Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
KABARMAK...
19/03/2014
KABARMAK...
Yavuz Atıl yazdı

Güzel şiirler vardır. Unutulmayan bestelerin yapı taşlarını oluştururlar. Bestelere, “Şiirlerin elbisesi” derim ben. Usta bir terzinin elinde, tabiri caizse cuk diye otururlar yakışırlar birbirlerine, damat ile gelin gibi. Şiir ve beste dost olurlar adeta. Yalın şiirler de vardır, güftesiz besteler de. Ancak, güfte ile beste usta ellerden çıktıysa tadına doyum olmaz.

Yetmişli yıllarda (1974) sanat güneşimiz Zeki Müren'in sözlerini yazdığı, Selmi Andak'ın bestelediği Kandil şarkısını bizim nesil pek iyi anımsar. Zeki Müren'in doyumsuz yorumu, Ferdi Özbeğen'in duygusal yakarışında, vefa , dost aranır bu şarkıda. Besteyle şiir bütünleşmiştir adeta.

Gün ışığında yola koyuldum, Elimde kandil gözümde mendil, Vefa arıyorum, dost arıyorum diye başlayan şarkıda, Vefa uzaklarda kalan bir hisse, Dost eski şarkılardan bir ize, Şefkatse bardaki sarışın kıza benzetilmiş. Ancak, Dizlerimde derman Kandilimde yağ bitti Bulamadım. Diye yakınma var sözlerde. Nur içinde yatsın Zeki Mürenimiz.

Artık, elimizde kandil, gün ışığının karanlığında, gözlerimiz yaşlı dost arama çabalarımızın boşa gideceğini kavramış olacağız ki, günlük arkadaşlıkları, sanal sohbetleri bu boşluğumuzu doldurmak için kullanmak zorunda kalıyoruz.

Şefkat, başımızı analarımızın göğsüne dayadığımız günlerde kaldı maalesef.

Ya vefaya ne demeli? Oysa, vefa, kısacık ömrümüzde sırtımızı dayayacak tek soyutumuz olmalı. Diğer manevi kavramlara göre çok daha zengin değerler taşıyan bir davranış biçimi olan vefa, her türlü iyi niyetli yaklaşımların devamlı olması halinde ortaya çıkar. Sevgide, yardımda, dostlukta, arkadaşlıkta yaşarken ve öldükten sonra da devam eden bir histir.

Bir yakınımız öldükten sonra, geri kalanlarına sahiplenmek, vefat eden sevdiklerimize vefadır. Öyle bir yapısı vardır ki; ölen bir dostumuza göstereceğimiz vefa, ona yaşarken gösterdiğimiz vefadan daha değerlidir. 

Çok iyi irdelendiğinde, maalesef zamanımızda olduğu gibi çıkara dayalı vefalara ölümlü dünyada şüpheyle bakılsa da, ölümden sonra gösterilecek vefalarda bir çıkar sözkonusu olmadığından gerçekliğinden şüphe edilmez.

Umarım insanlığın bir yolunu bulup, ölümden sonra gösterilecek vefalı davranışlardan beklenti aramak gibi utanılacak çabaları olmaz.

Vefada, affetmek vardır. Sevginin, saygının, yücelmiş biçimidir. Öylesine değerli bir duygudur ki, hissetmesi dahi mutlulukların en güzelini yaşatır insana.

İtibar, şeref gibi ulvi sıfatların oluşmasında vefakârlık vardır. Kişinin, yeminine, ahdine sadık kalması, dostluğa daha fazla doslukla, sevgiye daha fazla sevgiyle karşılık verilmesidir.

Vefalı insanlar, mutludur, dostları vardır ve gittikçe artar. Vefada karşılıksız iyilik vardır, bir kahramanlık payesi, kraliyet ünvanıdır vefa.

“Ar wafa” sözünü tutma, borcuna sadık olma, görevini yerine getirme anlamında, Arapçadan dilimize girmiştir.

Buna bağlı olarak da, bu dünyadan; sözünü tutmuş, görevini yerine getirmiş, borcuna sadık kalmış ve ayrılıp gidenlere vefat etti deniliyor.

İfa ve fiyat da vefayla bağlantılı olarak, yerine getirme, bedelini belirleme gibi anlamlarla dilimizde yeralmıştır.

Bu bilgiler ışığında yaşantısında bu yüce duyguya yer vermeyenlere vefat etmiş demek mümkün müdür?

Dilim varmıyor ama, halk dilinde gebermek diye bir yakıştırma vardır. Kabarmak, şişmek sözcüklerinden değişime uğrayarak girmiştir dilimize. Ölümden sonra kabarıp, şişen, pis kokular yayan canlılar için kullanılır.

Vefasız insanlara yakışır bir söz diye düşünüyorum. Hani bu dünyadan ayrılırken o tip insanlara vefat etmiş demeye dilim varmıyor. Vefa bir borçtur, vefakâr olmak zorundayız insanlık aleminde yaşıyorsak.

Ölümden sonra, bu dünyadan geberip gitti yaftasını taşımak istemiyorsak vefaya sıkı sıkı sarılmamız gerektiğine inanıyorum. 
Vefa, dört harfli bir sözcük ama, biz insanlara vermek istediği iletisindeki zenginlik inanılmaz boyutlara ulaşıyor; zor günlerin rahatlatıcısı, daima anımsanmak, gönül kapılarını her daim açık bırakmak, sevdiklerin ağlarken ağlamak, gülerken gülmek, sana verilenden fazlasını vermek, acıya göğüs germek, dertlere derman olmak, geçmişe saygı duymak, tarihe inanmak, vefat edenleri anmak ve daha neler neler.

Ancak anlamadığım bir konu var: Ünlü Alman Filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel, “En vefakar dostumuz gölgemizdir bilirsiniz. Ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler.” derken, Hegel'in düşüncesini adeta destekleyen Karacaoğlan da, “Tırnağın var ise başın kaşı, Kimseden kimseye vefa yoğ imiş.” demekle insanlığa nasıl bir mesaj vermek istiyorlardı?

Zeki Müren'in elinde kandiliyle gün ışığında vefa araması, bu bilge kişilerin derin düşüncelerini onaylamanın yanısıra, belki de bulabilirim diye yollara düşmesiydi. Dizlerinde derman, kandilinde yağ bitmişti ama, bulamamıştı. 

Vefanın aramakla bulunamayacağını, alınamayan fakat verilebilen bir davranış ve vefanın aslen kendimiz olduğunu ne kadar önce kavrarsak, arkamızdan vefat etmiş diyenlerin sayısını o kadar çoğaltırız.

Aksi takdirde kabarıp gideriz bu dünyadan.

15.03.2014, Paris
Yavuz Atıl


1870 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı