Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Nuray Yoltaş
nurayyoltas@gmail.com
Bir SKL’linin Azmi...
03/12/2013
Bir SKL’linin Azmi...

Kıvırcık ve kızıla boyanmış saçlarıyla içeri girdiğinde bütün sınıfın dikkatini üzerine çekmişti. Biz ona şaşkınlıkla bakarken kimya hocamız “Kızım bu ne hal? Farkındaysan burası okul. Üstelik geç de kaldın,” diyerek masasına yönelmişti. Zira sevgili öğretmenlerimizin bize telkinleri: Okulumuzun ilk mezunları olarak, başarılarımız ve örnek davranışlarımızla gelecek kuşaklara her konuda ışık tutabilmemiz yönündeydi. Bu nedenle, saçımızdan tutun da tırnaklarımız, etek boylarımız, oturma şeklimiz ve karne tabiri ile hal ve gidişlerimiz sürekli kontrol altındaydı.

O, çantasını açtı. Dersle ilgili kitabını çıkararak sırasının üstüne koydu. Bakımlı hali yanı sıra, mütevazı ve sakin duruşu dikkatimi çekmişti. Merakla kendisine bakarken, sıcak bir gülümseme ile bana selam vermesi yıllar sürecek arkadaşlığımızın başlamasında ilk adım olmuştu.

Kısa bir sürede bu arkadaşlığımız pekişmiş, birbirini seven iki dost oluvermiştik.

Bir gün, beni evlerine yemeğe davet etti. Birlikte okuldan çıkarak şimdiki Murat Köşkü, o zamanki adıyla perili köşkün önünden geçerken “Yalnız…” dedi, “önce manava gitmemiz gerekiyor.” Yolda sohbet ederek, günümüzde halen varlığını sürdüren küçük çarşıya geldik. Önce kasaba, oradan da, Bornova’nın ünlü üç ortakları diye bilinen manavına geçtik. Ellerimiz epeyce dolu olarak evlerine geldiğimizde epeyce yorulmuştum. Ben daha ne olduğunu anlamadan o üzerindeki okul kıyafetlerini çıkararak hemen mutfağa girdi. “Gel bak!” diye seslendi, “sana yemek yapmasını öğreteyim.” Mutfak önlüğünü taktıktan sonra, son derece pratik bir şekilde, önce çorba ardından kızartma ve soslu biftek hazırlarken bir yandan da bana lezzetli yemek yapmanın püf noktalarını veriyordu. İşi bitince salona geçip masayı hızlı bir şekilde kurdu. Kardeşlerine, bir anne şefkati ve sorumluluğu ile “Haydi çocuklar, sofra hazır.” diye seslendi. Beş oğlan kardeşi, anne ve babası ile hep beraber sofraya oturduk. Yemekler yendikten sonra o bir çırpıda ortalığı topladı. Epeyce birikmiş bulaşıkları yıkadı, mutfağı temizledi, çayları demleyip ikram etti. Ailesiyle kısa bir sohbet sonrası kendilerinden izin isteyerek odamıza çekildik. Epeyce geç olmuştu. O, yorgun bir halde kendini koltuğa bırakırken, ben gayri ihtiyari “Sen ne zaman ders çalışıyorsun?” diye sorunca, kendinden emin bir tavırla “Ben çalışmıyorum, daha doğrusu çalışamıyorum, sadece hocalarımı dikkatle dinliyorum.” diyerek uzandığı yerden doğrulurken “Aslında bugünler benim iyi günlerim.” dedi. Ben şaşkınlıkla “Nasıl yani?” diye sorunca anlatmaya devam etti.

“Son iki erkek kardeşim art arda doğunca, evde zaten çok olan iş yüküm iyice artmıştı. Annemle babam çözümü beni okuldan almakta bulmuşlar; böylece hem evin her türlü işlerini halledecek, hem de çocuklara bakacaktım. Tabi ki bu kararlarını çaresiz, içim kan ağlayarak kabul etmiştim. Yüreğime sığmayacak kadar büyüyen fırtınayı kardeşlerimin kocaman masum bakışları dindirmişti. Çünkü onlar benim can diye andığım, canım dediğim en değerli varlıklarımdı. Onlar, benim bağrımda açan mutluluk çiçekleriydi. Ancak, zamanla içimde eğitim alamamamın verdiği hüzün de gittikçe derinleşiyordu. Bu arada kardeşlerim toparlanmış, kendilerini ifade edecek duruma gelmişlerdi. Ben de bunu fırsat bilerek, evdeki görevlerimi aksatmayacağım konusunda kendilerine teminat vererek okuluma dönmek istediğimi belirtmiştim. Onlar da bendeki kararlılığı görüp, bu haklı talebimi olumlu karşılamışlardı.”

Yüzünden tebessümü eksiltmeden derin bir iç çekişle yerinden kalkarken “İşte böyle…” dedi. “Sen merak etme, bu işlerin üstesinden gelebilirim. Yeter ki okuluma devam edebileyim.”

Evet, gerçekten de o, bütün bu yorgun yılların ardından, ne neşesinden ne de hayata bağlılığından ödün vermişti. Yıllar içinde bir yandan Ege Üniversitesi Fizyoloji Kürsüsünde doktora yaparken, diğer yandan da konservatuvarda ut ve kemençe dersleri almayı ihmal etmiyordu.

O, artık emekli bir fizyolog olmanın yanı sıra, yaptığı yağlıboya tablolarını sergileyen, kemençesiyle konserler veren, yaşamında karşısına çıkan diğer birçok olumsuzlukları, sabrı, ince zekâsı ve aydınlık ruhuyla bertaraf edebilmenin keyfiyle yaşamını sürdürüyor.

Bu SKL’linin başarısında; okulumuzun, öğretmenlerimizin, dolayısıyla alınan kaliteli ve disiplinli eğitimin olumlu katkısını görmezden gelebilir miyiz?


Paylaş | | Yorum Yaz
1463 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HÜZÜNLÜ ŞARKILARIN BESTECİSİ YALNIZ BİR KADIN - 25/12/2018
HÜZÜNLÜ ŞARKILARIN BESTECİSİ YALNIZ BİR KADIN
ÇOCUĞUN FENDİ - 22/10/2018
ÇOCUĞUN FENDİ
BİR RENKTİR TAKIM TUTMAK - 29/06/2018
BİR RENKTİR TAKIM TUTMAK
GECENİN MATEMİ - 20/03/2018
GECENİN MATEMİ
DAMGA… - 02/01/2018
DAMGA…
Bir Arakan Hikayesi - 17/10/2017
Bir Arakan Hikayesi
MAVİ KELEBEKLER - 10/07/2017
MAVİ KELEBEKLER
ÇOCUK (H)AKLI - 22/04/2017
ÇOCUK (H)AKLI
Kediler de ağlar - 12/02/2017
Kediler de ağlar
 Devamı