Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Kunduracının dili..
08/06/2012

Kunduracının dili.. 

Her dilde olduğu gibi bizim dilimizde de deyimler vardır. Bunlar, kültür zenginliklerini gösteren sözcük dizilimleridir.  Atasözlerimizde olduğu gibi, yaşanmış olaylara ve bu olayların sonucuna dayanan toplumun ya da bireylerin zekâlarının, yaşam tecrübelerinin yansımalarıdır deyimlerimiz. 

Çeşitli kaynaklara göre dilimizde 6300 civarında deyim vardır. Deyimler, bir dilin anlatım gücünün ve zenginliğinin ifadesidir. 

Bunlar arasında bir deyimimiz vardır: Çizmeyi aşmak, ya da çizmeden yukarı çıkmamak. Verilmek istenen mesaj ise: Bilmediğin konuda konuşma’dır.

Bu deyimle ilgili çeşitli öyküler vardır: 

Milattan üç asır önce Efes’te yaşayan Apelle isimli bir ressam yapıp sergilediği resimleri hakkında halkın görüşlerini almak amacıyla bir perdenin arkasında gizlenip notlar tutarmış.

Günün birinde  bir kunduracı ünlü ressamının bir portresini  incelerken mesleği gereği, portredeki kişinin çizmeleri hakkında görüşlerini sıralamış. Yaptığı tenkidler de yerindeymiş. Tabii ki bu eleştiriler ressamın hoşuna gitmiş. Ancak, bizim kunduracı daha ileriye giderek, portredeki kişinin, şapkası, giysileri konusunda da konuşmaya başlayınca, Apelle gizlendiği perdenin arkasından sinirli bir ses tonuyla: Haddinizi bilin, çizmeden yukarı çıkmayın  diye kunduracıyı azarlamış. 

Yine başka bir öyküde:  Tanınmış bir ressam (bu kez ressamın kim olduğu belli değil) ata binmiş bir süvari tablosunu eleştiren ziyaretçiye mesleğini sorduğunda, ziyaretçi de ben çizmeciyim demiş. Ressam, o halde lütfen eleştirinizde çizmeyi aşmayın demiş.

Başka bir hikaye ise şöyledir: Bir heykeltraş şehrin meydanına yöresel giysileriyle bir erkek heykeli yapmaktadır. Heykeltraşı ilgiyle izleyen bir kişi, sanatçının yanına gelerek, “kusura bakmayın ama çizmeyi yanlış yapıyorsunuz” der. Bunun üzerine yontu sanatçısı “peki ama sen benim işimi benden daha iyi mi bileceksin” der. 

Kendisinin şehrin en iyi çizme ustası olduğunu söyleyen kişinin fikirlerinden yararlanmak isteyen ve insanların bilgi ve tecrübelerine saygılı olan   usta, “pekâlâ haydi fikrini söyle de bu çizmeyi birlikte yapalım” diyerek ayakkabıcının yardımını ister.

Sonuçta gerçekten güzel bir çalışma ortaya konulur. Fakat heykelin çizme bölümünün yapımından sonra çizmeci heykelin kolu şöyle olmalı, şapkası böyle olmalı diye heykeltraşın çalışmasına kendini kaptırır, Bunun üzerine yontucu: “Bak dostum, çizme konusunda yardımından faydalandım ama çizmeyi aşma lütfen” diyerek çizme ustasına haddini bildirmeye çalışır.

Konuyla ilgili başka bir anlatım ise şöyledir: 19. Yüzyılda Fransız ressam Delacroix Paris’te bir resim sergisi açmıştır. Sergiyi, ziyaret edenlerden biri bir şövalye tablosunun önünde durup resme bakarak kendi kendine “Şövalyenin çizmesindeki körük  kıvrımlarındaki hatalar ne kadar da rahatsız edici” diye söylenirken, ünlü ressam bunu duyar. Bunu üzerine ressam: “Siz bu hatayı nasıl gördünüz? Siz de mi ressamsınız” der. Ziyaretçi de: “Hayır efendim ben çizme ustasıyım” yanıtını verir. Bundan etkilenen ressam hemen paletini boyalarını getirerek çizme ustasının tarifleri doğrultusunda resimde gerekli değişiklikleri yapar.  Bu durumdan pek memnun kalan çizme ustasının, şövalyenin pantalon ve kemerinde de hatalar olduğunu söylemesi üzerine, Delacroix: “Bak dostum sen kunduracısın, lütfen çizmeden yukarı çıkma” diyerek ziyaretçinin yanından ayrılır.

Hikaye, Leonardo da Vinci ile de ilgilendirilmiştir. Bu kez, ünlü ressam, elinde, ayağında çizme olan bir adamın tablosuyla ayakkabı boyacısına gelir.  Ayakkabı boyacısı ile sohbet ederlerken, gözü tabloya ilişen ayakkabı boyacısı, tablodaki çizmeli adamın çizmesindeki hataları bir bir sıralar. Buna pek memnun kalan Da Vinci ayakkabıcının önerilerini dikkate alacağını söyler. Bu defa, ayakkabıcı portrenin diğer öğeleri hakkında da fikir beyan etmeye başlayınca Leonardo : "orada dur" der, "çizmeyi aşma". 

Bu deyimle ilgili ve en uygun olanı ise aşağıdaki hikayedir : Zamanın birinde bir kral devrin en ünlü ressamına portresini yaptırır. Meydana çıkan eserden de pek memnun kalmıştır. Ancak, yine de, nesilden nesile aktarılacak olan  bu değerli portresinde bir hata olup olmadığını saptamak üzere, şehirdeki en ünlü, terzi, kuaför, ayakkabıcı gibi ustaları saraya davet edip tabloyu incelemelerini ister. Tabii ki, bütün bu sanatçılar kraldan korkmaktadırlar. En ufak bir hataları sonucunda kafaları uçurulacaktır. 

Sırasıyla, kuaför, terzi kendi meslekleriyle ilgili olarak resim hakkında bilgilerini sunarlar. Sıra ayakkabıcıya geldiğinde :  « Efendim, çizmeniz muhteşem olmuş, ancak topuklarında bazı hatalar var, biri daha kalın gibime geliyor »    demiş. Bunun üzerine kral ressamı çağırıp gerekli düzeltmeyi yaptırıp, ayakkabıcıya da bir kese altın  vermiş. Durumdan çok memnun olan ve biraz da kraldan yüz bulan ayakkabıcı tablonun diğer unsurlarında da konuşmaya başlayınca, kral : « Haddini bil ayakkabıcı, çizmeyi aşma » diyerek verdiği bir kese altını ondan geri almış. 

Bu deyim üstüne böylesine değişik öykülerin yazılması ilgimi çekti. Bu hikayelerin çeşitliliği,  deyimde verilmek istenen iletinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyordu sanki. 

Günlük yaşantımızda  her zaman çizmeyi aşan insanlarla karşı karşıya kalmak zorundayız maalesef. İnsanlık bilmediği konularda fikirlerini ortaya koymama erdemine eriştiğinde, bu deyimin kendiliğinden ortadan kalkacağı kesindir.

Mazhar-Fuat-Özkan üçlüsünün « Peki Peki Anladık » adlı şarkılarında çizmeyi aşan bir kişiliğe sataşma yok mudur?  Toplum bu tür insanlardan pek rahatsızdır. 

Neden, anlamadığımız, bilmediğimiz konularda, işaret parmağımızı çenemize dayayıp, haddimizi aşarak aslında…şöyle olmalıydı diye kendimizden emin bir tavırla söze başlarız acaba. 

Ya da, mesleğin hangi dalında olursa olsun insanların savundukları konuları kulak ardı ederiz. Oysa, bilgi paylaşımdır. Paylaşılmış bilgi bir işe yarar ancak.

Herkesin herşeyi bilmesi olanaksız olan zamanımızda, bazı meslek dallarını küçümseyerek, o mesleği icra edenlerin fikirlerine değer vermeyip bilgiçlik taslayan kişilere ne demeli? Yukarıdaki öykülerin her biri bu soruları ayrı ayrı yanıtlıyor.

Bir de aklıma, neden çizme? Diye bir soru geldi. Eskiden sadece kunduracılar   mı bilmediği konularda ahkam kesermiş? 

Düşüncelerimi siz sevgili dostlarımla paylaşıken çizmeyi aştımsa affola.

Yavuz Atıl

05.06.2012, Ankara



3351 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ? - 06/08/2019
GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ?
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
 Devamı