Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
İçimizdeki Yargıç..
29/01/2015


İçimizdeki Yargıç..

 

Bu yazıyı okuyacak olanların bir çoğunun çocukluk, gençlik yıllarında haşarılıkları olmuştur.

Nedir bu yaramazlılar? Sapanla kuş avlamak; o güzelim doğanın alımlı sahnelerinde şarkı söyleyen rengarenk kuşları bir taş darbesiyle yere indirenler çoktur aramızda. Doğanın kısa süreli misafirleri olan ipek kanatlı kelebeklerin peşinden koşup, kanatlarını inciten, onları ölüme mahkum edenlerimiz de. Ağaçların dallarını kırmış, çiçekleri kökünden yolmuşuzdur. Yakınlarımızın kalbini yaralamış, tertemiz duygularla dolu olan çocukluk arkadaşlarımızla yumruk yumruğa kavga etmişizdir. Okul dönemlerimizde öğretmenlerimizi üzmüş, bize şefkatle yaklaşmalarını anlayamamışızdır.

 

Örnekleri çoğaltıp ben de dahil vicdanlarımızı sızlatmanın bir anlamı yok. Zira o haşarılık yıllarımızda, vicdanın, yaşantımızda aldığımız eğitim ve ahlâk değerlerimizle birlikte gelişen bir olgu olduğunu, yaşımız ilerledikçe ona danışmadan hiçbir işe girişemeyeceğimizi, bizler için iyi ve kötüyü gösteren bir pusula olacağını henüz kavramamıştık.

Olumlu ya da olumsuz davranışlarımızın meydana getireceği sonucun hesabını, vicdan olarak adlandırabileceğimiz iç dünyamızın mahkeme heyeti karşısında verip veremeyeceğimizi kavradıktan sonra bir eyleme girişiriz.

 

Çocukluk yıllarımızdaki çoğumuzun unuttuğu yaramazlıkları vicdan süzgecinden geçirip, gerçek yaşama attığımız adımlardan sonraki vicdana sığmayan eylemlerimizle karşılaştırdığımızda,  ortaya çıkan sonucun aleyhimize olduğu apaçık ortadadır.

 

Vicdan sadece kötülükten kaçınıp iyiliğe yönelmek değildir. O esas varlığını izlemekte olduğumuz kötülükler karşısında pasif davranışlarımızla ortaya çıkarır. İşte o zaman, çevremizde olup bitenlere kayıtsız kalamayız. içimizdeki yargıç olan vicdanımız, merhamet duygularımızla birlikte reaksiyona girerek bizlere uykusuz geceler yaşatır. Zira, ahlaki ve ruhsal yapımızın dimdik ayakta durabilmesi ancak sağlam bir vicdanla olur.

 

Bazı filozoflara göre vicdan, doğuştan iç dünyamıza nakşedilmiştir. Birçok soyut duygular gibi yaşantımızda bizlere doğru eylemler yapmamızı sağlayan pozitif dugularımızdan biridir vicdan.

 

Ancak, vicdanın işlemesinde, istem, eğitim, akıl, ebeveyn öğretisi, yaşanılan çevre, zaman, ülke gibi birçok parametrelerin olduğunu unutmamak gerekir. Bu etkenler vicanımızı zayıflatabilir, köreltebilir ya da yüceltebilir.

 

Günlük yaşantısında karıncayı bile incitmekten sakınan bir karakterin, savaş anında insanları gözlerinin yaşına bakmadan hunharca katletmesi vicdanın savaş ve barış anlarındaki değişkenliğini açıkça ortaya koymaktadır. Ne var ki, sular durulduktan sonra, vicdan uykusundan uyanır ve bedene yaptıklarının hesabını sorar; bu öz mahkemede Juvenalis'in dediği gibi hiçbir suçlu kendisini beraat ettiremez. Zira, Balzac'ın “Biz onu öldürmedikçe yanılmaz bir yargıçtır.” diye tanımladığı vicdanın, sözkonusu yaşam mücadelesi olduğunda geçici olarak ortadan kaybolması ve gerçekleştirilen kötülüklerden sonra tekrar hesap sorarak meydana çıkması, üzerinde tartışılması gereken bir konudur.

 

Aklımıza şu soru gelmektedir: Can, vicdandan kıymetli midir? William Shakespeare'in “Her şerefli insan vicdanını yitirmektense, şerefini yitirmeyi yeğler.” sözü dikkate alındığında, yaşantımızın olmazsa olmazlarından biri olan şerefin, vicdanın bir alt basamağı olduğu ortaya çıkmakta, vicdanın üstünlüğü desteklenmekle birlikte, şerefin vicdan için kendisini feda edebilecek asil bir duygu olduğu vurgulanmaktadır. Şerefsiz fakat vicdanlı bir insan nasıl olunur? Acaba burada  Shakespeare, vicdanın herşeyden, hatta candan da üstün olduğunu mu vurgulamak istemiştir?

 

Yaşantılarının son dönemlerine girenler, sık sık sohbetlerinde, yaşlandıkça zamanın daha hızlı geçtiğini, geriye baktıklarında yapılan yanlışlıkları, zaman zaman hırslarına kapılıp, iradelerini yitirip, vicdanlarını dinlemeyip onarılamayacak hatalara düştüklerini, bazı olaylara müdahale etme fırsatları varken kayıtsız kaldıklarını, artık çok geç olduğunu, son nefeslerini verirken ilahi kudrete nasıl hesap vereceklerini, bunlardan dolayı da vicdan azabı çektiklerini, söyler dururlar.

 

Oysa, vicdan en güzel elbisilerini giymiş, en doğruyu bilen, şefkat dolu sesiyle yaşantımız boyunca hep yanımızda olmuştur. Hırsımız, merhametsizliğimiz, bencilliğimiz kara pelerinleriyle beynimizde dans edip vicdanımızı dinlememize engel olmuşlardır. Vicdanımız küçük bir el darbesiyle onları kovabilecek güçteyken, maalesef bu şeytani duyguların esiri olumuştur.

 

İnsanlık, Victor Hugo'yu dinleyip, “En mükemmel adaletin vicdan olduğunu”, Mahatma Gandhi'nin “Kanunlara dayanan adli muhakemelerden, daha büyük bir muhakeme vardır ki, bu da her kişinin kendi vicdanıdır.” tavsiyesini, Confucius'un “Vicdanın ve samimiyetin, temel değerlerin olsun, değersiz insanlarla da arkadaşlık etme, hataya düştüğünü anladığında, onu düzeltmek için hiç tereddüt etme.” iletisini ilke edinseydi,  savaş, kavga, dargınlık sözcükleri olur muydu dersiniz?

 

Bir inci de benden:

 

Vicdanını kullanmıyorsan eğer git bu dünyadan,

Sen gitmesen de,

Elbet birgün,

Vicdanın kovacaktır seni buradan.

 

Paris, 09.01.2015

Yavuz Atıl



1122 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı