Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Hasretinden Prangalar Eskittim..
22/12/2015


Hasretinden Prangalar Eskittim..

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaş ziyareti vesilesiyle Ankara'da idim. Ankara'ya ne zaman gitsem, Anıtkabir'i, Cumhuriyetimizin ilan edildiği Meclis binasını ziyaret etmeden ayrılmamaya özen gösteririm.

Bu ziyaretimde, uzun zamandan beri merak ettiğim 2011 Haziran ayında ziyaretçilere kapısını açan Ulucanlar Cezaevi Müzesini gezdim.

1925 yılında İçişleri Bakanlığınca “Umumi Hapishane” olarak inşa edilen, ilk adı Cebeci Tevfikhanesi olan ve 81 yıl boyunca, infazların gerçekleştiği, acıların yaşandığı bu mekan, sırasıyla Cebeci Umumi Hapishanesi, Ankara Hapishanesi, Ankara Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve sonunda Ulucanlar Cezaevi adlarını almış.

Ulucanlar Cezaevinin tarihini, 81 yıl boyunca yaşanan dramlarını anlatmaktan ziyade, orayı bizzat gezmek gerekir. Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Arif, Hasan Hüseyin Kormazgil'in koğuşlarında saatlerce oturmak, onların ruhlarıyla sohbet etmek anlatılması son derece güç bir sevinç ve duygu seline kaptırıyor insanı.

Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın soğuk ranzalarındaki battaniyelerini ellerimle okşadığımda, sanki tenlerine dokunuyormuş hissine kapılıp heyecandan kendimi kaybetmiştim.

Hilton diye anılan 9. ve 10. koğuşlar, sorgu odaları, zindanlar, tavanları tabut şeklinde yapılmış koğuşlar tüyler ürpertiyor. Bu koğuşlardaki balmumundan yapılmış mahkum heykellerine insanın dokunası, konuşası geliyor.

Koğuşları gezerken Ahmet Arif'in ranzasının yanıbaşında durdum. Hafızalarımıza kazınmış o ünlü, unutulmaz şiirinin dizesi ışık hızıyla aklıma geliverdi; “Hasretinden prangalar eskittim”

Bilindiği gibi, Ahmet Arif'in Leyla Erbil'e yazdığı her biri bir sanat şahaseri olan mektuplarının bir özetiydi bu mısra.

Cemal Süreya'nın dediği gibi, “Özledim.. Söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin.”

Özlem nasıl anlatılır? Sayfalarca yazılan mektuplarla mı, saatlerce telefon konuşmalarıyla mı, yıllarca göremeyeceğini bildiğin halde, her an yanında olması için iç dökmeleriyle mi, yeri geldiğinde ölmeyi tercih etmeyle mi, yoksa bir neslin hafızasına kazılan bir tek cümleyle mi? Nasıl anlatılır hasret?

Özlemek bazen umuttur, haykırmaktır, isyandır, sabırdır, kızmaktır, yaşamaktır özlediğinle yanında olmasa bile, kavuşmanın temel taşıdır, beklemeyi bilme sanatı, umutları yeşertme yeteneğidir.

Özlemek öyle bir duygudur ki, ona herşeyi atayabilirsiniz. Zira içinde, onun öznesi olan herşeye kavuşmanın panzehiri vardır.

Dünyaya geldiğimiz andan, bu dünyadan ayrılıncaya kadar peşimizi bırakmayan, içimizde barındırdığımız birçok duygudan daha da etkin, etkileyici, zaman zaman kahreden, yeri geldiğinde mutluluktan kanatlandıran, hissiyatı kolay filizlenen, fakat ifadesi güç olan bir duygu hasretlik.

Kimi zaman, özlemini duyduğumuza kavuştuğumuzda kimselere haber vermeyip başını alıp giden hoyrat bir duygu. Kimi zaman, hasretliğini çektiğimize kavuşmak için bizi dillere düşüren acımasız bir düşman, bazen sevginin katalizörü, bazen de gözyaşlarının kendisi, haykırmanın, isyanın baş yapıtçısı özlem...

Ne zaman onun öznelerinden uzak kalsak, devreye giren bir hatırlatıcı, açlık, susuzluk gibi uyarıcı, sarhoş edici, içtikçe çoğalan, içmedikçe acıtan bir zehir, bazen de bir ilaç insanı kendine getiren.

O, bir evlat, sevgili, arkadaş, doğa, güneş, bulut, anne, baba, kardeş, çiçeklerin her türü, hayvanların her biri, deniz, kum, aklınıza ne gelirse gelsin o şekle girendir. Tek tek olabildiği gibi, birleşip özlemleri yaratır; dayanılmaz, yaşanılmaz, kahredici hasretlikleri.

Adam Lux'ün, Corday’ıdır, Ferhat'ın Şirin'idir, Leyla'nın Mecnun'udur, aşka bürünen, prangalar eskiten bir mısradır.. Nazım'ın vatanıdır sevdayla beslenen. Mevlana'nın sabrıdır yaradanına yakaran. Annenin feryadıdır şehidine ağlayan. Bir dramdır yokluğunda, bayramdır kavuşulduğunda.

Özleyene acı çektiren, özlenene kendisini anlatılmaz hale getirendir. Oysa, 
bazen öyle özlenir ki, özlenen bilse, yokluğundan utanır, kollarına atılır.
“Yokluğun Cehennemin öbür adıdır, üşüyorum, kapama gözlerini.” Uzaklardan, karanlıklardan, soğuk zindanlardan, ucu kırık bir kalemle, elleri titrek ve soğuktan buruş buruş olmuş, umutsuz, sevdalısının hayaliyle yaşayan, kavuşmanın seline kapılmış, özlemin bir haykırması bu.

Hasretliğin her şekline söylenebilinecek, acının kağıda serpiştirilmiş, inci tanesi gibi gözyaşlarının ateşiyle eritilmiş harflerinin herbiridir. Saçlarının iki yanına kan gülleri taktıran bir umutsuzluk feryadıdır özlem.

Kimi zaman gururumuzu ayaklar altına alıp yalvarır, yakarırız özlemimize, bazen de aracı koyarız anlamsız;“Ben özlemedim ki seni, kedi özledi / Çağır onu gelsin diye bana kedi söyledi.” deriz Candan'ınki gibi.

Bir eğitmendir, filozoftur; bir yandan, özlenene kavuşamayacağını, bunun da bir acı çekme sanatı olduğunu, onunla birlikte yaşamanın olanaksızlığını kabullenip yaşama boşvermeni tavsiye eder, diğer yandan, onsuz bir yaşamın mümkün olamayacağını beynine çiviler; öylesine akıllıdır ki her beynin, düşüncenin kılığına girer, sonunda o kazanır.

Zaman gelir, öylesine içinize girer ki, özleminize kavuşsanız bile varlığında bunu yaşatır; ya giderse, ya gelmezse diye paranoyalara kaptırıp beyninizi kurcalar. Sevimli, vazgeçilmez ama, bir o kadar da düşmanımsı bir yapısı vardır.

Dayanılmaz durumlarda, özlenenin eşyalarını koklattırır, resimlerine baktırır. Çarşafını bile değiştirmek istemezsin, saçından bir tutam kesmişsen “anamınki gibi” cebinde taşırsın; mis kokulu güllere değişmezsin o kokuyu.

Özlem anlatılmaz, yaşanır, yaşatılamaz özlenene.

Ulucanlar Cezaevi Müzesinden ayrılırken ruhumun derinliklerine iki gümüş çivi çakıldı:

İdama mahkum olmuş darağacının bir daha asla kapalı kaldığı demir parmaklıklardan çıkamayacağı.

Bukowski'nin muhteşem sözü: ”İnsan; geçmişin hasretçisi, geleceğin özlemcisi, yaşadığı anın şikayetçisidir.”

Yavuz Atıl
15.12.2015, Paris



Paylaş | | Yorum Yaz
1303 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı