Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Nuray Yoltaş
nurayyoltas@gmail.com
KELEBEK TERLİK
12/05/2014

KELEBEK TERLİK


O sabah Nilsu mutlulukla uyanmıştı. Yanında uyuyan kardeşi Elif’i heyecanla dürttü. 

- Elif! Elif, uyan! Bu akşam annemler fuara gidiyorlar. Hadi kalk, kalk… Kim bilir bize neler alacaklar?

Elif ailenin en küçük bireyiydi. Çilleri, sapsarı saçları, çekik, yumuk gözleriyle oldukça sevimliydi. Bu da kendisine ebeveynleri tarafından bir takım ayrıcalıklar sağlıyordu. Zaten Nilsu da zamanla, kardeşinden önceki krallığına dönemeyeceğini anlamış, ailesinin kendisinden uzaklaştığını düşünmeye başlamıştı. Kız kardeşine olan bu abartılı ilgi dikkatinden kaçmıyor, kaygılarını daha da artırıyordu. Oysa kardeşini o da seviyor ve onunla çok iyi anlaşıyordu. 

Elif yattığı yerden Nilsu’ya baktı. Yarı uyur halde:

- Fuar mı? Bu akşam mı?

- Evet evet, bu akşam.

- Sen ne istiyorsun?

- Hiç. 

Nilsu şaşkınlıkla:

- Nasıl? Yani sen fuardan bir şey istemiyor musun? Kim bilir ne güzel şeyler vardır orada.

- Hıı. 

Nilsu’nun içi içine sığmıyordu:

- Ben kelebek terlik istiyorum. Hani Ayşe’nin ayağında vardı ya, ondan. Biliyor musun, o terlikleri her gece rüyamda görüyorum. Nihayet benim de olacak… Yaşasın!

Elif kayıtsızlıkla yattığı yerden:

- Bir de ponponlu çorap isteyelim mi?

- Evet, evet, onu da isteyelim.

Nilsu yerinde duramıyor, bir yandan annesinin yanına gidip coşkuyla bir bir isteklerini bildiriyor, diğer yandan hâlâ uykulu gözlerle bakan kardeşine sesleniyordu. 

- Kelebek terlik… Ponponlu çorap… Bize neler neler alacaklar, haydi kalk!

Senede bir ay açılan fuar, İzmir’in ortasında 420 dönüm alanı kaplamış, Kültürpark’ta kurulan, fuar özelliği yanında kentin en önemli eğlence merkeziydi. 

Başta Nilsu olmak üzere iki küçük kız, gelecek o güzelim hediyelere bir an evvel kavuşmak için bütün gece uyumamışlardı. Zira fuara genellikle akşam saatlerinde gidilir, gecenin geç saatlerinde dönülürdü. Artık Nilsu’nun heyecanı Elif’e de geçmişti. Gelecek hediyeler konusunda birbirlerine fikirler veriyor, mutluluklarını paylaşıyorlardı. Bir süre sonra kapıdaki anahtar sesi heyecanlarını bir kat daha artırmış, adeta nefeslerini kesmişti. Nilsu fısıldayarak:

- Geldiler, geldiler!

Anne, baba ve büyük ablaları İsmet epey yorulmuşlardı. Ellerindeki yükleri koridora bırakırlarken, merakla paketlere doğru yönelen çocuklara, anneleri:

- Durun kızlar… Acele etmeyin.

- Kelebek terlik… Kelebek terliği aldınız mı?

- Evet Elif, aldık.

Ve anneleri özenle poşetlerden çıkardığı kelebek terliği Elif’e uzattı. Elif terliği bir çırpıda ayağına giyerken adeta sayıklar gibi:

- Ayyy… Ne güzelmiş!

Nilsu da yerinde duramıyordu:

- Benimki? Benimkini de versene…

- Seninki yok. Sana göre bulamadık yavrum.

Nilsu, ablasının bu sözlerine karşı iri siyah gözlerini şaşkınlık ve ümitle annesine yöneltmişti. 

- Evet yavrum, senin ayak numaran yoktu. 

Nilsu gayri ihtiyari ayaklarına baktı. Birden içinde ayaklarına karşı bir nefret duygusu yükseldi. Ama henüz ümidini yitirmemişti. Upuzun, siyah ve pırıl pırıl saçlarını elleriyle arkaya iterek:

- Çorap, ponponlu çorap?

- Haa, evet, şurada olacak. Ama maalesef o da Elif’in ayağına göre.

- Bana?

- Şimdilik sana bir şey alamadık. Bir dahaki sefere artık. 

Annesinin net, kayıtsız ve sorguya kapalı bu sözleri Nilsu’nun için için kabaran sevincini bir anda sükut-u hayale döndürmüştü. Hiç beklemediği bu durum karşısında, içinde kopan fırtınayla beraber; sevinçle oradan oraya koşan kardeşine bakakalmıştı. Ve Nilsu, bütün öfkesi, yalnızlığı ve hüznüyle doğruca yatağına gitti.

Ertesi sabah Nilsu kendisinin de anlamlandıramadığı tuhaf bir huzurla uyandı. Her zamanki gibi kahvaltı sonrası anne ve ablasına yardım etti. İşi bitince doğruca bir köşede sakin sakin oturmakta olan kardeşinin yanına gitti. Zaten onun bu sakin haline de gıcık oluyordu. Artık içindeki terlik heyecanı, yine anlam veremediği başka bir duyguyla yer değiştirmişti. Yine içi içine sığmıyordu. 

- Elif… Bugün seninle Lâletepe’ye çıkalım mı? 

Lâletepe, Bornova’nın şimdiki Atatürk mahallesi eteklerinde, mevsiminde kıpkırmızı lâleler açan, tüm mahalle çocuklarının çok sevdikleri bir oyun alanıydı.

Elif sevinçle:

- Sahi mi? Gider miyiz? Yaşasın!

- Yeni çoraplarını ve terliklerini de giy istersen.

- Tabi, tabi. 

Nilsu gözlerini, Elif’in kendisine minnet ve muhabbetle bakan bakışlarından kaçırarak:

- Hadi o zaman!

Ve yola koyuldular. Uzunca bir yürüyüşten sonra Lâletepe’ye gelmişlerdi. Bütün tepe lâleliydi. Elif ayağındaki plastik kelebek terliklerine özen göstererek bir çırpıda yukarı tırmandı. Yorulmuştu. Orada bulunan kayalardan birine oturarak muhteşem baharı seyretmeye koyuldu. Nilsu’ya dönerek:

- Burası ne güzel değil mi?

- Ama sen hiç güzel değilsin! Kocaman ağzın, çirkin çillerin var!

Bir anda bu küçük abla, pantere dönüşmüş, kardeşinin üstüne atlayarak onun uzun saçlarını eline dolamış, çekiştirmeye başlamıştı. Bir yandan da bütün gücüyle bağırıyor, Elif’in elleriyle siper ettiği yüzüne vuruyordu. 

- Sen kötüsün, sen yalancısın… Neden sana hiç kızılmıyor? Hıı, ne yapıyorsun, nasıl kandırıyorsun onları? Her şey sana alınıyor. Hep senin istediğin oluyor. Herkes seni seviyor. 

Elif’in yaşadığı şok şaşkınlığını bastırmış, bulunduğu yerde korkudan yere çömelmiş, ağlamaya başlamıştı. Etrafında tepinen ablasına bakamıyordu bile. Nilsu, öfkesiyle nefes nefeseydi: 

- Bak işte… Sen de dayak yiyorsun. Senin de canın acıyor. Hadi, gidiyoruz!

Ve gözyaşları içindeki kardeşinin kolundan sertçe tutarak, ayaklarına çarpan kaya parçalarına ve batan dikenlere aldırmadan, adeta yuvarlanırcasına tepeden aşağı indiler.

Yol boyunca ağlayan Elif’in gözleri iyice şişmiş, dizleri kanamış, üstü başı yırtılmıştı. Ama neden böylesine dayak yediğini bir türlü anlayamamıştı.

Durumun vahametini anlayan, anne ve babaları olmuştu. Ucuz atlattıkları bu olay, onların farkındalıklarını artırmış, kendilerini sorgulamaya itmişti. 

Neden her iki çocuğa da eşit derecede özen göstermemişlerdi?

Neden onları birbirlerinden uzaklaştırmak yerine yakınlaştıracak ortamlar yaratmamışlardı?

Çocukların yetiştirilmesi, aile ilişkileri, ailede ana babaya düşen yükümlülüklerin önemini anlamakta neden bu kadar gecikmişlerdi?

Günler içinde yaşanan olayı değerlendirirken, Nilsu’ya kızmak yerine davranışının sebebini anlayıp, çözüm bulma yoluna gitmeleri, onların iyi bir ebeveyn olma yolunda ilk adımları olmuştu. 

29.04.2014, Bornova
Nuray Yoltaş


1138 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

MESERRET ABLA - 08/03/2019
MESERRET ABLA
HÜZÜNLÜ ŞARKILARIN BESTECİSİ YALNIZ BİR KADIN - 25/12/2018
HÜZÜNLÜ ŞARKILARIN BESTECİSİ YALNIZ BİR KADIN
ÇOCUĞUN FENDİ - 22/10/2018
ÇOCUĞUN FENDİ
BİR RENKTİR TAKIM TUTMAK - 29/06/2018
BİR RENKTİR TAKIM TUTMAK
GECENİN MATEMİ - 20/03/2018
GECENİN MATEMİ
DAMGA… - 02/01/2018
DAMGA…
Bir Arakan Hikayesi - 17/10/2017
Bir Arakan Hikayesi
MAVİ KELEBEKLER - 10/07/2017
MAVİ KELEBEKLER
ÇOCUK (H)AKLI - 22/04/2017
ÇOCUK (H)AKLI
 Devamı