Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Yediveren..
22/11/2012

 Yediveren.. 

1957 yıllarıydı. Yugoslavya, Girit, Yunanistan, Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımıza yeni yerleşim alanı sağlamak amacıyla ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi Bornova’da da, soydaşlarımız ve diğer illerden göç edenlere tahsis edilmek üzere, değişik semtlerde imar çalışmaları yapılmaktaydı. 

Doğru dürüst yolu, elektriği suyu olmayan ve halkın istifadesine sunulan bu yeni yerleşim alanlarından biri de, benim çocukluğumun geçtiği, Kızılay Mahallesi’nin üst kesimlerindeydi. 

O tarihlerde bu yerleşim alanlarında hergün yeni binalar, daha doğrusu evler yapıldığından, çocukluğumun bir dönemi, kireç kuyuları, kum yığınları, tuğla, kiremitler arasından geçmişti.

Çocukluğun verdiği cesaret olacak ki, yeni yapılmakta olan evlerin çatılarına çıkıp,  iki, üç metre yükseklikten inşaat için getirilmiş kumlara atardık kendimizi. Biz bu tehlikeli oyunlarımızı öylesine geliştirmiştik ki, zaman zaman havada saltolarla balıklama kumlara bırakırdık narin vücudumuzu. 

Bu oyunlarımız, çevremizdeki inşaatların sona ermesiyle bitivermişti. Ancak, o dönemin  biz çocuklarında da spora karşı bir istek ve heves uyandırmıştı. 

Suphi Koyuncuoğlu Ortaokuluna başladığım ikinci haftanın  beden eğitimi dersinde, öğretmenimiz Sezai Kayacan okulun bahçesine koyduğu birbirine bağlı minderlerde  bizlere öne ve arkaya takla atmasını öğretiyordu. 

Ben de, öğretmenimin yanına yaklaşarak : « Öğretmenim ben havada bile takla atıyorum. » Demiştim. Bunun üzerine Sezai Bey, «  Haydi göster bakalım şu saltonu. » Demişti. Salto sözcüğünü ilk kez duymuştum o gün.

Saltoyu attıktan sonra yanıma gelen Sezai Bey, « Senden iyi cimnastikçi olur, nereden öğrendin bakalım salto atmayı? » Sorusuna cevapla: « Kendi kendime öğrendim Hocam. » Demiştim. 

Şefkatli eliyle başımı sıvazladıktan sonra : « Böyle olmaz evladım, sen Alsancak’taki cimnastik kurslarına gideceksin. » Deyip, oraya nasıl kayıt yaptıracağımı anlatmış, ortaokul ve lisede öğretmenliğimi yaptığı yıllar boyunca da beni daima desteklemişti. 

O günden sonra, 19 sene aletli cimnastik sporuyla ilgilendim. İzmir, Ege, Türkiye yarışmalarında dereceler aldım. Cimnastik hakemi olarak ta bu spora olan ilgimi devam ettirdim.

Yaşantımdan kısa bir kesiti neden anlattım sevgili dostlar: Önümüzdeki günlerde kutlanacak olan Öğretmenler Günü vesilesiyle bizlere daima, gelecekteki yaşantımızda rehber olan, yeri geldiğinde, babamız, annemiz, ağbimiz, ablamız, arkadaşımız olan sevgili öğretmenlerimizi Sezai öğretmenimizin nezdinde anmak, şükranlarımı sunmak için.

Sezai Bey, sporcu yetiştirme konusunda mesleğinin zirvesinde olan bir öğretmendi. SKL’den mezun olan eski öğrencileri anımsar ; Meydana getirdiği futbol, basketbol, hentbol, voleybol takımlarının başarıları yıllarca devam etti. Boks, güreş, atletizm, aletli cimnastik gibi ferdi sporlarda birçok başarılı öğrenciler yetiştirdi. 

6-17 Ekim 1971 yılında İzmir Atatürk Stadyumunda  gerçekleştirilen Akdeniz Oyunlarında cirit atmada (61,34 m)  gümüş madalya alan Recep Kalender Sezai öğretmenimizin yetiştirdiği bir SKL öğrencisiydi. 

“İskelet” lakaplı  bir arkadaşımız vardı. Bu durumundan dolayı sıkılganlığını farkeden Sezai Bey, bir gün İskelet’i karşısına alarak, « Bak oğlum senin sıskalığın boyunun uzun olmasından kaynaklanıyor, erken gelişiyorsun galiba, bu gelişme dönemlerinde iyi bir spor dalına ehemniyet verirsen senden çok iyi bir sporcu olur. » Deyip ciddi bir çalışma sonunda bizim İskelet’i bir sene gibi kısa zamanda “Herkül” yapmış, ardından da boks müsabakalarında vurduğunu deviren bir sporcu yaratmıştı.

Bana öğretmenlik yaptığı yıllarda, Nüvit’ler, Pamir’ler, Salih’ler, Erol’lar, Engin’ler, Gürhan’lar, Yıldırım’lar gibi sayısı bir hayli kalabalık sporcu yetiştiren bu örnek öğretmen, Ulu Önder Atatürk’ün “Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.” Hitabındaki gerekleri yerine getiren ülkemizdeki binlerce öğretmenden biridir.  

Öğretmenliğin iki tanımı vardır: Birincisi, somut tanımdır. Bunu, devletin,  öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan,
ilgili yasalar çerçevesinde bir bilim dalını, sanatı, tekniği  öğretmeyi kendisine meslek edinmiş kimse olarak tanımlayabiliriz. 

İkincisi ise soyut tanımdır ki, bu öğretmenlik mesleğinin toplumlar üzerindeki etkisini gösterir. Ben öğretmeni böyle tanımlarım: Öğretmen dürüsttür, dürüstlüğünü de ortaya koymasını bilendir. O, ne ilkbaharda açıp mis gibi kokan bir kır çiçeği, ne de karlı dağlarda boy gösteren kardelendir. Öğretmen her mevsim çiçek açan,  eşine nadiren rastlanan bir yediverendir.

Onun, güleryüzü rengarenk güllerden, şevkatli konuşması annemizin dilinden, dengeli ve örnek davranışı, en bilge kişilerden,  en zor koşullarda dahi yılmadan, yorulmadan çalışması, bir karıncanın azminden, neşesi, şakacılığı, en iyi oyuncudan, sorunlarımızı sabırla dinlemesi en profesyonel  psikiyatristen iyidir. 

O, insan imarcısıdır,  eline aldığı öğrencisini temelden başlayarak yaşama hazırlayıp, hayatın zorlu mücadelelerine göğüs gerecek, yurtsever, atalarına saygılı, insancıl, ailesine bağlı örnek bir insan imar eder. Öğrencisini mezun ettikten sonra da izler, onlara ömür boyu yol arkadaşı olmaya devam eder. Kötülüklere karşı bilgisiyle göğsünü öğrencisine siper eden mükemmel  bir koruyucudur. 

Öğretmenin vurduğu yerde gül biter” ’de, kalbe, beyne dokunuş vardır. Buradaki vurma öğrencinin kalbine yapılır sevgi, saygı aşılanır. Beynine yapılır bilim, araştırma verilir. “Eti senin kemiği benim” ‘de, bir yandan ebeveynler kemik, iskelet yapısıyla yavrularının fiziki bedenine sahip çıkarken, öğretmenler de, etini kasa çevirip, beyniyle ilgilenir öğrencisinin. Bu deyimleri böyle algılıyorum. 

Başöğretmen Ulu Önder Atatürk, büyük değer verdiği öğretmenlerin  yetiştireceği nesillerin ülkenin geleceğini şekillendireceğini,   öğretmenlerin, halk ile iç içe olması gerektiğini ve yetiştirecekleri öğrencilerin fikren, ilmen ve bedenen üstün meziyette olacak şekilde eğitilmesinin amaçlanmasını isteyerek şu anlamlı sözü söylemiştir:Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır. ”

Ben öğretmenimi, yalnız derste değil, ders dışında da severim. Sınıfta matematiği, coğrafyayı, tabiatı, sporu, müziği, resmi öğreten öğretmen ders dışında bana yaşamın gerçeklerini anlatır. Benim öğretmenim işte budur. 

Öğretmenler Haftası ve 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle, başta öğretmenlerim olmak üzere, ülkemizdeki ve dünyadaki tüm eğitmenlere, saygı, sevgi ve şükranlarımı sunuyorum. 

18 Kasım 2012, Bodrum

Yavuz Atıl



4846 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı