Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Yuvadan Uçan Kuş...
13/04/2016

Yuvadan uçan kuş.. 

Fransız sinema yönetmeni Etienne Chatiliez'in Tanguy adlı filmi, Fransız komedi filmleri sıralamasında önemli bir yer alıyor. Komedi filmi olmakla birlikte, Fransız toplumunun aile yapısını gerçekçi bir biçimde ortaya koyması da filme ayrı bir ciddiyet kazandırıp, izleyenleri derin düşünceye sevkediyor. 

Çocuk özlemiyle yanıp tutuşan anne, 13 günlük gecikmeyle, ilk kez anne olmanın sevinciyle minik bebeği Tanguy'ye;(Tangi) “Sen benim biricik oğlumsun, eğer istersen ömür boyu evimizde kalabilirsin.” demesinin ardından 28 yıl geçmiştir. 

Tanguy, büyümüş, Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olmuş, yüksek lisansını yapmıştır. Çin ve japon kültürleri konusunda doktora tez çalışmalarına devam etmekte, Çince ve Japonca bilmektedir. 

Anne ve babasının küçük yaşlardan beri tek çocukları ile yakından ilgilenmeleri, onu en iyi okullarda okutmaları, 28 yaşına rağmen onu hâlâ küçük bebekleri  gibi görmelerinin sonucunda, Tanguy bir türlü evden ayrılıp bağımsız yaşamaya cesaret edememektedir. 

Ne var ki, Tanguy'nin ailesi bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştır. Oğullarına defalarca, evden ayrılması gerektiğini, kendi başının çaresine bakmasının daha faydalı olacağını söylemelerine rağmen, Tanguy bir türlü baba ocağından ayrılmayı kabul etmeyip, ısrarla onlarla yaşamayı yeğlediğini söyleyerek  evden ayrılmayı reddetmiştir. 

Gördüğü mükemmel eğitim sonucunda, aldığı araştırma burslarına ek olarak,  verdiği özel derslerden de  kazancı bir hayli yüksek olan Tanguy'nin bu tavrı, anne babayı çileden çıkarmaktadır. 

Bu duruma bir çare bulmak amacıyla, ailesi türlü planlar yaparak Tanguy'yi  evden soğutmak isteseler de, Tanguy bir türlü evi terketmeye yanaşmamaktadır. Anne babanın sonuç vermeyen akıl almaz planlarını uygulamaları filmin en komedize edilmiş bölümleridir. 

Bir keresinde ikna olan Tanguy, ailesi tarafından kiralanıp döşenen evine taşınsa da, iki gün sonra yaşlı gözlerle eve dönüp, ”Ben sizsiz yapamıyorum, ne olursunuz sizinle yaşamama izin verin.” diyerek eve geri döner. 

Sonuç olarak, Tanguy'nin babasıyla şiddetli bir tartışması sonucunda nihayet evi terkedip Çin'e gider. Ailede bir şenlik başlamıştır. Anne baba çocuklarının evi terketmesi şerefine evde büyük bir parti verir. 

Aylar sonra, Tanguy, Pekin'den, evlendiğini ve eşinin hamile olduğunu, eşi, eşinin anne-babası ve büyük anne - büyük babaları ile aynı evde mutlu bir yaşam sürdürdüklerini bildiren bir mektup gönderir. Mektubunda ayrıca, anne babasını Pekin'e davet etmektedir. 

Film, baştan beri bu olaylara karşı gelen Tanguy'nin babaannesinin, oğluna kinayeli bakışıyla; “Başkalarının beceremediği aile yapılarının sorumluluğunu üstlenmek ne güzel bir şey.” sözüyle son bulur. 

Yönetmen, sanayi gelişimini tamamlamış, halkı refaha kavuşmuş Avrupa ülkelerindeki aile yapısını mizahi bir şekilde eleştirerek, ebeveynlerinin evinden bir türlü ayrılmak istemeyen yeni nesil gençlerin yaşam biçimlerini başarılı bir şekilde işlemenin yanı sıra, aile bütünlüğü konusuna da değinmiş. 

Öte yandan, filmin konusu itibariyle “Tanguy Sendromu” bir tanım  olarak Fransız tıp literatürüne girmiştir. 

Evden gelin giden genç kızlarımızın, askere uğurlanan yiğit delikanlılarımızın, öğrenimini tamamlamak üzere başka illere giderek evinden ayrılan gençlerimizin arkasından yanıp tutuşan anne ve babaları görmek, feryatlarını hissetmek ne kadar acı olsa da, insana gizli bir huzur veriyor. 

Ne mutlu ki, ülkemizdeki anne-babalar, Tanguy'nin ebeveynlerinin davranışını henüz sergilemiyorlar. Yavrularımız dediğimiz, canlarımız ne kadar uzun evimizde kalırlarsa kalsınlar varlıkları asla rahatsız etmiyor. 

Ülkemizde de Tanguy gibi maddi durumu iyi olup da ebeveynlerinin evinde yaşayan gençlerimiz vardır. Ancak, bu gençleri evlerinden bezdirip, tek başına yaşamalarını zorlayan anne ve babaların epey azınlıkta olduğunu düşünüyorum. 

Her genç, zamanı geldiğinde, yuvasını kurmak amacıyla yuvadan uçup gidecektir. Hatta bazı gençlerimiz, yaşamı daha iyi kavramak, deneyim kazanmak amacıyla genç yaşlarda yuvadan uçmaktadırlar. Ancak, ebeveynler, evden ayrılan bu gençlerin hep geri döneceklerini umarlar. Döndüklerinde de dünyalar onların olur. 

Bütün bu güzelliklerin yanında, daha çocuk yaşlarda evlendirilen kızlarımız, gelenekler dünyasında yaşam sürecini ülkemizde tamamlamış olması gereken başlık parası bahane edilerek satılan kız evlatlarımızı gözardı edemeyiz. 

Kız çocuğu olduğu için okula gönderilmeyen, ana evinde ırgat, el elinde satınalınmış işçi gözüyle bakılan gencecik beyinlerin heba olmasını düşündükçe “Tanguy Sendromu” nun başka gezegenlerde yaşandığı hissine kapılıyor insan. 

Bütün bunlarla bağlantılı olarak, ekonomik özgürlüğü olmadığından, eşinin esareti altında yaşayan, şiddete maruz kalan, sessizce kaderini kabullenen  bu dünyaya neden geldiklerini anlayamayan o güzelim genç kızlarımızın bu filmi izlemeleri sonucunda nasıl bir ruh haline gireceklerini tahmin edebiliyorum. 

Bütün bu olanlara kayıtsız kalan ebeveynleri, evlatlarına sahip çıkmanın, kollamanın asaletine erişmiş anne-babalarla karşılaştırdığımızda, tüylerimizin diken diken olduğunu görür gibiyim. 

09 Nisan 2016, Paris

Yavuz Atıl



1055 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı