Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Yaşımı kimse bilemez..
02/08/2012

Yaşımı kimse bilemez..

Yedi sekiz yaşlarında iken Rahmetli dayımın bizi sık sık ziyarete geldiğini anımsıyorum. Yine hatırladığım kadarıyla biz çocuk yaşlarda iken dayım da kırk yaşın üstündeydi. 

Bu yaş bize öylesine büyük gelirdi ki, dayımıza yaşlı bir insan gözüyle bakardık.

Bizim yaşımız ilerledikçe dayımız da yaşlanıyordu tabii ki. Ancak, yirmili yaşlara geldiğimde, küçük yaşımda yaşlı diye bellediğim dayımın iç dünyamdaki yaşlılık resmi hep aynı idi. Sanki dayımın yaşlanma süreci sona ermişti. Hafızamdaki yaşlı sima hiç değişmemişti.

Aynı izlenimi rahmetli teyzemde de gözlemlemiştim. Rahmetli annemin, babamın da küçüklüğümdeki yaşlı simaları bu dünyadan göç edinceye kadar hafızamda hep aynı idi.

Kırklı yaşlarımda, çocuklarımın da beni yaşlı olarak algıladıklarını farketmiştim. Öyle ya, nasıl ben dayımı, annemi, teyzemi, babamı hep yaşlı olarak hafızama resmettiysem, çocuklarım da beni öyle fotoğraflayacaklardı.

Yaşadığımız senelerle doğru orantılı olarak, dış görünümümüz de değişime uğruyor. Eskimiş bir mobilya, yıpranmış bir halı, duvarları çatlamış bir bina gibi bedenimiz gerçek yaşını ortaya koyuyor.

Takvim yaşımızın verdiği dış görünümümüzü bir takım pahalı kremlerle, losyonlarla daha genç gösterme gibi bir olanağımız var günümüzde. Öte yandan, estetik ameliyatlarla altmışlık nineler yirmilik genç kız oluveriyor artık.

Doğanın felsefesine uygun olmayan bu gençleştirme operasyonlarına karşı değilim. İç dünyamızdaki yaşlılık üzgünlüğünün, korkusunun bir dışa vurmasıdır bu. Elde fırsat var ise bu ameliyatlara astronamik fiyatlar ödenmesine kim karışabilir ki.

Olumsuz çevre koşulları, dengesiz beslenme, spor eksikliği, yaşanılan sıkıntılı ve mücadeleci bir hayata bir de zamanı eklediğimizde bedenimizin dış görünümünün eskimesinden daha doğal ne olabilir ki.

İnsanoğlu, ölümsüzlüğün çaresini ararken, aslında devamlı genç kalmanın yollarını bilmek istiyor. Aksi takdirde, biyolojik gelişmelere bağlı olarak dörtyüz sene yaşadığımızı farzedelim. Yüzümüzde, bedenimizde çizgiler, sarkmalar, kırışıklıklar bizi öyle tanınmaz hale getirir ki, aynaya bile bakmaya cesaret edemeyiz.

Diyelim ki, son derece çağdaş cihazlar marifetiyle ikiyüz yaşında olsak bile otuz yaşındaymış görünümüne sahip olma fırsatı doğdu.  Neye yarar ki? Etrafımızda, dış güzelliğimize önem verip  iç güzelliğimizi algılamaktan yoksun insanların leş kargaları gibi dolaşmaları hoşumuza mı gider?

Gerçek yaşımızın ne olduğunu nasıl bilebiliriz? Hangi kıstasları ele almalıyız gerçek yaşımızı saptamak için? Doğduğumuz günden itibaren geçen zamanı hesaplayıp takvim yaşımızı bilebiliriz. Hücrelerimizin yaşlanmalarını hesaplayıp biyolojik yaşımızı ortaya çıkarabiliriz. Çevremizdeki yakınlarımızın yaşımızı tahmin etmeleri de sosyal yaşımızı belli edebilir.    Belli bir güç sarfettikten sonra daha çabuk yorulmamız, bitkinleşmemiz fiziksel yaşımızın ne olduğunu söyleyebilir bize.  Psikolojik yaşımız vardır, yani kendimizi olduğumuzdan da yaşlı hissettiren bir duygu. Toplum içindeki davranışlarımız, etkinlikleri paylaşmamız da toplumsal yaşımızı saptayabilir.

Bütün bu sıralananları bir araya getirdiğimizde, gerçekten kaç yaşında olduğumuzun bir çok parametrelere bağlı olduğu ortaya çıkar.

Ancak, bir de içimizde besleyip büyüttüğümüz iç dünyamızın yaşı vardır ki, bunun yaşını kendimiz dahil kimse kestiremez. Hatta bunu başkalarına sezdirmek istemeyiz.

Öyle zaman gelir ki, oyuncak bir trenle oynayan beş yaşındaki çocukla bir olup müthiş eğleniriz.

Yaşımız seksenlere dayansa bile, bir güzelliğe aşık olabiliriz. Bedenimiz fiziksel olarak izin vermese de, güzel bir kayak merkezinde saatlerce kaymak isteriz.

Yapmak isteyip te yapamadıklarımız, elde etmek isteyip te elde edemediklerimize kavuşmak için yaşımıza bakmaz hedefimizi gerçekleştirmek isteriz. Yaşamdan keyif almak, gerçek yaşımızdır.

İç dünyamızın yaşı, karşı konulmaz bir istekle bizi kendisine çekip alır.

Bunun yanında, yaşlı bedenlerimizde yılların vermiş olduğu tecrübeyi hiçe sayan, « Yaşı yetmiş, işi bitmiş » kör düşüncesiyle saygıdan yoksun davranışlarda bulunan insanlara ne demeli.

Görünen yaşa itibar eden bir zihniyetin kaç yaşında olduğunu kestirmek zor değildir.

Bilim adamları, diyetisyenler, uzmanlar genç kalmanın yollarını araştıradursunlar, esas iç dünyamızdaki gerçek yaşımızı asla yaşlandıramaz veya gençleştiremezler.

Zira, dış etkenler ne olursa olsun, kendimizin saptadığı iç dünyamızdaki yaşımız yerine göre dinamik veya değişken, ya da yaşama sıkı sıkıya  bağlı kalacaktır.

Yaşam yolu üzerinde karşılaşacağımız değişik olaylar karşısında kimi zaman yetmiş, seksen, kimi zaman beş, on yaşlarında hissederiz kendimizi. Bu nedendir ki, olaylara vereceğimiz tepkiler olayların yapısına göre iç dünyamızdaki yaşımızın davranış biçimi olur.

Alnımızdaki, göz kenarlarımızdaki  çizgiler, ellerimizdeki lekeler, başımızdaki saçlar, bedenimizdeki zayıflık olsa olsa takvim yaşımızı belli eder.

Oysa, iç dünyamızdaki yerine göre çocuksu, bazı zaman bilgece davranışlarımız gerçek yaşımızdır. Sohbetlerimizi, tartışmalarımızı gerçek yaşımızı göz önüne alıp yapmış olsaydık birbirimiz daha iyi anlama olanağı çıkardı ortaya.

İnsanların dış görünüşlerine  bakıp ta, sözde iltifatla « hiç yaşınızı göstermiyorsunuz » ifadesiyle karşı karşıya kalanlar, kimselerin bilmediği, bilemeyeceği gerçek yaşlarını düşündükçe, bu güzel sözlerin ne kadar anlamsız olduğunu bir sır gibi içlerinde taşıyacaklardır.

Tüm dostlarıma iç dünyalarının barındırdığı yaşlarını keyifle yaşamalarını temenni ediyor, uzun ömürler dliyorum.

 

Yavuz Atıl

Bodrum, 01.08.2012



Paylaş | | Yorum Yaz
2199 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı