Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz...
15/05/2012

Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz...

Çocukluğumuzun geçtiği Kızılay Mahallesinin yüksek yerlerinde  1950’li yıllarda yapılanma yeni başlamıştı. Günümüz evlerinin  birbirine karıştığı dar sokaklarda, bizim zamanımızda, yol, su, elektrik yoktu. Semtin biz çocukları, bir kır görüntüsü veren sokağımsı yerlerde toplanır, tatil aylarında sabahtan akşama kadar oyun oynar, bildiğimiz oyunların tekrarından bıktığımızdan, yeni oyunlar uydurur, türlü komiklikler yapardık.

Bu uydurma oyunlardan biri de, yalan söyleme yarışıydı. Yalan söylemek bilgi ve beceri işidir. Rol yapmayı bilmek gerekir. Yalanımızı söylerken karşımızdakini, yani kurbanımızı inandırmak için, ses tonundan tutun da yüz ifadelerine kadar birçok eylemi aynı anda uygulama zorunluluğu vardır. 

Biz, o küçük yaşta, temiz kalpliliğimizle yalanlarımızı, sadece oyun amaçlı söylerken, bir tiyatro sanatçısı edasıyla rolümüzü yapar, bazen de kendi yalanlarımıza kendimiz  inanırdık. 

En güzel yalanı rahmetli Mustafa söylerdi. Çocukluğumuz, gençliğimiz Mustafa ile geçti. Gençlik yıllarımızda birbirimize takılır, çocukluk günlerimizdeki o mükemmel senoryalaştırılmış yalanlarını anımsar keyifli anlar geçirirdik.

Bir keresinde Mustafa öyle bir yalan söylemişti ki, oyuna katılan arkadaşlarımızla kahkalarla gülmüştük. Sözde, Mustafa Ay’a gitmiş, Ay’dan bir kaya parçası getirmiş ve kimsenin bilmediği bir yerde saklıyormuş. Bizim gülmelerimize alınan Mustafa, kendisine inanmadığımıza kızarak bize küsmüştü.  Zira, oyunun asıl amacı yalan söylemek değil, anlatılan uydurmaları karşınızdakilere kabul ettirmekti.

İlerleyen yaşlarımda, hayatı tanıdıktan sonra, küçükken uydurduğumuz bu oyunun, herkes tarafından oynandığını anlamak pek te zor olmadı. 

Yalanla oyun amaçlı tanıştık. Beş-altı yaşına kadar söylenen yalanların çocuğun kişiliğinin oluşmasında gerekli bulunduğu, bunların hayal dünyasının bir yansıması olduğu uzmanlarca kabul görmüştür. 

Her çocuk yalan söyler. Çocuklar gerçek dünya ile hayal dünyası arasındaki farkı idrak edemezler. Bu nedenle kendi iç dünyalarında yarattıkları ve çevreden aldıkları faktörler doğrultusunda olayları yalanlarla süsleyerek abartırlar. Bu yalanlarda bir çıkar, bir mahvetme, yıpratma, düşmanlık sözkonusu değildir. 

Önemli olanı, ebeveynlerin çocuklarını yalan konusunda eğitmeleridir. Bunu yaparken de, çocuklarını kızarak, cezalandırarak değil, doğru söylendiğinde kimselerin inanmadığı durumların, yalancılığın bir cezası olduğunu söylemeleridir.  O. Wendell Holmes’un dediği gibiGünah işlemenin birçok yolları bulunduğunu, fakat yalanın bunların hepsine uyan bir sap olduğu”  gerçeğini vurgulamalarıdır. Yalancı çobanın başına gelenleri, yalancılığı yüzünden sürüsünü kurtlara kaptırdığını anlatmalarıdır. İtalyan yazar Carlo Collodi’nin 1881 yılında yazdığı ünlü çocuk klasiğinin kahramanı, Gepetto Usta’nın keseriyle şekillenen, yalan söyledikçe burnu uzayan Pinokyo’yu okumalarıdır.

Doğruların çizmeyi giyerken, yalanın tüm dünyayı dolaştığı zamanımızda, günde en az iki kez yalan söylediğimiz yapılan araştırmalarla saptanmıştır. 

Yalan, insanları yanıltma amacıyla başvurulan gerçeğin zıddı olan söylemlerdir. İnsanların ihtiyaçları doğrultusunda elbet bir gün yalana başvuracakları günümüzde doğal karşılanmaktadır.  Bu bir gerekliliktir, daha doğrusu gerçeği söylemek istememenin ifadesidir. 

Her yalan mutlaka beraberinde kötülük getirecektir diye bir inanış yoktur. Yalanlar da kendi aralarında sınıflandırırlar; kimseye zarar vermeyenleri olduğu gibi, bir zümreyi, toplumu mahvetmeye yetecek yalanlar da vardır.

Yalancılık, bir mitomaniye dönüşmediği sürece günlük yaşantımızda her zaman başvurmak zorunda kaldığımız bir davranış biçimi olmaya devam edecektir. 

Beyaz yalanlar vardır: Küçük, küçük. Kimsenin kalbini kırmayan, zarar vermeyen, iyi niyete dayalı yalanlardır. Her ne kadar, Cehennemin yollarının iyi niyet taşlarıyla örüldüğü gerçeği kabul görse de, bu tip iyi niyetli yalanlar kötülükten çok iyiliğe yönelik yalanlardır. Bu yalanlarda çıkar, birilerini mahfetme, yıpratma yoktur. Günlük yaşantımızdaki iltifatları, hasta ziyaretlerinde sarfettiğimiz cümleleri  bir düşünün derim.  

Pembe yalanlar vardır: Hangimiz başvurmadık ki? Sevgilimize, yeşil panjurlu evimizde, şöminenin  başında mutlu günler geçireceğimizi  söylemedik mi?  Onsuz yaşamaktansa ölmeyi tercih edeceğimizi, onu görmediğimiz zamanlarda  gözümüze uyku girmediğini, her zaman onu düşündüğümüzü söyledik durduk.  Pembe yalanın kime zararı olur. Pembe yalanlar sevginin abartısıdır. Hepsi o kadar. 

Kara yalanlar vardır: İşte en tehlikeli, can yakıcı yalanlardır. Bu yalanları söylemek, bilgi, beceri işidir. Yüz kızarmayacak, pişkin ve karşısındakinin güvenini kazanma yetisine sahip olunacak. 

Bunların da üstünde, Romalı Quintilianın dediği gibi; “Mendacem memorem esse oportere.- Bir yalancının iyi bir hafızası olmalıdır.” Zira, yalancının mumu yatsıya kadar yanar atasözü, bu kişiler için geçerli değildir. Bunların mumu yatsıya kadar yanmayıp, o mumun aleviyle  bulunduğu ortamı yakıp cehenneme çevirir. 

Bütün bu meziyetelere sahip olanlar yalan söyleme sanatını öyle ustaca yerine getiriler ki, ortaya bir sahne çıkar. Bazen de karşı konulması mümkün olmayan bir silah. Peki biz bu silahlara karşı yeteri kadar donanımlı mıyız? Sahnede oynanan bu kalleş oyunun kurbanı olma olasılığı var mıdır?  Akıllı insan, yalanla doğruyu ayırabilendir.

Günümüzde, teknoloji ilerledikçe yalan söylemek te kolaylaşmaktadır. Yapılan araştırmalarda telefonda veya internet aracılığıyla yapılan mesajlarda yalan söylemek, yüz yüze yalan söylemekten daha kolay bir hâl almaktadır. 

Yalancılar, her zaman kendilerine inanacak birilerini ararlar. Yalancı olduğuna inandığımız kişilerle ilişkimizi keserek onları yalanlarıyla başbaşa bırakmak en iyi yöntemdir.  Etrafında kendisine inanmayanları olan bir yalancının mumu işte o zaman sönecektir. 

Yalan söylediğini bile bile, hâlâ inanmaya devam ettiğimiz kişiler ise, acımasızca kurbanlarını katletmeye devam ederek, doymak bilmeyen şeytani ruhlarını beslemek için kara yalanlarını sürdürüp, içlerindeki yalan  aleviyle  çevresini cayır cayır yakacaktır. 

Yaşantınızın pırıl pırıl doğrularla ve pembe yalanlarla geçmesi temennesiyle. 

13.05.2012, Bodrum

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
1915 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı