük yaşta yakalandığı çiçek hastalığı nedeniyle gözleri ve elleri zayıf düşmüştü. Ancak, üstün zekasıyla küçük yaşta dikkatleri çeken Kepler,  önce teolojiye yönelmiş, üniversite öğreniminde bilim ve matematiğin büyüleyici etkisinde kalmıştı.  Bu Kepler’in hayatı açısından önemli bir dönüm noktasıydı. Çalışmalarını matematik ve astronomi alanında sürdürererek 1601 yılında imparatorluk matematikçiliğine atanmıştı.

O’na bilim tarihinde "Astronominin Prensi" ünvanı verilmişti. 1630 yılında bu dünyadan ayrılmıştı, ama,  günümüzde başka dünyaları araştırmak için uzayın boşluklarında yolalan « Kepler » onun adını yaşatıyordu.

6 Aralık 2011 tarihli gazeteler, atmosfer sıcaklığı dünyanınkine benzer  yeni bir gezegen keşfedildiğini dünyaya duyuruyordu. Bu, Kepler 22-b idi.

Dünyamızdaki hayatın ne olduğunu henüz tam anlamıyla keşfedememişken, şimdi de başka bir hayatın ortaya çıkma olasılığını  öğreniyorduk.

Başka dünyaların ve hayatların olabileceği konusu dünyanın hep gündemindedir. Peki biz yaşadığımız dünyada hayatın ne olduğunu tam anlamıyla biliyor muyuz? 

Çok sevdiklerimize « Hayatım » diye seslenmek, hayatın sevgi dünyamızda önemli bir rol aldığını ortaya koyuyor. 

Hayat, dünyaya geldiğimiz andan başlayıp, yaşama veda etmek üzere gözlerimizi kapatıncaya kadar devam eden bir süreç. Bazen çok uzun sürer, bazen de kısacıktır. Uzunluğu değil iyi olup olmadığı önemlidir.

Ancak, hayatın iyi ya da kötü olması bazı zamanlarda elimizde değildir. Gayet güzel giden bir hayat tarzı, beklenmeyen bir olay karşısında alt üst olabilmektedir. İşte, o zaman bize düşen görev, depreme uğramış  bu yaşamı tekrar ayağa kaldırıp canlandırmak ve yolumuza devam etmektir. Montaigne’nin dediği gibi : « Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür; Ona iyiliği kötülüğü katan sizsiniz. »

Hayatımıza yön verebilmek için bazı durumlarda karşımıza birden çok seçenek sunulmakta, ama, bunlardan sadece bir tanesini seçme şansı tanınmaktadır. Bu durumda, hayatın birden fazla olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Seçmediğimiz yaşam tarzının bizim için bir şans mı yoksa şanssızlık mı olduğu gerçeğini de asla öğrenemeyiz. Bu, bir nevi silgi kullanmadan resim yapma sanatıdır. Bu durumda kendi arzumuzla seçtiğimiz yaşamın gerçeklerini kabullenip, onu nasıl daha iyi bir duruma getirebilmenin yollarını araştırmamız gerekecektir. Zira, hayat, sonu zaferle sonuçlanacağı garanti olmayan bir savaştır. Toequeville, « Şerefle bitirilmesi gereken en ağır vazife, hayattır. » demekle isabetli bir görüş ortaya atmıştır. 

Geçtiğimiz günlerde, 2000 yılı meksika yapımı bir film izledim. Amores Perros. Türkçeye, paramparça aşklar ve köpekler olarak çevrilmiş. 2001 yılında İstanbul Film Festivali'nde büyük yankı uyandırmış. Üç ayrı  hayat hikayesini anlatan yapımda, yaşamlara yön veren bir trafik kazası filmin en önemli yanı. 

İlginç bir senaryo ile sunulan filmde insanların hayatları ve bu hayatlarının ellerinde olmadan nasıl kendi kendine geliştiği gerçeği  ortaya koyulmaktadır. 

Yaşantımızın ötelerini, bugünden planlayarak bazı hesaplara girişmemizin anlamsız olduğu, yaşamın nasıl yaşanacaksa öyle yaşanması gerektiği gerçeği nefes kesen bir macerayla anlatılmaktadır. 

Filmde geçen bir replikte, abisi’nin  eşi Susana’ya deli gibi aşık olan ve onunla ileride yeni bir yaşam kurma planları yapan Octavio’ya Susana’nın; « Büyükannemin bir sözü vardır : Tanrı’yı güldürmek istiyorsan, O’na planlarından sözet » söylemesi, yaşadığımız sürece, yapacağımız çocuksu planlarımızın, hiç bir işe yaramayacağı, bunların tek taraflı kalacağı, hele hele, hayatımızın geleceğini hedeflerken, çevremize pek te güvenmemiz gerektiği gerçeğini vurgulamaktadır.

Hayat öylesine acımasızdır ki, hiç bir kusurunuz olmadan sizi ve sevdiklerinizi perişan eder geçer. Durakta otobüs bekleyen yolculara çarpıp, onları öldüren, sakat bırakan, sarhoş bir sürücü, düğünlerde atılan maganda kurşunları, teröristin alışveriş merkezine koyduğu bomba, düşen bir uçak, yaşantımızın yok olmasına ya da değişmesine neden olan olaylardan sadece bir kaçıdır. 

Öte yandan,  kişisel hatalarımız olur. Yanlış kararlar veririz. Öfkelenip sağa sola saldırıp, yakınlarımıza eziyet ederiz. İçki, uyuşturucu alemine dalıp bedenimizi yoketmeye çalışırız. İntihar ederiz. Bunlar da hayatın bir parçasıdır. Burada, sorumlu olan kendimiziz, ama, bizi bu aşamaya getiren sebepler yok mudur ? « Hayat sen ne çabuk harcadın beni. »  diye hayıflanmakta haklı yanımız var mıdır?

Acaba, hayat, güvenilmez bir şahsiyet midir? Ona hiç aldırmayıp, yok mu saymamız gerekir? Hayatın, dün, bugün ve belki yarından ibaret olduğu gerçeğini mi kabullenmemiz gerekli? Yoksa, Varoluşçu Alman Filozof  F.NİETZSCHE’nin “Bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.”  fikrine hayatı da dahil etmeli miyiz?

Hayat, bir saniye sonrası dahi tahmin edilemeyen bir eylemler yolu olduğuna göre, bu yolda ilerlerken, onun hamurundan yaptığımız ve yapmaya devam ettiğimiz akıp gitmekte olan zaman içinde,  hiç ölmeyecek gibi çalışıp, bir saniye sonra ölecekmişiz gibi sevgi ve inançla  hamurunu yoğurmak, ortaya lezzetli bir ekmek çıkarmak en akılcı yoldur diye düşünüyorum.

Yaşantımızın, yaşanmış diğer olaylar karşısındaki bakış açısı  buna baktığımız pencereye göre değişiyor. Havada süzülen bir martıya, neşeyle uçan kelebeğe, beni gel kokla diyen gonca güle, demir parmaklıklar arkasından bakan bir mahkum, tekerlekli sandalyede oturan bir engelli ya da bunları göremeyen görme engellinin tepkileri aynı olmayacaktır. İşte hayat, böylesine başına buyruk, özgür, bildiğini okuyan bir olgudur.  

Kendisinin dost mu düşman mı olduğunu kestiremediğimiz hayatı, Ulu Önder Atatürk ne güzel tanımlamış: “Hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı, hayatta yalnız iki şey vardır; galip olmak, mağlup olmamak”

Hepinize sonu galibiyetle  son bulacak bir hayat temennisiyle…

 

Bodrum, 24 Nisan 2012

Yavuz ATIL



Paylaş | | Yorum Yaz
2697 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı