Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
KARINCANIN AKLI
21/12/2013

KARINCANIN AKLI

Paris’te yaşadığım yıllarda oradaki görevim sayesinde bu güzel kenti yakından tanıma fırsatı buldum. Beşbin yıllık bir geçmişi olan, adeta bir açıkhava müzesi görünümündeki Paris’i tanımanın en güzel ve kolay yolu yayan gezmektir.

Yürümeyi seviyorsanız, ana hatlarıyla Paris’i bir günde gezmeniz mümkündür. Ayrıntılarına girmek istiyorsanız aylar gerekir. Zira, metroyu saymaz isek, Paris’in üstü kadar altında da  görülmesi gereken yerler vardır.

Dünyaca tanınmış Paris kanalizasyonlarını, hergün binlerce insan ziyaret etmektedir. Üçüncü Napolyon zamanında mühendis Belgrand’ın girişimiyle başlatılan ve  1894 yılından bu yana ziyaret edilen 2400 kilometre uzunluğunda yeraltı nehri görünümündeki kanalizasyonlarda 300 civarında görevli çalışmaktadır.

Bu kanalizasyon sayesinde bir yandan Paris’in sokakları yıkanırken, diğer tarftan da Avrupa’nın en büyük arıtma tesislerinden biri olan Achères’de (Aşer) arıtılan sular Sen nehrine dökülür.

Bu muazzam yapı 1850’lerde tasarlanmış. Bu yapının oluşmasında zekanın mı yoksa aklın mı önde geldiği hep düşündürmüştür beni.

Haydi buna insan aklı diyelim; peki karıncalara ne demeli? Yeraltında kurdukları her birinde elli milyon karıncanın yaşadığı, bilim adamlarının aklını karıştırdığı o gizemli galerilerin mimarisinde de akıl yok mu sizce?

Paris’in yeraltındaki kanalizasyonları, karıncanınkilerin yanında oyuncak gibi bir şey. Şiddetli bir yağmurda kanalizasyonlar taşar ve şehri sel alıp götürebilir. Oysa karıncaların galerileri sel sularına göre de tasarlanmış. Nasıl bir akıl işi bu böyle?

Bilindiği gibi karıncaların beyinleri vücut oranlarına göre insanınkinden kat kat büyüktür. Vücutlarının toplam ağırlıklarının yüzde altısını oluşturur. Bu da  en büyük beyne sahip olan hayvan olma özelliği demektir. Bir başka deyişle, aynı oran insanlarda olsaydı, kafamız üç kat daha büyük olurdu.

Doğadaki diğer canlıların da gizemli yaşantılarını hayret ve ilgiyle takip etmişimdir. Çoğunun  ömürlerinin bir kuş gagası darbesiyle son bulduğu, arıların, kelebeklerin, örümceklerin telaşlı çalışmalarına hayran kalmışımdır. Aklımı başımdan alır gider bu minik canlıların akıl yapısı.

Akıl, düşünme, anlama ve kavrama gücüdür. Akıl vermeyle öğüt de verilmiş olur. Aklımızı çalıştırmakla, bir kanıya varabiliriz. Akıl insanlığın elindeki zalim bir kılıç mıdır, yoksa bilge bir kalem mi?

Sadece insanoğluna özgü bir yapı olarak kabul gören akıl, kullanıldığında, kullanana ve çevresine hem zarar hem de ziyan verebilen bir güçtür.

Hayvanların da aklı vardır diye düşünüyorum. Doğayı yakından incelemekle, aklımızı kullanmakla, bazı durumlarda hayvanların insanlardan daha akıllı olduğu gerçeğini görmemiz mümkündür.

Akıllı olmayı bir yetenek olarak görmek yerine, yaşantımızın iç mimarı gibi kabul etmek sayesinde, davamlı yakındığımız bu yaşamın olumlu yönlerini ortaya çıkarma mutluluğuna erişebiliriz.

Akılsız insan yoktur, aklını kullanmayanlar vardır. Akıl kullanmak bir yaşam biçimidir. « Benim aklım ermez böyle şeylere » diyerek, akıl işletme tembelliğine kendimizi kaptırmak yerine, mevcut aklımızla harikalar yaratabileciğimizin öz güvenini kendimizde bulduğumuz an, aklın işletilmesi sonucunda elde edebileceğimiz meyvelerin listesinin ne kadar uzun olabileceğini görürüz.

Aklımızı kullanmak, kullanmayanların göremediği gerçekleri görmemizi sağlar. Günlük yaşantımızda en basit işlerden en kapsamlı olanlarına kadar her etkinlikte mutlaka akıl kullanma vardır. Aceleci, sonuca bir an önce ulaşma isteğimiz yüzünden aklımızı yeterince kullanmadığımızdandır ki, çoğu işlerimiz ters gider. Sonra aklımıza yükleniriz ; «Ah benim akılsız kafam,» tümcesini yaşantımızda kaç kez kullandık kim bilir.

Akıl zeka değildir. Bisiklet sürmeyi öğrenmekten daha da kolaydır. Yeter ki, onu kullanmasını bilelim. Çoğumuzun başına gelmiştir birşeylerimizi kaybetmek. Aklımızı kullanmadan, yitirdiklerimizi aramaya koyuluruz; yastığın altına mı, malzeme dolabına mı, bir zarfın içine mi koyduk diye deliler gibi ararız.

Bütün bunları bir kenara bırakıp, aklımızı, düşünme ve kavrama gücüyle birleştirdiğimizde, hiç yorulmadan kaybettiğimiz objenin nerede olabileceğini kısa bir sürede bulmamız mümkündür. Akıl çalıştıkça gelişen vücüt dünya şampiyonudur. Onun, adaleli kollarına, geniş omuzlarına teslim etmekten, sırtımızı ona dayamaktan daha keyifli ne olabilir ki?

Bazı insanlar doğuştan zeki olabilirler, akıl doğuştan kazanılan bir meleke değildir.  Onu yaşamı boyunca herkes ayrı ayrı tanır, besler. Aklını kullanamayan zeki yaradılışlı kişiliklere az mı rastladık tarih boyunca.

Bilgi deposu olmak ile aklı kullanmak da aynı şeyler değildir. Uzmanlık konusunda son derece bilgili olup da, aklını kullanamayan, akıl tembelleriyle doludur dünyamız. Akıl, bünyedeki bilgiyi paylaşmaktır.

Akıl bilgiyle beslenir. Onun tek gıdası bilgidir. Ne kadar çok beslersek bize kendisini fazlasıyla kullandırma fırsatı verir. Aklın, yemek listesinde okumak, merak, sorgulama, düşünme vardır. Bunlarla beslenen akıl, insanlığı daima iyiye, doğruya, barışa götürür.

M. Ş. Esendal, "Mesut olmak için akıllı olmak kifayet eder, baht, talih bunlar boş şeydir!"  diyerek, aklın yaşantımızın her aşamasında bize yakın bir dost olduğunu, mutluluğu bulmada akıl kullanmanın şart koşulduğunu ne güzel özlü bir şekilde dile getirmiştir.

Akıl saygıdır; alçak gönüllülüğü sever. « En akıllı benim» diyenlerin tarafında değildir. Böyle söyleyenleri terkedip gider. « Akıl akıldan üstündür,» anlayışıyla yaşatır, geliştirir kendini. Bu nedenlidir ki, aklını kullanmayı bilen insanlar, içinden çıkamadıkları bazı sorunlarının çözümü için başka akıllardan yardım isteme akıllığını gösterirler. 

« Bu dünyada en adil dağıtılmış olan şey akıldır. Çünkü kimse kendi aklını yetersiz bulmaz, » diye bir söz vardır. Dürüst olarak sadece kendi kendimize şu soruyu yöneltmeliyiz: Aklımız yeterli mi?  Onu yeterince kullanıyor muyuz? Vereceğimiz yanıt, aklımızı ne kadar kullandığımızın bir göstergesi olacaktır. 

Hayvanların akılsız bir varlık olduğunu savunan görüşlere katılıp katılmamak serbesttir. Karıncaların mucizesinin aklın ürünü olduğuna da.

 

17.12.2013, Bodrum

Yavuz Atıl



2182 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı