Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Kırlangıcın yuvası..
12/05/2015


Kırlangıcın yuvası..

Her sabah kalkıp perdesini araladığında karşı dağların zirvesindeki karların yavaş yavaş eriyip, güneşin alasına teslim ettiği yeşil ve mor karışımı bitki örtüsünü farkediyordu.

Bahçesindeki güller gonca vermeye başlamış, kış boyunca duymaya hasret kaldığı kuş sesleri gün be gün çoğalıyordu. Penceresini açtığında, eskisi gibi boğazları yakan kömür kokusu da yoktu artık. Evinin yan tarafındaki boş arsada lâleler, papatyalar, kır çiçekleri utangaç ve çekingen bir şekilde boy göstermeye başlamışlardı. Sanki « Bizi lütfen koparmayın » dercesine boyunları büküktü.

Arıları izledi, çiçekleri okşarcasına ziyaret eden, giderken de çiçek tarafından verilmiş hediyeleri götüren arıları. Kelebekler ortada müzik yokken dansedebiliyorlardı; insanların duyamadığı doğanın sihirli melodileri olsa gerek diye düşündü.

Sonra, ortalıkta uçuşan kuşlara takıldı gözü, yerden çer çöp toplayıp bir yerlere götüren kuşlar yuva kurma telaşındaydı. Kışın yıkılıp ardından tekrar kuracakları yuvalarına sevimli gagalarıyla rüzgarın onlar için kırıp ufaladığı çalı parçalarını taşıyorlardı. Doğa, yıkılan yuvalara yardımcı oluyordu cömertçe.

Karşı mahalledeki artık ocakları sönmüş tuğla fabrikasının ayakta kalan bacasına leylek yuvasını kurmuştu bile. Yıkılan, sönen ocaklar üstüne kurulan bir yuvaydı bu.

Bir de, kırlangıçların kıvrak kanat hareketleriyle, kış yağmurlarından hâlâ kurumamış kuytu köşelerdeki çamurları getirip götürmelerine hayranlıkla baktı. Onlar da, narin saman saplarıyla sağlamlaştırıp, saçak altlarına minicik kapısı olan penceresiz, huzurlu bir yuva yapacaklardı. Sapasağlam olmalıydı zira, 45 yumurta bırakıp, 23 yavruyu barındıracak, düşmanlardan koruyacak bir yuva.

Dalıp gitmişti, pencere kenarında. İlkbaharın gelişine sevinememişti. Doğada yıkılan her yuva, tekrar yapılıyordu. Azimle, neşeyle. « Benim yuvam yıkılırsa, ben nasıl yeni bir yuva yaparım. » diye düşünürken, Nisan’ın güneşli havasına karşın gökyüzünün görünmeyen bulutlardan salıverdiği inci taneleri gözyaşlarına eşlik ediyordu.

Doğada yuvalar yıkılır tekrar yapılır, ama, biz insanlarda yuva bir kere kuruldumu onu korumak, devam ettirmek için her türlü çaba sarfedilir. Hayvanlar alemindeki bazı yaratıkların mevsimlik yuvaları gibi değildir insanoğlunun kurduğu yuvalar.

Yuvayı isim gibi ele aldığımızda, canlıların yavrulamak, yavrularını büyütmek amacıyla hazırladıkları bir barınak, ailelerin oturduğu yaşamaları için gereçlerin bulunduğu bir mekân, çocukların okul öncesi eğitim gördükleri okul, kimsesiz, yoksulların barındırıldığı, bakıldığı yer olarak tanımlayabiliriz. Yuvaya, irfan yuvası, kilit yuvası, böcek yuvası gibi mecazi anlamlar da yüklenmiştir.

Bir de, ninelerimizin, analarımızın zorlu yaşam karşısında, yılmadan, usanmadan verdikleri mücadelenin sürdürüldüğü yuva vardır. Günümüzde gelişmiş toplumlarda önemini yitirmiş, saygınlığı sona ermiş, isim olarak kalmış yuva.

Oysa yuva, mutluluğun, sevincin, zaferin, geleceğin hazırlandığı, sevgi taşlarıyla örülmüş, saygı betonuyla sağlamlaştırılmış yıkılmaz kalelerdir.

Bu kalelerde, yuvayı kuranlar tek olmaktan bir oluşa geçmişler, sen, ben ayırımını ortadan kaldırmış, bizden oluşan tek bir beden çerçevesinde hareketle tadına doyulmaz ürünler vermişlerdir.

Yuva ancak bu anlamda kurulduğunda bir anlam ifade eder. Eşlere saygı, sevgi, evlatlara şevkat, gelecek, torunlara özverinin olmadığı, yapılanmadığı bir yuva, isim olarak kalmaya ve mutlaka yıkılmaya mahkumdur.

Bu yüzdendir ki, ancak, karşılıklı fedakârlıklar sonucununda yaşamını sürdüren yuvalar yıllarca yıkılmazlar, ayakta kalırlar.

Ne var ki, günümüzde, tek taraflı özveriyle ayakta kalmaya gayret eden yuvalar vardır. Bu özveride esas kahramanlar genellikle kadınlarımızdır. Annelik duygusunun verdiği şevkat mucizesinin kanatları altında yavrularına anne sütü gibi doyurucu sevgi veren bu kutsal insanlar, yuvanın anlamını kavrayamamış, kadını bir eşya gibi gören, bu dünyaya neden geldiklerini dahi kavrayamamış kaba erkeklerin zulümleri karşısında tarihi savaşlarını vererek yuvalarını korumaya gayret ederler.

Yuva bu mudur? Bağırıp çağıran, diktatör ruhlu bir erkeğin, ya da ruhsal dengesinin ayarını tutturamamış zalim bir kadının birlikte yaşadığı, meydana getirdikleri çocuklarının aile kavgalarından, şiddetten, ebeveynlerinin küfürleşip birbirlerine bağırmalarından dolayı ruhsal dengeleri bozulmuş, saldırganlıkları da çevrelerine sıçramış insanların yaşadığı yuva bu mudur? Ben kırlangıç yuvasını tercih ederim.

Bu yuvalarda yaşamak mazoşizmdir, sadizmdir. En kısa zamanda kutsal diye adlandırılan bu yuvaların kangrenli bir kol gibi kesilip atılmasında yarar olduğu konusunda ruh bilimcilerin hem fikir olduğu kanısındayım. Yuva yok olur ama, en azından içindekiler kurtulur.

Oysa yuva, sadece içinde yaşayanların gördüğü nadide kır çiçeklerinin açtığı, kimselerin duyamadığı coşkun ezgiler eşliğinde kelebeklerin dans ettiği, kapısından içeri girildiğinde günlük tüm sıkıntıların sokaklara silkelendiği, yaşam bu ya, olabilecek sıkıntıların en kısa zamanda yuvanın tüm paylaşımcıları tarafından elele verilerek birlikte çözüm arandığı bir barınaktır.

Nice görkemli yapıların içlerinde yaşayan, etrafında hizmetçileri kul köle olmuş, parkları andıran bahçelerinde binlerce çiçeğin açtığı, kuşların keyifle uçuştuğu, en pahalı mobilyalarla dekore edilmiş, mükemmel yaşam alanları olan yerlerde mutsuz bir yuva yaşamı yerine, içinde huzurdan başka hiçbir şeyi barındırmaya gerek kalmayan mekanlarda yaşamlarını sürdüren, evine elinde bir demet çiçekle gelen, kapısından içeri girdiğinde neşeli çocuk seslerinin kulakları okşadığı, mutlu bir tebessümle karşılanacak olan yuvanın tercih edileceğini düşünüyorum.

Yuvamız yıkılırsa nasıl yeni yuva kurarız düşüncesinin telaşı içinde yaşamaktansa, kurulmuş yuvanın, yuvayı yapanlar tarafından elele verilerek nasıl en iyi biçimde devam ettirilebilmesi, korunması, yüceltilmesi konusunda fikrimizi zorlamamız daha yerinde olur.

Aksi taktirde, içinde saygı, sevgi, çalışkanlık, azim barındırmayan bir yuva er veya geç yıkılmaya mahkumdur.

Mutlu bir yuva içinde huzurla yaşamaya ne dersiniz..

08.05.2015, Paris
Yavuz Atıl



1001 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı