Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Beynimizin elçisi..
28/02/2014
Beynimizin elçisi..
Konuşmak, konuşabilmek, doğanın biz insanlara sunduğu en güzel olanaklardan biridir diye düşünüyorum.
Görme, duyma, koklama, dokunma, tatma gibi beş duyudan oluşan yaşamımızın temel taşlarından biri eksik oludumu yaşam çekilmez hale gelir, bir yanımız hep eksik kalır.
Her bir duyumuz, önce algılar, ardından da yanıtlar, tepki gösterir:
Dalları köpük köpük dalgalarla yıkanan deniz kıyısındaki ağaçlara bakar şiir yazarız. 
Bir kanaryanın sesi, gurbetteki sevdalının sabah türkülerini anımsatır bize. 
İlkbahar geldiğinde, ilkbaharın karı papatyaların kendine has kokusu ışık hızıyla bizi çocukluğumuza gönderiverir.
Yeni doğmuş bebeğin pamuk gibi yanaklarını okşarken, parmaklarımızın ucunda oluşan mutluluk yağmurları sel olup beynimize ulaşıverir.
Ya dilimize ne demeli? Önü, arkası, sağı, solu, bir kimya laboratuvarıdır adeta. Acıyı, tatlıyı, ekşiyi, tuzluyu nano saniyelerle kavrayıp bizi uyarır.
Dilimizin en önemli görevi ise bize söz söyletir. Söyletir söyletmesine ama, bir eksiği vardır. O, beynimizdeki düşüncelerimizin dış dünyaya aktarılmasına yarayan bir nevi çevirmendir. Beyinden gelen talimat ne ise onu dışarıya aktarır. İtiraz etmez, düzeltme yapmaz. Yorum yapmaya hiç hakkı yoktur.
İşte bu yüzdendir ki, yaşantımızda birçok defalar duyduğumuz o deyim yaratılmıştır: «Ağzından çıkanı kulağın duysun.»
Başımızı iki elimizin arasına alıp düşündüğümüzde, dilimizin bizleri ne zor durumlara soktuğunu, nasıl mahçup ettiğini, içinden çıkılamaz durumlara düşürdüğünü, sevdiklerimizin canını acıttığını anlarız.
Bu arada, beynimizin çevirmenliğini yapan bu tarafsız organımızın, sevdalımızın gönlünü almada, ağlayan bir çocuğu yatıştırmada, haklarımızı savunmamızda, dostlarımızı acı günlerinde teselli etmemizde işe yaradığını da yadsımamak gerekir.
«Ağzından çıkanı kulağın duysun.» Yani, dediğine dikkat et, neler söylediğinin farkında değilsin gibi, uyarıların deyimleşmiş biçimi.
Dilimiz, beynimizin hoparlörüdür. O, sadece beyinden gelen talimatları bir takım mekanik hareketlerle ses tellerimizin desteğiyle dile getirir. Ağzımızdan çıkan sözler çıktıktan sonra geri dönüşü olanaksızdır. 
Bu nedenle, duygu ve düşüncelerimizi dış dünyaya aktarmadan önce kısa bir süre düşünmekte yarar vardır. Söylediğimizi sandığımız anlatımlar, belki de karşımızdakinin duymak istemedikleri olabilir. Duyulsa bile anlamakta zorluk çekilebilir.
Susmak, akıllı insanların başvurusudur. Buradaki susmak hiç konuşmamak anlamında değil, konuşmadan önce düşünmek olarak algılanmalıdır. Zira, Confucius’ün dediği gibi: “Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.” Calvin Coleridge, “Söylemediğim şeylerin hiçbiri bana zarar vermedi.”   demiştir.
Öfkeli zamanlarımızda sözcükler dilimizden döküldükçe, yani ağzımızdan çıkanları kulağımız duymadığında, kendimizi ne zor durumlara düşürürüz. Ne kalpler kırar, ne hüzünler yaratırız. Ardından kendimize geldiğimizde, ah bu dilimiz diye hayıflanıp dururuz.
Oysa, dilin kabahati nedir ki? O, sadece bir aracı. Elçiye zeval olur mu hiç? Neden beynimizi suçlamayız ki. Bu dile beynimiz söyletmiştir onları. Hani bir mikrofonla yalan yanlış şeyler söylüyorsunuz, hoparlörden ses çıkıyor, Herkes hoparlörü suçluyor. Hoparlörün suçu ne ki? Dil sadece bir aracı. Ünlü düşünür Sadi’nin dediği gibi:”Ne söyleyeyim diye başta düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pişman olmaktan iyidir.”
Düşünen insanların deneyimleri yaşantımıza her zaman yön vermektedir. Hz. Mevlana ne güzel söylemiş: “Ağızdan çıkan söz bil ki, yaydan fırlayan ok gibidir. Ok gittiği yerden geri dönmez, seli  baştan bağlamak gerekir.” Ağzımızdan çıkanı kulağımız duyduysa zaten artık çok geçtir.
Öyle ya, dilimizin ucuna kadar gelmiş, barışımı, savaşımı tetikleyecek olan sözcükleri bir müddet düşünüp öyle sarfetsek ne kaybederiz ki. Boşboğaz, çamdeviren, ukela yaftasının göhsümüze iliştirilmesine engel olmak için, dilimizi beynimizin esaretine bırakmak yerine,  beynimizle dilimizin uyum içinde olması yeterlidir.
Acaba, “Ağzından çıkanı kulağın duysun.” Yerine, beyninin söylemek istediğini düşün ve sonra konuş, desek fazla mı cesaretli ve iddialı oluruz.
Güzel sözlerine, asil düşüncelerine, zirvelerdeki ulu bir ağacın gövdesine sırtını dayar gibi dayandığımız Yunus Emre, anlatmak istediğim düşüncelerimi bakın nasıl özlü bir şekilde şiirselleştirmiş:
 
Söz ola kestire başı,
Söz ola kestire savaşı, 
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ eder bir söz.  

25.02.2014, Paris

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
2434 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı