Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Salyangozun göz yaşları..
23/02/2015

Salyangozun göz yaşları..

 

İGEM (İzmir Gençlik Merkezi) Dağcılık Kulübü, uzun yıllardan beri  katılımcılarını, güzel egemizin   yalçın kayaları, yemyeşil kırları, yüksek platoları, karlı dağlarıyla  buluşturmaya devam etmektedir.

Ege Bölgesi dağlarını karış karış bilen uzman rehber, çocukluk arkadaşım Ali Gülişli eşliğinde fırsatım oldukça ben de bu doyumsuz yürüyüşlere katılarak, büyük şehrin gürültüsünden, hava kirliliğinden kurtulup ciğerlerime tertemiz dağ havasını depolamaktayım. 

Keyifli yürüyüşler esnasında, sohbetler koyulaşır, espriler bollaşır,  dağ havasının verdiği dinamizm yaşama sevincimizi kat kat arttırır. 

Katıldığım yürüyüşlerin birinde kulüp sorumlularından Hamit Bey’in anlattığı bir öykü herkesin ilgisini çekmişti: 

Birbirinden güzel renkleriyle güne merhaba diyen kır çiçeklerinin süslediği yamaçlarda, ağaçların dallarından baharın gelişini müjdelediği genç yapraklarının arasından ağlamaklı bir ses duyan salyangoz, bu hüzünlü sesin geldiği yöne ağır ağır ilerleyip, sesin bir kelebek kozasından geldiğini anlayınca;

- Ey koza içindeki kurtçuk, nedir bu hüzün, bu hıçkırık! Yoksa bir an önce kozandan çıkıp bu güzelim doğayı mı görmek istiyorsun? 

- Evet, ama sen kimsin ? Burada karanlık bir kozada kimseleri göremiyor, konuşamıyorum. 

- Ben salyangozum. Bildiğim kadarıyla senin kozandan çıkman için daha beklemen gerekecek. İstersen ben hergün gelip seni ziyaret eder, sohbetleşiriz. Aynı zamanda da, kozadan çıktığında   nasıl bir dünyayla karşılaşacağını sana anlatırım. 

Salyangozun bu denli dostça yaklaşımdan etkilenen kurtçuk;

- Çok sevinirim, yoksa bu karanlık ortam çekilecek gibi değil, bu iyiliğini de asla unutmayacağım. 

Gel zaman, git zaman, salyangoz bıkmadan usanmadan doğada yaşanılan güzellikleri, birbirinden güzel çiçekleri, bal yapan arıları, güneşin doğuşunu, ayın aydınlığını, yıldızların parlaklığını anlatıp, kurtçuğun kozasında rahat etmesini sağlamış. 

Bu sohbetler sonucunda da birbirlerine aşık olduklarını anlayan salyangoz ve kurtçuk, kavuşmayı dört gözle beklemeye başlamış. 

Nihayet beklenen gün gelmiş. 

Sabahın alaca karanlığında, güneş, yavuklusunu gören köy dilberinin utangaçlığında yavaş yavaş kendini göstermeye başladığında, ay bu güzellik karşısında başını alıp gitmişti. Kuşların korosu, derelerin şırıltısından etkilenen ağaç yaprakları,  için için ağlayan bir sevdalının yanaklarına boncuk boncuk dökülen gözyaşları gibi üzerlerinde biriken damlaları bırakmaya başlamışlardı. 

Salyangoz heyecanla, kozadan çıkan kelebeğin rengarenk kanatlarını gördüğünde, doğanın bütün güzelliklerini unutmuş hayranlıkla onu izlemeya başlamıştı. 

Hasretle birbirlerini kucaklayan iki aşık mutlu bir şekilde yaşamaya başlamışlardı; ta ki, bir gün kelebek yusufçukla karşılaşıncaya dek. 

Yusufçuğun güzelliğine kapılan kelebek, salyangozdan ayrılmaya karar verip, yusufçukla uzak diyarlara gitmeye karar vermişlerdi. Salyangoz üzüntüsünden perişan bir halde, çaresiz bu olanları kabullenmişti. Oysa, onunla ne güzel günler yaşayacaktı, doğanın doyumsuz güzellikleri içinde mutlu bir yaşam süreceklerdi. 

Yusufçukla birlikte yaşamaya başlayan kelebek, zaman içinde yaptığı hatayı anlamıştı. Zira, yusufçuk kelebeğe hiç de iyi davranmıyordu ve zaten kısacık ömrü olan kelebeği terketmeye hazırlanıyordu.

Bunu üzerine tekrar gerçek sevgiyi bulduğu salyangozuna geri dönmek üzere yollara koyulan kelebek, uzun yolculuğu esnasında yağan yağmurlar ve fırtınalara karşı koyamayıp yorgun düşmüştü. Kanadı kırılmış bir halde bir ağacın kovuğuna kendini zor atmış, hıçkırıklarla ağlama başlamıştı. 

Salyangozun ona anlattığı, binbir çiçekli kırları, yeşil yapraklarından bereket süzülen ağaçları, güneşin kızıllığını anımsadı. Hıçkırıkları bütün ormanı kaplıyordu.

 

Kelebeğin aşkıyla yollara koyulan salyangoz bu feryadı duyunca, kelebeğine kavuşmanın sevinciyle ona yaklaşmıştı. Gördüğü manzara korkunçtu. Kanatları kırılmış, bitkin bir halde bir ağacın kovuğuna sığınmış kelebek tanınmayacak haldeydi. Güzelliğinden eser kalmamıştı. 

Salyangozu gören kelebek:

- Senden ayrılmakla ne kadar yanıldığımı anladığımda artık çok geçti. Şu halime bak. Güzelim kanatlarım, yemyeşil bedenimden eser kalmadı. Bu halimle artık beni sevmezsin. Bunu da anlayışla karşılarım. 

Salyangoz şevkatli bir sesle kelebeğe yaklaşarak:

- Ben seni kozanda iken sevmiştim. O sevgim hâlâ devam ediyor. Ne tül gibi kanatların, ne sürmeli gözlerin ne de yemyeşil  bedenin beni etkilemişti. Seni bulmak için günlerden beri yollardayım ve nihayet sana kavuştum. 

Kelebeğin dayanacak gücü kalmamıştı. Salyangozun bu samimi duyguları onu kendinden geçirmiş, gerçek sevgiyi bırakıp bir güzellik uğruna yaşantısını mahvetmenin ezikliği içinde son nefesini vermişti. 

Ezop, Beydeba, La Fontaine gibi dünyaca ünlü fabl yazarları, şiirsel ya da nesir olarak kaleme aldıkları öykülerinde, insanlar arasında gerçekleşen olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstermişlerdir. Böylece, insanların ahlâki değerlerine seslenerek onları düşündürmeye yöneltmişlerdir.   

Hamit arkadaşımızın anlattığı öykünün bitiminde aklımızda oluşan sorular bir bir dökülmeye başlamıştı. 

Gençlikteki güzelliğe kapılıp kalp gözüyle değil de, dünya gerçeklerinin bir çoğunu görme yeteneği olmayan bir çift gözle yaşantımıza yön vermenin sakıncalarını bilmemiz gereklidir. 

Affetme duygusunun yüceliğinin sevgiden kaynaklandığını kabul etmemiz, insanlığın gereğidir. 

Dünyanın güzelliklerini anlatırken, bunun yanında olabilecek kötülüklerini de vurgulamak, dünyayı toz pembe güzelliklerle anlatmakla yetinmeyip, geleceğe açılan pencereden güzel günleri izleyeceğimiz gibi, fırtınalı, kasırgalı felaketleri de göreceğimizi bilmek, sağlam temellere dayanan bir aile yapısı için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. 

Öykünün başından sonuna kadar ne kelebeğin ne de salyangozun cinsiyetine değinilmiştir. Okuyucu karar verecektir buna. Kanımca buradaki amaç, herhangi bir cinsiyeti suçlamamaktır. 

Ancak bilinmelidir ki, salyangoz türlerinin birçoğu hermafrodit (Çift eşeyli) canlılardır. Kelebeklerin ise koza içindeyken cinsiyetleri belirlenir. Kurtçuk halindeyken cinsiyetleri yoktur. Yusufçuklar tek eşeylidirler, kelebeklerle beslenirler. 

Ardında parlak izler bırakan bir salyangoz gördüğünüzde, bu izlerin onun sevgi gözyaşları olduğunu anımsayın. Sevginin fiziki bedende değil kalpte olduğunu anlayın olur mu…


22.02.2015, Seferihisar

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
955 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı