Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Çoban Cabbar’dan Monsieur Cabbar’a
23/03/2013

Çoban Cabbar’dan Monsieur Cabbar’a 

Biz  insanlara  başarı kapısının anahtarını sunan ve bu yolun açılmasını sağlayan, azim, sabır, çalışma, bilgi sahibi olma, özveri gibi birçok olgu yeri geldiğinde yetersiz kalıp, başarıya giden yolu ulaşılması olanaksız, sarp kayalıkla ve engebelerle dolu bir hale getiriyor. 

Bazı durumlarda ise bu faktörlerin olmadığı hallerde bile, bir yardım meleği sırtımıza konup, bizleri hiç beklemediğimiz bir konuma getirip, başarıdan başarıya koşmamıza yardımcı oluyor. Nasıl başardığımızı kendimiz bile anlayamıyoruz. Bir kıvılcım, bir anlık düşünce patlaması, beynimizde “Big Bang” oluşturup, hayal edemeyeceğimiz derecede başarının o ulaşılması zor zirvesinde kendimizi buluyoruz.

Başarı öyküleri, anlatımları, gerek medyada, gerek sosyal paylaşım sitelerinde sık sık gözümüze çarpmaktadır. Bu tür yazıları okurken hayretler içinde kalıp başarılı insanlara hayran oluyoruz. 

Fransa'da bulunduğum yıllarda yazmış olduğum “Gurbet Gazileri” adlı romanımda, özverileri sayesinde başarıya ulaşmış, Anadolu'nun bağrından kopup gelen gençlerimizin hayat hikayelerinden kesitler sunmuştum. 

Son Fransa seyahatimde sözkonusu romanımla ilgili yaptığım bir toplantı esnasında bir vatandaşımız:  “Kitabınızı okudum Yavuz Bey. Ama, bizim Cabbar'dan söz etmemişsin. Cabbar arkadaşımızın başarısı Fransa'da yaşayan biz Türklere örnek olmalıdır, keşke onu da anlatsaydınız.”  Dediğinde bu seferki yazımı Cabbar'ın başarısı üzerine yazmaya karar verip siz değerli dostlarımla paylaşmak istedim. 

41 yaşında, gözleri pırıl pırıl, yerinde duramıyor, hiperaktif, ortaboylu, esmer. Çektiği acıları yoğurup, azmiyle bir karışım yapmış. Başarının zirvesinde değil ama, sabırla, yorulmaksızın, dürüstçe zirveye doğru yol alıyor. Yaşadığı bunca olumsuzlıklara karşın, neşeli, kendine güvenli ses tonuyla anlatmaya başlıyor başarıya giden yaşam mücadelesini. 

“Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinin, Bozhüyük köyüne bağlı beş haneli bir mezrada 1 Haziran 1972 yılında dünyaya gelmişim. Altı yaşıma kadar olan bebekliğimi, çocukluğumu anımsamıyorum. Hatırladığım tek şey, evde herkes ağlıyordu, annem ölmüşmüş. 

Beş kardeşmişiz. Babam bizleri, yani,  altı aylık, iki, dört, altı, sekiz yaşlarındaki beş kardeşi değişik ailelere emanet ettikten sonra, büyük şehre çalışmaya gitmiş, oradan da Fransa'ya. 

Beni amcama vermişler. Dokuz yaşına kadar mezrada keçi çobanlığı yapmıştım. Zaten bizim oralarda keçiden başka hayvan yoktu. Keçileri sayardım, sabah, öğlen akşam. Onları ikiye ayırır, iki grubu sayar sonra toplardım. Benim için bir oyundu bu. Sayılarla uğraşmayı seviyordum. 

Babam Fransa'da bir müddet kaldıktan sonra bizleri aile birleştirmesi çerçevesinde yanına aldırttı. Babamı ilk kez o zaman gördüm. Dokuz yaşındaydım. Tabii ki bize doğru dürüst annelik yapmayan üvey annemi de. 

Buradaki sistem gereği, hemen ilkokula başladım. Dokuz yaşındayım ama, okuma yazma yok. Kalem, defter, kitap gibi sözcükleri duymuştum, fakat görmemiştim. İşte ilk kez onlarla, yani beni başarıya götürecek, kalem, kitap, defterle tanıştım. Kısa sürede Fransızcayı öğrendim. Zaten doğru dürüst Türkçe konuşamıyordum. Sözcük dağarcığım yetersizdi. Gel, git, ye, iç, keçi, saman. Anne diyemedim, baba diyemedim dokuz yaşıma kadar. Hâlâ anne diyemiyorum. Anamı anımsamıyorum ki. Fakat içimde tanımsız bir sevgi var rahmetli anneme karşı. Sanki bir gün gelip beni kollarına alacakmış hissi var içimde.

Sınıfta matematiğe karşı olan ilgimi öğretmenim farketmiş olacak ki, beni özel bir sınıfa aldılar. Sayılar beynimde uçuşuyordu. Herşeyim matematikti. İlkokulu başarıyla bitirip, ortaokulu, ardından da liseyi bitiridim. Babam benimle pek ilgilenmezdi. Harçlığımı çıkarmak için hafta sonları inşaatlarda çalışırdım. Anneliğim desen, bir kez bile beni kucaklamadı. İyi ki matematik vardı, derslerim vardı. Kendimi tamamen okula ve derslere vermiştim. Ortaokul ve lise yıllarım çok başarılı geçti. 

Lise bittikten sonra, yüksek matematik okuluna gidip iki yıl, ardından dört yıl yüksek inşaat mühendisliği okudum. Aile içindeki düzensizlik yüzünden daha fazla okuma imkanım olmadı. Artık diplomalı bir ameleydim. Zira diplomam olmasına rağmen doğru dürüst bir iş bulamıyordum. 

İnşaatlarda amelelik yapmaya başladım. Biliyordum ki, başarmak için en alttan başlamak gerekir. Ben de öyle yaptım. İnşaatlarda amelelik. 

İlk şirketimi, maddi olanaksızlıklara rağmen 1996 yılında kurdum. Maalesef fazla sürmedi bu şirket ve kapatmak zorunda kaldım. Yılmak yok, yola devam Cabbar dedim ve ikinci şirketimi kurdum. Yaşamda kaç kez düşmüştüm yerlere, hep toparlandım. Bu yüzden cesaretle işlere atılıyordum. 

Beş sene taşeronluk yaptım. Taşeronluk hizmeti verdiğim şirket iflas edince, benim de işlerim kötüye gitmeye başladı. Bu işte bir milyon Frank zarar ettim. Yine yılmadım, moralimi bozmadım. Her düştüğümde daha güçlü kalkıyordum. Zira bana yardım edecek, destek olacak kimsem yoktu. Ya başaracaktım, ya da başaracaktım, anlatabiliyor muyum abi? 

2005 yılında üçüncü şirketimi kurdum. Geçmişten edindiğim deneyimlerle bu şirketin gelişmesi için elimden gelen herşeyi yaptım. 

Artık yılda üç milyon Euro’luk bir ciromuz var. Otuz kişilk bir kadroyla bölgede inşaat işlerinde önemli şirketlerden biriyiz. Fransa’ya geldiğim ilk yıllarda ırkçılık konusunda epey zulüm gördüm. Bu yüzden sekreterim, işletme müdürüm Fransızdır. Anlayan anlar.  Ben inşaatlarda amele gibi çalışmaya devam ediyorum. Herkes benim müdürümü patron sanıyor. Bu da hoşuma gidiyor. Çoban Cabbar, çobanlıktan vazgeçmiyor işte. 

Caen’de işadamıyız ya, sosyal etkinliklere de katılıp, biraz da ülke siyasetiyle ilgilenmek gerekir düşüncesiyle, Fransız makamlarıyla yakın ilişki içerisine girdim. 

Birçok kültürel etkinliğe sponsorluk yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Ülkemizin tanıtılmasına yönelik her türlü çabaya saygıyla bakıp, elimden geleni yapıyorum. Her ne kadar küçük yaşlarda buraya geldiysem de, ben her şeyden önce bir Türk vatandaşıyım. Ülkem için canım feda. 

Fransız camiasına girmek için Herouville St. Clair kentinin Futbol kulübü başkanlığına aday oldum ve seçildim. 480 lisanslı sporcusu olan kulüp, Fransız milli takımına iki oyuncu vermiştir. Birçok profesyonel takımlara, özellikle Normandiya bölgesindeki profesyonel futbol kulüplerine sporcu verdik.  İspanya’ya  kendi yetiştirdiğim üç futbolcuyu transfer ettim. Ülkemiz profesyonel futbol kulüpleriye ilişki kurarak, buradaki başarılı Türk futbolcularının ülkemize transferi konusunda girişimlerde bulundum. Kulübün en güçlü sponsoruyum. Başkanlığını da başarıyla sürdürüyorum. Bu arada, Caen Futbol takımının alt yapısına en çok sporcu veren bir kulübüz. Türkiye’de olduğu gibi burada da kulüp başkanlarının itibarı bir hayli fazla. Çoban Cabbar’dan kulüp başkanı da oluyormuş demek ki. (Burada bir kahkaha atıyor). 

Halen profesyonel bir kulüpte oynayan yetiştirmiş olduğum bir futbolcum ile ikinci şirketimizi kurduk. Bölgede müstakil evler yapıp satıyoruz. Başkanlığını yaptığım kulüpte bütün sporcular beni sayar severler. Ben de onları elimden geldiğince destekliyorum.”

Cabbar Güzel’in kendine has Türkçesi, Türk-Fransız aksanıyla konuşması, neşeli tavırları, mütevazilği, yardımseverliği, insanları sevmesi, başarı öyküsünden duygulanıp etkilendim. Başarmak için, engel tanımayan insan beyni, Cabbar’da da kendini göstermişti. 

Alim/Zalim olmak kendi elimizde. Annesine hasret, babasına küskün Cabbar, iki oğlu bir kızıyla mutlu bir yaşam sürüyor ülkemizden binlerce kilometre uzakta. Mutlu bir yuvası var, çevresinde seviliyor. Çoban Cabbar, artık Fransa’da çevresinde Monsieur Cabbar olarak biliniyor. 

Üç milyon Euro’ya yakın yıllık cirosuyla şımarmamış, özünü unutmamış, yaşamın onun için hazırlamakta olduğu geleceğe kendi nasırlı elleriyle tuğla koyup itinayla örmüş.

Başarı, başaranın, bu yolda mücadele verenindir. Sevdim seni Cabbar kardeş. Hep böyle cabbar ol emi...

 

21.03.2013, Herouville St. Clair/Caen

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
4059 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı