Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Hapsedilmiş anılar..
10/12/2012

Hapsedilmiş anılar.. 

Suphi Koyuncuoğlu Lisesi son sınıfındayken, okulun kapanmasına bir gün kala, rahmetli babamın özenle kullandığı makaralı teybini bin bir ricayla okula getirmeyi başarmıştım.

Babamın, «Bak oğlum teybime bir şey olacak olursa, kemiklerini kırarım.»  Tehditinden ve babamın hiddetinden olacak ki, gün boyunca arkadaşlarımın ve öğretmenlerimin sesini kaydettiğim teybe gözüm gibi bakmıştım.

O güzel günü hiç unutmadım ; 29 Mayıs 1974 Çarşamba. Sınıfımız, diğer sınıflardaki arkadaşlar ve  bazı öğretmenlerimizin sesini kaydettiğim bu teybin makaralarını hâlâ saklıyorum.

Arkadaşlarımın, öğretmenlerimin sesleri, yaptığımız şakalar, sınıftaki şaklabanlıklarımız,  teneffüslerde söylenen şarkılarla yaklaşık iki saatlik kayıt yaptığım iki makara, o günkü cep harçlığıma göre bana epeyce pahalıya malolmuştu. Ancak,  zaman içinde, bu makaraların yıllanmış şaraplar gibi değer kazanmanları bu masrafa değmişti doğrusu. 

O yıllarda, Bilim ve Teknik Dergisinin müdavimlerindeydik. Uzun gelecekte bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir şekilde gelişeceğini, ses ve görüntülerin dijital ortamlarda saklanıp, binlerce kilometre uzaklıklara saniyeler gibi kısa zamanda ulaştırılabileceğini,  iki cm. kalınlığında tüpsüz televizyonların, makarasız ses kayıt cihazlarının, yüksek kapasiteli bilgisayar disklerinin her eve gireceğini okuyor, o günlerin gelmesini heyecanla bekliyorduk. 

Arkadaşlarımın seslerini kaydettiğim gün, kırk yıl sonra seslerini kendilerine  uzayın boşluklarından göndereceğime söz verdiğimde, çoğu kahkahalarla gülmüş, beni pek ciddiye almamışlardı. 

Yıllar su gibi akıp gitmişti. Evlenip çoluk çocuğa karışmış, görevim gereği Fransa’ya yerleşmiş, defalarca evden eve taşınmış, yaşam mücadelesi vermeye başlamıştık. Ancak, çok değerli iki teyp makaramı asla kaybetmemiştim. Nereye gitsem, onları özenle sakladığım  kaplarıyla yanımda götürmüştüm. Onlar benim anılarımın bekçileriydi. 

Aradan 35 sene geçmişti. Bilim ve Teknik Dergisinde 1970’li yıllarda bahsedilen teknolojinin içindeydik. 

Artık, bu makaralarda kayıtlı olan sesleri dijital bir ortama aktarıp, ardından da internet aracılığıyla yayınlamanın zamanı gelmişti. Arkadaşlarıma söz vermiştim. Onlara seslerini yıllar sonra uzayın boşluklarından ulaştırıp, dinletecektim. 

Ancak, bu makaraları okutacak teypler artık kullanılmıyordu. Dile kolay aradan 35 sene geçmişti. 

Fransa’da her şehirde, kasabada, yılda bir kaç kez belediyeler tarafından tertiplenen çatı boşaltma etkinlikleri (Vide-greniers) yapılır.  Bu etkinliklerde, şehrin, merkezi  sokakları belediye tarafından şehir sakinlerine bir kaç m2. olacak şekilde paylaştırılır. Dileyenler bu alanlara münasip bir katılım payı ödeyerek, evlerinin çatı aralarında, kullanmadıkları eski eşyaları sergileyip satarlar. 

Panayır havasında geçen bu etkinlikte, bir yandan şehir sakinleri birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulurlarken, diğer yandan da, kullanmadıkları ihtiyaç fazlası eşyayı sembolik fiyatlarda sergilerler. Bu etkinliklere yetişkinlerin yanında çocuklar da katılır. 

Akla gelebilecek her türlü eşyanın sergilendiği bu devasa pazarda yok yoktur. Kimisi, kullanmadığı elbiselerini, kitaplarını, bisikletini, oyuncaklarını satarken, bazıları da, mutfak eşyasından tutun da,  gençliğinden kalmış eski bir gitar, eski model televizyon, radyo, otomobil parçası, eski musluklar, işe yaramaz kablolar evlerinde kullanmadıkları ne varsa tezgahlarında sergilerler.

Katılımcılar önceden hazırladıkları sandviçlerini yiyip, termoslarından kahvelerini yudumlarken derin sohbete dalar, gerektiğinde birbirlerine getirdikleri eşyayı bedelsiz verirler. 

Ben de, şehrimizde tertiplenen bu etkinliğe katılır, evde kullanmadığımız, oyuncak, elbise, çocuk arabası, çanak, çömlek ne  varsa  satılığa çıkarır, elde ettiğim gelirle  işime yarayacak olan başka şeyleri  alırdım. 

Bir seferinde, yine böyle bir etkinlikte, benim kurduğum tezgâhın yanına eski eşyasını  koymakta olan bir katılımcı ile hem sohbet ediyor hem de eşyamızı yerleştirirken, gözüme eski bir makaralı teyp ilişmişti. Gözlerime inanamamıştım. İşimi bırakıp merakla teybe bakarak aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:

 “Mösyö bu teyp çalışıyor mu?” 

“Doğrusunu söyleyecek olursam bilmiyorum, yıllarca kullanmadık, gençliğimden kalma uyduruk bir alet, artık elden çıkarma zamanı geldi diye buraya getirdim.” 

“Ne kadar istiyorsun?”

“10 Avro. Yeter ki kurtulayım. Ama çalışmazsa geri almam bunu bil.” 

Artık, yıllarca sakladığım makaraları bu teybe takarak dinleyecek, ardından da nümerize edip dijital ortamda kullanabilecektim. 

Hiç düşünmeden teybi satın aldım. Akşamı sabırsızlıkla bekliyor, arızasız bir şekilde çalışması için dua ediyordum.

O gün elimdeki eşyanın tamamını sattım. Evdeki bir sürü işimize yaramayan, fakat başkalarının işine yarayacak eşyadan kurtulmuştum. Ancak günün en karlı işi bu teybi satınalmaktı.

İlk işim teybi açıp içini bir güzel temizlemek oldu. Makaraları döndürecek olan mekanizmanın lastikleri çürümüştü.  Ambalaj laştikleri ile işi halettim ama, pek fazla dayanmayacağı belliydi. Bana iki saat çalışması yeterdi zaten. Ardından teybi  çalıştırdım. Aman Tanrım! Teyp çalışıyor, makara dönüyordu. O anki heyecanımı ifade etmem olanaksızdı. 

Teybin hoparlöründen gelen ilk sesi duyduğumda dünyalar benim olmuştu. Arkadaşlarımın seslerini 35 sene öncesindeki tazelikleriyle duyabiliyordum. 

İlk ses söyleydi: “Yusuf Yalçın, 6 edebiyat B. Oğlum Yavuz sana hayatta başarılar  dilerim.” 

Hiç vakit kaybetmeden bu sesleri derhal bilgisayarıma kaydedip, elde ettiğim özel yazılımlarla temizleyip, onar dakikalık bölümler haline getirdim. İki saatlik yayınım hazırdı. 

1974 yılında kaydettiğim sayıları yüzden fazla arkadaşımın ve bazısı vefat etmiş öğretmenlerimin sesleri uzayın boşluklarında sahiplerini arayıp çoğunu bulmuştu. Arkadaşlarıma verdiğim sözü tutmuştum. 

 

Günümüz sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla arkadaşlarımın çoğu lise yıllarındaki seslerini dinleyip bana teşekkür ettikçe, babamın teybi aklıma gelir, O’nu rahmetle anarım. Bir de, Fransa’daki belediyelerin çatı boşaltma etkinliklerini. 

 

Anılara sahip çıkmak, onları sahiplerine iletmek kadar önemlidir. Günümüz bilim ve teknolojinin bize sunduğu olnakları kullanarak, küflü kartonlarda, çatı aralarında, merdiven boşluklarında, açılmamış sandıklarda hapsedilmiş anıları gün ışığına kavuşturmak için ne bekliyoruz ki. 

Yavuz Atıl

12.12.2012, Paris



5022 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı