Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Siz de vazgeçilemeyenlerden misiniz?
27/01/2013

Siz de vazgeçilemeyenlerden misiniz?


Şehirlerarası otobüs terminali alabildiğine kalabalıktı. Ellerinde valizler insanlar sağa sola koşuşuyorlar, zaman zaman birbirlerine çarpıyorlardı. Çok yükseklerden bakılsa, nereden gelip nereye gittiği kestirilemeyen karınca sürüsüne benzetmek pek de yanlış olmazdı.  

Ankara’ya gidecek otobüsümüz gelmişti. Bir yandan kitabımı okur, zaman zaman da manzarayı seyrederim düşüncesiyle, bilet satan görevliden pencere kenarını istemiştim. 

Uzun bir yolculuk vardı önümde. Koltuğuma yerleştikten sonra, yanıma yol arkadaşım da gelmişti. İlk bakışta insana güven veren bir yüzü vardı. Temiz giyimli ve  bakımlıydı. Kibarca selamlaştık.

Otobüsümüz hareket ettikten sonra, hal hatır sorup, kitaplarımızı açıp okumaya koyulduk. İlk mola yerinde, yol arkadaşım otobüsten süratle inerek sigarasını yaktı. Ben de, hava almak için indiğimde yanına yaklaşıp, « Tiryakisin anladığım kadarıyla. » Dedim. Vereceği yanıtı sanki çoktan ezberlemiş, hevesli bir ilkokul öğrencisi gibi: « Vazgeçemiyorum şu meretten. Hani yaşamda vazgeçilemeyen olgular vardır ya, işte bu pislik de benim vazgeçilemeyenim. Nelerden vazgeçtim bir bilseniz. Ama,  bu var ya, bırakamıyorum, aklımdan silemiyorum .» 

Sigara tiryakisi olmadığımdan bu insanı anlamakta zorlanmıştım. Nasıl bir şeydi bu vazgeçilemeyen şey. Sizi öldürmeye teşebbüs eden,

sağlığınıza zarar veren, yakınlarınızı üzen, çevrenize zararlı bir maddeye bağlanmışsınız ve vazgeçemiyorsunuz. 

Nikotin denilen bir madde, bedeninizi sarıyor, ona alışıyorsunuz. Siz siz değilsiniz artık. O ne derse kabulleniyorsunuz. Size kötülük ettiğini bile bile, bedeninizi ona emanet ediyorsunuz. Sizin vazgeçilemeyeniz oluyor. Aynen, alkol gibi, uyuşturucu gibi. 

Vazgeçilemeyen sigara, alkol, uyuşturucu gibi bedeni kimyasal olarak etkileyen dışarıdan alınan maddeleri, vücudumuzu eninde sonunda mahvedeceğini bile bile kullanıyoruz. 

Ancak, yaşantımızı yakından etkileyen vazgeçemediğimiz, başka olgular olduğunu düşünmeye başladım yolculuk boyunca. 

Vazgeçilemeyenlerle doludur yaşantımız aslında. Olumsuzu da vardır olumlusu da. Kimine göre yaşadığı şehir, kasaba, köy vazgeçilmezdir. Nereye gitse gönlündeki yeri arar. Bazılarının vazgeçemediği meyveleri, sebzeleri, çiçekleri, yemekleri vardır. Müzik, edebiyat, sinema, spor insanların vazgeçilmezidir. Evlat annenin, anne evladın vazgeçilmezidir. 

Somut değerlerin vazgeçilmezliği bireyleri toplumun bir noktasına yerleştirip yalnız bırakır. Vazgeçilemeyen olgularıyla mücadele edenler, onu daha çok elde etmek gayesi ya da ondan kurtulmak  amacıylamı savaştıklarını ancak kendileri bilirler. Bir insanın vazgeçilmezi olabilecek bir çiçek olsa dahi çiçeğin bundan haberi yoktur. Kentinden, kasabasından vazgeçmeyen için bu kent ve kasabalar habersizdir.

Kısacası, somut olgulardan vazgeçilmezlik tutkusu bireyleri tek başına bağımlı kılar. Plâtonik aşka benzerler. Vazgeçemeyenden haberi bile yoktur vazgeçilemeyen. Sigara nereden bilsin yol arkadaşımın kendisine olan bu tutkusunu. 

Vazgeçmeyi, alınmış bir karardan geri dönmek olarak tanımlayabiliriz. Bu kararın doğru olup olmadığı nasıl anlaşılabilir ki. Vazgeçmek, yerine göre bir sitem, intikam, mutluluk, sevinç, üzüntü kaynağı olabilen karmaşık bir duygudur. 

Vazgeçememek ise bilinçaltımıza yerleşmiş, olabilecek kötü durumların meydana gelmesini önleyecek bir davranış biçimi olabilir mi acaba? Oysa, vazgeçmek mutluluğu da getirebilir. 

Vazgeçilememezlik soyut olarak ele aldındığında, duygular devreye girer. Sevgiliye duyulan hasret, kavuşamamanın verdiği sıkıntı, telaş ıssız çöllerde vaha aramaya benzer. Bu arayış ve bekleyiş ölümüne sürer. Vahayı bulursan yaşarsın, ancak, sonu hep hüsrandır.

Vazgeçilemeyen sevgiliye kavuşamamanın verdiği üzüntü paramparça eder kalbimizi. Kimselere anlatılmaz, kendin bile anlayamazsın.

Hayranlık duyduğun kişi, kendisine olan vazgeçilmezliğini bilir bilmesine ama, sen onun vazgeçilmezi olmadığından seni ezer, yerden yere vurur. Vazgeçemeyeceğin biri olduğunu bilir senin için. 

Vazgeçemeyenler, çok şey yitirirler; çevrelerinde kendilerini sevenleri umursamazlar, başkalarınına yer yoktur onların kalbinde. Vazgeçilmezi olan kendince sevgiliye asla kavuşamayacağını bilseler dahi devam eder tutkunlukları. 

Vazgeçilemeyen, kendince üstünlüğünün kalkanı ve keskin kılıcıyla saldırır da saldırır savunmasız tutkununa. Onun için bir oyuncak tren, bir bez bebektir, sadece bir oyuncak. İşi bittiğinde bir kenara bırakılacak. 

Bir de, kendilerini vazgeçilemeyen sananlar vardır. Vazgeçememezlik rahatsızlığından daha da ağırdır bu davranış biçimi.

Günlük yaşantımızda sık sık karşılaştığımız bu tip insanlar, kendilerinin vazgeçilemez olduklarını inandırmaya çaba sarfederler.

« Ben gidersem bu işleri kim yapacak? Bir gidersem bu işletme dağılır. Onu bıraktığım an perişan olur. Ben olmasaydım siz asla başaramazdınız. Hepsi benim sayemde oldu, bensiz siz bir hiçsiniz.” Örnekleri çoğaltmak mümkün. Çevrenize bakmanız yeterli. 

Oysa, kimse vazgeçilmez değildir. İnsanlar kendilerini vazgeçilmez sanarlar. Vazgeçilmez olmadıklarını da, ancak, iş işten geçtikten sonra anlarlar. 

Kendilerini vazgeçilmez olarak kabullenen insanlara, vazgeçilmezliklerini hissettirdiğiniz andan itibaren onların kulu kölesi olmayı kabullenmiş sayılırsınız. 

Kendilerini vazgeçilmez sananlardan dost olmaz.

Ancak, vazgeçilmez dostlarım vardır, arkadaşlarım, kardeşlerim, çocuklarım, torunlarım, doğam, ülkem, müziklerim, güneşin batışı, köpeklerim, kedilerim. Bana vazgeçilmezliklerini hissettirmeyenlerimdir onlar. 

Vazgeçilemeyeceğini hissettiren kimseleri yaşantımdan çoktan sildim. 

Vazgeçemediğim herkesime sevgi ve selamlarımı sunuyorum. 

Yavuz Atıl

Bodrum, 23.01.2013



3544 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ? - 06/08/2019
GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ?
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
 Devamı