Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Şefkat çiçeği..
29/02/2016

Şefkat çiçeği.. 

Yapraklar, bahar ve yaz boyunca birlikte yaşadığı dallarını birer birer terkediyordu. Aslında bu bir terkediş değildi; tekrar gelecekleri umuduyla, gecenin ağlayıp, gözlerinden süzülen yaşların ıslattığı nemli toprakla bir buluşmaydı belki de.

Ağacın şevkatinden, toprağın merhametine sığınma. Toz olup, doğaya karışma, ardından dallarda tekrar can bulma.

Yapraklar, bahar geldiğinde, sözleşmişler gibi, hep birlikte, bağrında dinlendikleri topraktan tekrar dallarındaki yerlerini almaya başlamışlardı.

Orman uyanmıştı; ordan oraya uçuşan aceleci böcekler, yuva yapma telaşında olan kuşlar, kelebekler, sincaplar, daha niceleri baharı müjdeliyordu.

Güneş, dallar ve yapraklarının arasından yol bularak, yeni yeşermeye başlamış toprağın, kuytu bir köşesinde kendi halinde bir çiçeği aydınlatıyordu.

Kır gezmesine çıkmış iki sevdalı çiçeği görür görmez, usulca eğilerek kokladılar. Her ikisine de çiçek başka bir koku sunmuştu. Sonra, başkaları, başkaları... Çiçek, her koklayanına ayrı bir koku veriyordu. Kimi koklarken annesini, kimi, kardeşini, kimi sevdalısını, kimi arkadaşını anımsıyordu.

Nedir bu çiçeğin adı diye merakla birbirlerine sorduklarında, çiçek dillenip, “Şevkat çiçeğiyim ben.” deyivermişti.

Şefkat, hepimizin içinde olan bir çiçek. Onun dozunu öyle  güzel kullanırız ki, koklayanlarımıza, bize olan yakınlıklarına göre bir koku veririz.

Çocuğumuz kokladığında ayrı, torunumuz, kardeşimiz, arkadaşımız kokladıklarında ayrı...  Bu şevkat çiçeği, bize yakın olsun olmasın herkese kokladıklarında ayrı bir koku verir. 

Şefkat, çevreyi kabullenmedir. Bu çevre, canlı ve cansızları içerir. Buna bağlı olarak, etrafımızda olanları koruma, geliştirme, iyiliğe yönlendirme şevkatin temel ilkesidir. 

Annenin yavrusuna olan şevkati sayesinde topluma sağlıklı bireyler katılır. İçinde şevkat duyguları olan arkadaşlığın tadına doyum olmaz. Bu sihirli duygu nerede kullanılırsa kullanılsın, sağlıklı ruh ve bedenelerin oluşmasında daima büyük rol oynamaktadır.

Etrafımıza baktığımızda, mutsuz insanlar görüyorsak, geçimsiz, kavgacı, saldırgan karakterlerle karşılışıyorsak, bu insanlara şevkat eksikliği teşhisini kolayca koyabiliriz.

Doğa da bizden şevkat bekler; dağlar, ovalar, denizler, kırlar, ağaçlar, kelebekler, kuşlar onların bir üst koruyucusu olan insanlıktan şevkat bekler. Bu şevkati alamayanlar ise, doğanın dengesinin bozulmasına neden olarak tüm insanlığın geleceğini tehdit eder.

 Bizde de öyle değil midir? Şefkatten yoksun olarak yetiştirilmiş bir çocuğun, ileriki yıllarda ebeveynlerine vereceği acı ve  ızdırabın önüne kim geçebilir ki? 

Ruhumuza, iç dünyamıza nakşedilmiş şevkat duygusunu geliştirmek bilgi ve beceri isteyen bir çalışma olmalıdır. Bu çiçek herkeste vardır. Ancak bu çiçeğin herkese ayrı güzellikte kokmasını sağlamak yeteneklerimize bağlıdır. Zekayla bir bağlantısı olamaz. Dale Carnegie'nin, “İnsan zekanın karşısında saygıyla eğilir, ama iyi davranış ve şevkatin önünde diz çöker.” iletisinden ben bunu anlıyorum.

Bencillik ve diğerkâmlık şefkatin kötü ve iyi katalizörleridir. Kimyevi bir reaksiyonın hızını arttıran ya da yavaşlatan katalizörler gibi, şevkatin gücünü, bencillik yavaşlatırken, onun tatına doyum olmaz enerjisini de diğerkâmlık yükseltir.

Çok küçük yaşlarda geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu, görme ve duyma yeteneğini yititen Helen Keller'e, öğretmeni  Anne Sullivan'ın sabırla verdiği şevkat, onu dünyanın en önemli bilim insanı yapmıştır. Bunu Marc Twain şöyle açıklıyor: “Şefkat öyle bir dildir ki, sağır da işitebilir kör de okur.”

Şefkat, milliyet, cinsiyet, iyi, kötü, hırsız, katil, şöhret arasında ayırım yapmaz. Aksine ekikliğini duyanlara fazlasıyla verilir. Şefkat sunabilme, o güzel kokusunu herkese koklatabilme  yetisi, insanoğlunun gelebileceği en son aşamadır. 

Bazı durumlarda, içimizdeki şevkati çok sevdiklerimize yansıtamamışızdır.  Öyle olunca da, onun sihirli, iyileştirici merhemi, zehir olup içimize akmıştır. Ne yazık ki, bir yandan bizler onun acısıyla kıvranırken, diğer yandan, sevdiklerimizin üstümüze yağdırdıkları  lanet fırtınaları iç dünyamızı alt üst etmiş, dünyamızı başımıza yıkmış, sel olup gözyaşlarımıza karışıp, umut beklediğimiz ummanlara dökülmüştür.

Bir gün, denizde sıcak su akıntısına rastlarsanız, bunun, şefkatini veremeyenlerin gözyaşları olduğunu unutmayın.

 

28.01.2016, Paris

Yavuz Atıl



Paylaş | | Yorum Yaz
958 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı