Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
KAFA PATLAMASI
16/04/2014

KAFA PATLAMASI


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sanayileşmeye başlayan Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkeler işgücü açığı verince, gelişmekte olan ülkelerden anlaşmalı olarak işçi taleplerinde bulunmuşlardı.

1960’lı yıllarda Almanya furyasıyla başlayan iş göçünü, 1970’li yıllarda Fransa devam ettirdi. Ülkemizden onbinlerce insan zengin olma, geleceklerini garanti altına alma ve tekrar ülkelerine geri dönme hayaliyle köyünü, kasabasını, şehrini terkedip gurbet ele düştüler.

Kimi insanımız bu hayalini gerçekleştirdi, kimileri ise hüsrana uğradı. Dönme umuduyla çalıştılar, fakat o ülkelere yerleştiler. Nesilden nesile çoğaldılar. Bulundukları ülkelerde koloniler oluşturup, derneklerini kurup, ibadethanelerini açtılar. Yaşantıları, şairlere, yazarlara konu oldu. Göç edebiyatı doğdu.

Bu akımda ben de yerimi aldım. Paris Başkonsolosluğundaki görevim esnasında vatandaşlarımızla yakın ilişkiler içindeydim. Fransa’da yaşayan gelecek nesillere kalıcı bir belge bırakmak amacıyla önümüzdeki aylarda ikinci baskısı yapılacak olan « Gurbet Gazileri-Fransa’da Türk Olmak » adlı romanımda Fransa’da yaşayan vatandaşlarımızın göç tarihini kaleme almış, vatandaşlarımızın başarılarını ve başarısızlıklarını sebepleriyle birlikte ortaya koymuştum.

Her insanın yaşantısı bir roman konusunu oluşturabilir düşüncesindeyim. Kitabımda, birçok kişiye yer vermiştim ancak, gelişen zaman içinde ilişkilerim devam ettiğinden örnek yaşamlarına, başarılarına kitabımda yer veremediğim sevdiğim, saydığım kişilerin kısa başarı öykülerini de zaman zaman bu köşede sizlerle paylaşmayı düşündüm.

İşte bir başarı öyküsü daha :

Bursa-İnegöl 1950 doğumlu Şerafettin Arslan ilk ve orta tahsilini yaptıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesinde hizmetli olarak çalışan babası sayesinde yaz aylarında İTÜ’de gazoz, simit satarak harçlığını çıkarmaya çalışyor. Askere gidinceye kadar bu tip işlerle uğraşıyor ve askerilik hizmetinden sonra bir buzdolabı firmasında iş bularak kaynakçı olarak iş hayatına devam ediyor. 

İTÜ’de gazoz satarken üniversite öğrencileriyle kaynaşmış, 1968 öğrenci olaylarının içinde büyümüş, siyasete girmiş, memleket meselelerine kafa yormuş, entellektüel bir kişiliği oluşmuş Şerafettin’in. 

Kendi ifadesine göre, ülkemizin o tarihlerdeki siyasal yapısından memnun kalmayarak valizini toplayıp 1973 yılında Fransa’da yaşayan eniştesinin yanına gelmiş. Elinde kaynakçılık mesleği olduğundan AEG’nin Fransa’daki bir fabrikasına işçi olarak girmeyi başarmış. 

1968 kuşağında, üniversite öğrencilerinin içinde delikanlılık dönemini geçiren Şerafettin, işe girdiği AEG firmasında işçi temsilcisi olmuş, çalışan arkadaşlarının hakkını arayan lider konumuna gelmiş.

« Bende bir kafa patlaması oldu Fransa’ya gelince.» diyerek AEG’deki başarılarını, liderliğini keyifle anlatmıştı bana.

François Mitterand 1981 yılında Cumhurbaşkanı olduğunda, ülkede çalışan göçmen işçilere yönelik ciddi kararlara imza atmıştı. O yıllarda, ülkede kaçak olarak bulunan yabancılara oturma ve çalışma izni verilmişti. 

Bu dönemde, inşaat sektörünü ellerinde tutan Portekizli göçmenler, gelişmekte olan inşaat sektörüne yeterince yanıt veremeyince, Mitterand’ın sağladığı af sayesinde ülkede nüfusu hızla artmaya başlayan Türk vatandaşları yavaş yavaş inşaat sektörüne girmişlerdi. 

Şerafettin’de AEG’den ayrılıp inşaat sektöründe şansını denemek istedi. Bir yandan inşaatlarda amelelik yaparken diğer yandan da, akşamları inşaat konusunda 4 yıl eğitim aldı. 

1985 yılında bir arkadaşıyla birlikte ilk inşaat şirketini kurup bu sektörde çalışmaya başladı. 

İşçi hakları ve özgürlükleri konusunda gençliğinde edindiği donanımı sayesinde iş hayatında kendi çalıştırdığı işçilerine her zaman anlayışlı davranmış bu sayede kısa zamanda çevresinde sevilen bir kişi oluvermişti Şerafettin.

Ülkenin yasalarına, kurallarına titizlikle uyarak en güzel binaları birer birer yükselmeye başlamıştı. 3-4 işçiyle işe başladıktan kısa bir süre sonra şirketinde 45 işçi çalıştıran bölgenin hatırı sayılır bir işvereni olmuştu.

Arslan adını verdiği inşaat şirketine gelen talepleri geri çevirmiyor, bölgedeki değişik kentlerin en güzel yerlerine birbirinden kaliteli binaları inşa ediyordu. Artık bölgenin en çok aranılan ve güvenilir bir şirketi olmuştu Arslan.

Aynı zamanda, inşaat sektöründe yeralmak isteyen girişimci vatandaşlarımıza bilgi ve tecrübesiyle destek oluyor, onların en iyi şekilde yetişmeleri amacıyla elinden geleni yapıyordu. 

« Ülkemizde bir itibar sahibi olamadım ama, burada ülkemizin itibarını en üst düzeye çıkarmak için elimden geleni yapmaya gayret ediyorum. » demişti bir defasında bana.

Gerçekten de sosyal faaliyetlerde, derneksel etkinliklerde, ülkemizin tanıtılması konusunda Şerafettin akla gelen tek kişiydi. Uzun yıllar dernek başkanlığı yaparak bölgedeki vatandaşlarımızın örgütlenmesi, eğitim düzeylerinin yükseltilmesi konularında pek çok katkıları oldu.

Uzun yıllar örnek davranışları, titiz çalışmalarıyla zirveye çıkardığı Arslan şirketini satmaya karar verdi. Artık yorulmuştu. Firmasını bir Fransız işletmeci aynı adı kullanarak satın aldı. Zira, Arslan şirketi bölgede itibarın, güvenin, kalitenin adıydı.

İşte ülke tanıtımı, Türk itibarı böyle sağlanıyordu yurtdışındaki isimsiz kahramanlarımızca. Onların bu başarı öykülerini, ülkemize hizmetlerini sizlerle paylaşmak bir nebzecik olsun Şerafettin’i mutlu eder, itibar kazandırmak istediği ülkesindeki insanlar tarafından takdir görür düşüncesindeyim.

Artık, Fransa’nın Vendome kentinin Naveil kasabasında kendi elleriyle yaptığı evinde yaşıyor. « Hâlâ bir kafa patlaması var beynimde. Bundan böyle çevremdekilere tecrübelerimi aktaracağım, yeni nesil gençlere yardımcı olacağım.» diyerek yaşama bağlılığını ifade ediyor Şerafettin.

68 olayları denince akla ilk Fransa gelir. Oysa, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de 68 olaylarının etkileri görülmüştür. Tarihin o sayfalarında gençliğini yaşayan Şerafettin Arslan’ın “Kafa Patlaması” nın kaynağı bu mudur dersiniz.

12.04.2014, Naveil
Yavuz Atıl


Paylaş | | Yorum Yaz
1690 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı