Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Nuray Yoltaş
nurayyoltas@gmail.com
ÇÜRÜK ELMA
18/10/2014
ÇÜRÜK ELMA
Küçük kız, uzun saçlarını savurarak pazardan gelmekte olan annesine doğru koştu. İncecik vücudu ile poşetlerin bir kısmını elinden aldı. Hava kararmaya yüz tutmuştu. 
Ailenin kıt kanaat geçindiği o günlerde Pazar alışverişlerine geç çıkılır, çürük çarık ne varsa bolca alınırdı. Selin hızla poşetleri açarken, sevinçle sordu:
- Anne… Şeftaliler, elmalar nerede?
- Şu mavi renklilerde olacak.
- Çikolatalı değil mi?
- Evet… Çoğu çikolatalı.
Selin küçük bir araştırmadan sonra meyvelerini bulmuştu. “Çok şanslıyım.” diye düşündü. Çünkü hem meyve hem de çikolatayı bir arada yiyecekti. Hevesle aldığı elmanın en çürük ve kahverengi kısmını büyük bir iştahla ısırarak afiyetle yedi. “Yarın da en çikolatalısından bir de şeftali yerim.” diye düşünerek neşe içinde sokağa arkadaşlarıyla oynamaya çıktı.
Okulların yeni açıldığı günlerden bir gündü. O gün ders erken bitmiş, öğleye doğru sınıflar dağılmıştı. O da hep yaptığı gibi çarşıdan geçilerek gidilen evine yönelmişti. Selin huzurlu, kendisiyle barışık bir çocuktu. 
Ona göre, güzel Eylül ayının en güzel saatleriydi. Yaşının gereği hoplayıp zıplayarak çarşıya geldiğinde birden gözüne çarşı girişinde yeni açılan manav ve sergilediği meyve ve sebzeleri takıldı. Bunlar annesinin pazardan getirdiklerine hiç benzemiyorlardı. Sebzelerin yaprakları kopuk, ezik ve çamurlu değildi. Hepsi diri ve tertemizdi. Gayri ihtiyari manava yaklaştı. Hele bir elma vardı ki… Ve elmayı eline aldı. İrice, kıpkırmızı, sert ve pırıl pırıldı. Mis gibi de kokuyordu. Kendi kendine “Ne kadar güzel, elmaya benziyor ama.” diye düşünüp hayranlıkla bakarken birden öfkeli ve kaba bir sesle irkildi. 
- Bırak o elmayı!
- Hıı… Elmaymış… Bu elmaymış…
Öfkeli ses biraz daha yaklaşmış, sesinin şiddetini artırmıştı. 
- Bak! Hâlâ tutuyor elinde…
- Amca… Ben…
- Bırak dedim sana onu pis hırsız!
Manavın bu son kelimesi ve böylesine bir yakıştırma Selin’in yüreğine, ateşi boğazına dayanan kor düşürmüştü. Elindekini bırakırken, yutkunarak:
- Ben… Sadece… Elma… 
Diye kekeledi.
- Sus! Ben senin gibileri bilirim!
Selin hayretle başını kaldırdı. Karşısında upuzun duran beyaz tenli, kıvırcık saçlı manava, masum bakışlarıyla öylece bakakaldı. 
- Eee, ne duruyorsun? 
Selin, şaşkınlık ve hayal kırıklığı içinde oradan ayrıldı. Evine giden yolda gözyaşlarıyla yokuşu tırmanırken, sevgili babasının sık sık yaptığı öğüt ve öğretileri düşündü. Kafası iyice karışmıştı. Bu davranış hırsızlığa girmiyordu. Tekrar tekrar hayalinde manavdaki halini seyretti. Gördüğü sadece o güne kadar bilmediği güzellikteki elmaya bakışıydı. Onu alıp gitmeyi hiç aklından geçirmemişti. Ama hırsızlıkla suçlanmıştı işte. Kendini savunamamanın verdiği çaresizlik, hüzün ve öfke olup ruhunun derinliklerine inmiş, hiç olmadık zamanlarda zehrini akıtmak üzere orada çöreklenmişti. 
Selin’in, yanlış anlaşılması, hele böyle bir konuda, çok ağırına gitmişti. “Hırsız olmadığımı inandırmalıyım.” diye düşündü. Ancak o zaman içi rahat edecekti. Bu işi kendisi tek başına çözmek istiyordu. Eğer olanları ailesine anlatırsa, onlardan gelebilecek ikinci bir suçlamayı kaldırabilecek gücü yoktu. 
Kendini temize çıkarabilme ihtimali ile sabah erkenden kalktı. Çabucak giyinip evden çıktı. İçi içine sığmıyordu. Manava geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Kendince aklanmak sevinci ile:
- Amca… 
Diye seslendi. Tezgâhını yeni açmış olan esnaf, bu sese öyle bir hışımla döndü ki, Selin korkarak geriledi.
- Yine mi sen?
- Ben… Şey diyecektim…
Adam bir hamlede Selin’in yanına gelmiş, kulağına yapışmıştı bile.
- Çekil… Gözüm görmesin seni!
Şiddet içeren bu davranış karşısında Selin, hayatın soğuk yüzünü görmüş, geceleri uyuyamaz olmuştu. En ufak bir haksızlık karşısında öfke nöbeti geçiriyor, kardeşleri ve arkadaşlarıyla sürekli tartışıyordu. Her gün eve ağlayarak dönüyordu. Kendince hayatın hiç sevmediği bu yüzüyle savaşıyordu. Yanlış anlaşılmak ve kendini ifade edememe korkusu ile insanlara yaklaşamıyordu. Bir süre tek başına çarşıya, okula gidemedi. Bu özgüven eksikliği içinde, annesiyle giysi almaya gittiğinde hiçbir eşyaya dokunamıyordu.  
Temiz toplum, o toplumu oluşturan fertlerin sorumluluk duygusu taşımaları ile gerçekleşir. Eğer o esnafta sorumluluk duygusu oluşabilseydi, belki de Selin’e sevgi ve hoşgörü ile yaklaşacak, kendince yanlış gördüğü davranışı, ona alternatifler göstererek kızmadan düzeltme yoluna gidecekti. Ama o kaba ve hoyrat müdahalesi ile zaten kırılgan bir ruha sahip Selin’in ruhsal dengesini bozmuştu.
Benlik saygısını yitiren Selin, kaygı bozukluğu teşhisiyle uzun süre mücadele etti. Psikologların yanı sıra aileden aldığı destekle büyük ölçüde başarıya da ulaştı. Ama yıllarca her yalnız kalışında “benliğine böyle bir travmayı yaşatan o kişinin cezası ne olacak, kim bunun hesabını verecek ve toplum bu tür çürük elmalardan nasıl temizlenecek.” diye düşünmekten kendini alamadı.
151.10.2014
Nuray Yoltaş


Paylaş | | Yorum Yaz
1128 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HÜZÜNLÜ ŞARKILARIN BESTECİSİ YALNIZ BİR KADIN - 25/12/2018
HÜZÜNLÜ ŞARKILARIN BESTECİSİ YALNIZ BİR KADIN
ÇOCUĞUN FENDİ - 22/10/2018
ÇOCUĞUN FENDİ
BİR RENKTİR TAKIM TUTMAK - 29/06/2018
BİR RENKTİR TAKIM TUTMAK
GECENİN MATEMİ - 20/03/2018
GECENİN MATEMİ
DAMGA… - 02/01/2018
DAMGA…
Bir Arakan Hikayesi - 17/10/2017
Bir Arakan Hikayesi
MAVİ KELEBEKLER - 10/07/2017
MAVİ KELEBEKLER
ÇOCUK (H)AKLI - 22/04/2017
ÇOCUK (H)AKLI
Kediler de ağlar - 12/02/2017
Kediler de ağlar
 Devamı