Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Acı biberim...
15/06/2013

Acı biberim... 

Bizim neslin çocukları epey yaramazdılar. Ellili yıllarda, televizyon, bilgisayar, CD çalar, Ipod gibi akla gelebilecek son teknoloji ürünlerinden habersiz, okul dışında geçen zamanımızı haylâzlıkla geçirirdik. Haylâzlık derken başıbozukluk anlamında değil, daha ziyade, doğa ile başbaşa, birbirimizle sohbetle geçerdi günlerimiz. Çok sıkı bir arkadaşlık bağımız vardı. 

İyi ki de öyle olmuş. Doya doya çocukluğumuzu yaşadık. Gençliğimize adım atarken de yeni teknolojiyle tanışan ilk genç nesil olma şansını yakaladık. 

Haylâzlığın yanında yaramazlığımız da oluyordu. Bunun da  bir bedeli vardı tabii ki; dayak. Yaramazlığımızın bedelini babamdan dayak, annemden ağzıma acı biber sürülmesi olarak öderdim. 

Rahmetli babamdan yediğim dayakları unuttum gittim. Elleri dert görmesin, pek dövmezdi ama, pataklamasından korkumuz yeterdi bize. Annemin en iyi yöntemi ağzımıza acı biber sürmekti. Biberin acılığından ağzımız uyuşurdu ama, bir o kadar da iştahımız açılırdı. Acımız, üzerine sana yağı sürülmüş, toz şeker serpilmiş bir dilim ekmekle biterdi. 

Küçüklüğü, yaramazlıkla geçen çocukların, yetişkinliklerinden itibaren acı bibere düşkünlüğü bir araştırmaya konu olsaydı, bunun sonucunun küçüklüğünde ebeveynleri tarafından ağızlarına acı biber sürüldüğü gerçeğinin çıkıp çıkmayacağı aklımı hep kurcalamıştır. 

Yaşantımızı gözden geçirdiğimizde, her döneminde acılarla karşılaştığımızı  görürüz. 

Ağzımıza acı biber sürülmekle başlar ilk acıyı tatmamız. Yıllar geçtikçe bu acılar artık dilimize değil gönlümüze yerleşmeye başlar. İlk sevdamız, ilk aşık oluşumuz, ilk terkedilişimiz acılarla yavaş yavaş tanıştırmaya başlar bizi. 

Acılar bizleri yaşama alıştıran, onları tanıdıkça kişiliğimizi olgunlaştıran   yapı taşlarıdır. 

Acı patlıcanı kırağı çalmaz” der atalarımız. Acılarla tanışmış, onlardan ders almış insanları olabilecek yeni acılar etkilemez. Çekilen her acı, gelecek olan bir başka acının tesellisidir. 

Yaşamda elde etmek isteyip de edemediklerimizi elde eden insanların da acı çektiklerine şahit olmuyor muyuz? Acılar yoktur, biz yaratırız onları. En büyük zulmü biz yaparız kendimize.

Balzac’ın “İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli”  sözü, ne kadar düşündürücüdür. Öyle ya, Acılara ilk alışkanlığımızın panzehiri, üstüne sana yağı sürülmüş, toz şeker serpilmiş bir dilim ekmek iken, bunların çoğalmasıyla birlikte daha somut, yapıcı çözümler üretmek yine kendi elimizdedir. Çekilen acıları mezara götürmek yerine, onlardan kurtulmak için çareler aramak, dostlarımıza yaslanmak daha akılcı değil midir?

Acı asalettir. Sevmenin, aşık olmanın acısına katlanmak ne cesur bir davranıştır. Başımıza gelebilecek her türlü felâket karşısında, dimdik durarak, yakınlarımıza örnek olmak, onların acılarını da hafifletecektir. Acı çeken, acı çektirir çelişkisinden kurtulmanın tek yolu, acılarımızla yaşamayı, onlardan ders almayı öğrenmektir.

Acılar, parmağımızdaki bir kesik gibidir. Ne kadar hızlı müdahale edersek o kadar çabuk iyileşirler. Kendi haline bırakılmış bir acı asla geçmez. Ondan kurtulmak için uzun yıllar beklememizin hiç bir anlamı yoktur. Aksi takdirde, yaşlandığımızda mutlu geçirdiğimiz günlerin üzerini bir pas gibi kaplayıp, yaşantımızın son zamanlarını bizlere zehir eder. 

Acı çekmek cesarettir. Acılardan korkarak, gelecekti yaşantımızı olumlu bir şekilde etkileyecek olan olaylardan kaçınmamız, acılara daha tatmadan yenilmemiz anlamına gelir. Çekilecek acıları bile bile, bazı zorluklara katlanmamız halinde, gelecekte mutlu bir baharın ortasında buluruz kendimizi. Geçmişteki acılarımızın çoğu bugünkü mutluluğumuzun kaynağıdır.

Fiziki acılarla, soyut acıların yakın benzerliği vardır. Basit bir deneyle bunu kanıtlamamız mümkündür. 

İşaret parmağınızı olabildiğince ısırırken diğer işaret parmağınızı yanmakta olan bir mum alevine tutun. Bu deneyi sadistçe önerilen bir uygulama olarak görmeyin. Böyle bir durumu sadece düşünün. Diyelim ki, ısırdığınız parmağınız çok acıtıyor canınızı, yanmakta olan mum alevindeki parmağınızın acısını hissetmezsiniz bile. Bunun tersi de mümkündür. Mum alevi sabittir, ancak, parmağınızı ısırmak sizin elinizdedir. 

Soyut acılar da öyledir. Bir yakınınız vefat etse, ardından ailenizden birini yitirseniz, önceki acınızı unutup, ailenizden yitirdiğinizin acısıyla mücadele edersiniz. “Acı acıyı bastırır” sözü böyle durumlara bir örnektir. 

Hazırlıklı olmalıyız acılara. Yaşadığımız büyük mutlulukların yanıbaşında çöreklenmiş beklemektedir bizleri.  O geldikten sonra değil, gelmeden önce onu tanımalıyız. Bu da, ruhumuzun olgunlaşmasına sebep olan süregelmiş acılarımızı tanımakla, onlardan ders almakla mümkündür.

Şöyle bir çevremize, arkadaşlarımıza, dostlarımıza bakalım. Olgunluk terazisinin kefelerine konulan, çekilen acılarla, mutluluk duyguları asla eşit olmayacaktır. Çekilen acılar her zaman ağır basacaktır. İnsanın alışamayacağı acı olmamasına karşın, alışıp da bıkacağı mutlukları çoktur. Bunun sebebi de, acılarımızın mutluluklarımızdan daha fazla olmasıdır.

Acılarla dolu olan dünyada, bu acılarla mücadelenin sırları da gizlidir. Yaşantımız boyunca, üstesinden gelemiyeceğimiz kadar ağır olabilecek acılarla karşılaşmaktan korkmak yerine, bu tür acılarla karşılaştığımızda neler yapabileceğimizi mutlu günlerimizde düşünmek gerekmektedir. 

Dostoyevski, “Ancak acı çekerek kendimizi bulabiliriz” derken, olgunluğa giden yolun acı taşlarıyla örüldüğü iletisini veriyor sanki.

Yaşantımızın her dönemindeki acıları hafifletmek, hatta unutmak, onlara karşı çıkmak için, üzerine yağ sürülmüş, toz şeker serpilmiş bir dilim ekmeği yer gibi mücadele etmeye ne dersiniz?

13.06.2013, Bodrum

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
2574 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı