Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Kızılay Mahallesinin kemankeşleri...
01/05/2014
Kızılay Mahallesinin

kemankeşleri...

||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Havaların aniden soğuması yaz günlerini aratır oldu bize. Neyse ki, İzmir’in soğuğu uzun sürmez. Kış aylarında bile piknik yapılacak günler yaşarız.

Bornova’mızın Manisa yolu diye bilinen zeytinlik alanında bahar aylarında yaptığımız piknikleri anımsadım. Günümüzde artık buraların birer yerleşim merkezi olduğunu üzülerek gözlemliyorum.

Papatyalarla fal bakılan, kır çiçekleriye başlara taç örülen, istop, seksek, bindirbir, yakartop, çelik çomak oynanan güzelim piknik alanlarında bizim sokağın çocuklarıyla okçuluk talimleri yapardık.

Bu ok atma hevesi her ne kadar ata sporu olan okçuluğun genlerimizde olmasından kaynaklanıyorsa da, önemli etkenlerden biris, de, o dönemlerde elimizden düşürmediğimiz çizgi roman Teksastır.

1956 yılında ülkemizde yayınlanmaya başlayan İtalyan yapımı çizgi roman Teksas (Çelik Bilek), Rodi, Oklitus’un kırzmızı urbalılara karşı verdiği bağımsızlık savaşında zaman zaman karşımıza çıkan kızılderililerin kullandıkları oklar, başlarına taktıkları tüyler bizleri öylesine etkilemişti ki, 12-13 yaşlarındayken yüzümüz boyalı, başımıza tüy takılı, sırtımızda yayımız piknik alanlarında dolaşırken insanların alaycı bakışlarına aldırmazdık bile.

Ok atmada bizim Kızılay Mahallesinin çocukları üstüne yoktu o zamanlar. Kendi yaptığımız yaylarımızla okları en uzun mesafeye atmak için birbirimizle yarışırdık.

Her ne kadar, kemankeş (Okçu) olmak için kaslarımızı geliştirmek amacıyla 1000 gün oksuz bir şekilde çile çekip kepaze olmadıysak da, yine de hatırı sayılır uzaklıklara ok göndermeyi beceriyorduk.

Bilindiği gibi, okçuluk ata sporumuz. Özellikle atlı okçuluğun önemi tarih öncesine kadar uzanmaktadır. Yaklaşık M.Ö. 5000’den itibaren Altay ve Tanrı Dağları çevresinde ortaya çıkan, ardından İç Asya’ya tamamen egemen olan Atlı Bozkır Kültüründe okçuluğa büyük önem verilmiş.

Türk atlı okçularının dört nala giderken eyer üstünde dönüp, arkaya tam isabetle ok attıkları ve hedefe tam isabet ettirdikleri tarih kayıtlarında mevcuttur.

Orta Asya’da okçuluk aynı zamanda bir geçim kaynağıydı. Bununla birlikte askeri alanda da kullanımı okçuluğun gelişmesini sağlamıştır. 

Türkler bu yeteneklerini Orta Asya’dan Anadolu’ya taşımışlardır. Aleksiad adlı eseriyle ünlü olan Anna Komnena Türklerin okçuluk alanındaki ustalıklarını şöyle anlatmaktadır: "Bir Türk kovalamaya geçmişse, düşmanını ok atarak haklar. Kendisi kovalanıyorsa, okları sayesinde üstün gelir. Fırlattığı ok uçarak ata veya atlıya saplanır. Ok çok güçlü bir elle gerilmişse, gövdeyi delip geçer. Türkler gerçekten çok usta okçulardır.” 

Osmanlı’da okçuluk daha da gelişmişti. Savaşların vazgeçilmez ölümcül bir silahıydı ok. Okçulara kemankeş denilirdi.

Ancak, kemankeş olmak için, yaya bağlanan çile diye adlandırılan ip kolları geliştirmek için bin gün kadar boş olarak çekilirdi. Buna çile çekmek denirdi. 

Buna bağlı olarak, bu çile boşa çekildiği için kepaze olunurdu. Yani, kemankeş olmak isteyenler boş yayı ellerine alır bin gün boyunca çile çeke çeke kepaze olurlardı.

Bu zorlu çalışmanın ardından, ustadan ders alınır, yay germe, ok atma, kiriş kırma, toz koparmayı öğrenenler yeteneklerini ispatlayınca ustası tarafından kemankeşlik unvanını alırlardı. Tabii ki sınavın en zor olanı da oku en az 900 gez (594 m) uzağa atmaktı. 

“Bir gez” in 66 cm olduğunu ve o zamanlarda Avrupalı okçuların rekorunun 300 m civarında olduğunu burada hatırlatalım.
“Kavs” veya “Keman” denilen yaylar, akağaçtan yapılırdı. Yay yapımında kullanılan sinirler, öküzlerin bileklerinin üst tarafından diz kapaklarına kadar olan yerden sağlanırdı. Yayların daima rüzgara karşı ve gölgede asılması gerekirdi.
Osmanlıda ok, “Tir” ya da “Sehem” olarak da adlandırılırdı. Sıradan bir ok bir metre uzunluğunda, üç parmak kalınlığında çam ağacı dallarından yapılırdı. Bu dallar belirli işlemlerden geçirildikten sonra üç yıl bekletilirdi. En iyi ok yapımı için 20 yıl, Timarlı denilen daha dayanaıklı oklar için 50 yıl beklenirdi.
Güçlü, kuvvetli yiğitlerin kullandıkları yaylardan fırlayan oklar, yarım metre kalınlığındaki kütükleri delip geçerdi. Tunç kalkanları, deve çanları, su bardakları ve demir kahve havanlarını delen oklar bir mermi hızıyla yol alırlardı.
Türk Okçuluk Tarihinin efsanevi kahramanı Tozkoparan İskender, at üstünden attığı okla birbirinin içine yerleşmiş 5 kalkanı delmiştir. Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında Tozkoparan İskender in 854 metre menzilinden daha uzağa ok atışı hiçbir dönemde gerçekleşememiştir. Günümüzde dahi bu menzil 500 metre civarında kalmaktadır.
Bizim nesil Teksas çizgi romanlarındaki apaçilerin ok-yay kullanmalarından etkilenmişti. Bir de ünlü kemankeşlerin yaşamlarını konu alan çizgi romanlar olsaydı, Kızılay mahallesinin okçuları rekordan rekora koşmuş olacaklardı.

28.04.2014, Bodrum
Yavuz Atıl


Paylaş | | Yorum Yaz
1493 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı