Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Canım sana feda
22/05/2016

 

Gözünüzün önüne bir siyah zeytin tanesi getirin. Zeytinin önüne daha küçük bir siyah zeytin ve bu küçük zeytinin etrafına yerleştirilmiş sekiz adet örümcek ayağı konulduğunu varsayın. Üstüne de kırmızı renkli kum saati şekli koyun. İşte size karadul. 

Çiftleştikten sonra erkeğini yiyen örümcek.  Genel kanıda bu örümcek türlerinin çiftleştikten sonra erkek eşlerini yediği kabul görse de, bu her zaman geçerli değildir. Çiftleşme anında eşi tarafından karnı delinen erkek örümcek, güçlü ise kaçmayı başarır. Ancak, ikinci ve daha sonraki çiftleşmelerde aynı şansa sahip olmayabilir ve eşi tarafından afiyetle yenilebilir. 

Diaea ergandros adlı bir örümcek türünün yavruları da  annelerini yerler.  Yumurtadan çıkan yavrularını beslemek için mümkün olduğunca böcek avlayan ve bir besin küpüne dönen anne, yavruları tarafından kanı emilmek suretiyle önce zayıflatılır sonra da tamamiyle yenir. 

Konuyu entomologlara bırakıp, bu durumdan alınacak derse bakalım. 

Doğayı incelediğimizde birçok  gelişmenin fedakârlık üzerine kurulu olduğunu görürüz. 

Neslini devam ettirmek için ölümü göze alan erkek örümceğin bu davranışı hayret vericidir. Kendisinin yavruları tarafından yenilmesine izin veren örümceğe ne demeli? Kovanına yaklaşan, saldıran hayvanı sokarak, sokma sırasında iç organlarının  bir kısmını kaybedip hayatını yitiren arıların özverisi şaşırtıcıdır. 

Afrika’da yaşayan boynuzlu kuşun, erkek eşi tarafından bir ağaç kovuğuna kapatılması ve kovuğun çamurla örülmesi, açılan küçük delikten erkek kuşun eşini yavrular yumurtadan çıkınca kadar beslemesi, kuluçkaya yatan erkek penguenlerin hiçbir şey yemeden aylarca aç kalması ve asla yumurtayı terketmemeleri, yumurtalarını aylarca ağzında saklayıp beslenemeyen timsahlar, sürülerine doğru yaklaşmakta olan kartal, atmaca gibi yırtıcı kuşları çığlıklar atarak ilgiyi kendi üzerine çekip sürüyü kurtaran ve yırtıcıların kurbanı olan kuşlar, yağmur kuşlarının yaralı taklidi yaparak yavrularını korumak için kendilerini düşmanlarına feda etmeleri, çöl tavuklarının yavrularına su getirmek için verdiği amansız uğraşı ve daha binlerce örnek doğanın fedakârlık üzerine kurulduğu gerçeğini avaz avaz haykırmaktadır. 

Doğadaki hayvanların bu davranışlarının  içgüdüsel olduğu, özveriyle ilişkilendirmenin yanlış olabileceği görüşü bulunmakla birlikte,  Darwin, 1859 yılında yazdığı "Türlerin Kökeni" adlı kitabında, "İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir." demektedir.   

Hayvanlar aleminin nesillerini sürdürmek için ortaya koyduğu fedakârlıkların incelenmesini evrimbilimcilere bırakıp, insanoğlunun özveri konusundaki davranışlarına bakalım. 

Fedakârlık denildiğinde ilk önce aklımıza annemiz gelir. Annelerin  özverileri, daha anne karnına düştüğümüzde başlar ve anne bu dünyadan gidinceye kadar devam eder. 

Fakat bazı annelerin, yasak ilişkilerden doğan çocuklarını cami köşelerine terkettiklerini, hatta canlarına kıydıklarını zaman zaman basından okumaktayız. Bu durumda, fedakârlığı önleyen toplum baskısının varlığından da sözetmek gerekecektir. 

Adı, ister toplum, ister aile baskısı olsun ilahi kudretin bizlere vermiş olduğu en mükemmel duygu olan fedakârlığı ölüm korkusu, reddedilme korkusu yüzünden canavarlığa dönüştüren bu tip davranışların süratle masaya yatırılıp bir an önce çözüme kavuşturulmasından yanayım. 

Özveri, kişisel olduğu kadar toplumsal anlamda da biz insanların insana yakışır biçimde yaşantımızı devam ettirmek için gerekli olan bir davranış biçimidir. 

Özveri, aile içinden başlayıp, akrabalara, arkadaşlara, dostlara kadar yayılıp gider. Fedakârlık bir amaç uğruna canlıların birbirlerine yardıma koştuğu, gerektiğinde canını bile vermekten sakınılmadığı, kendi çıkarlarını düşünmeden, zorda kalanların yanında olunduğu bir duygudur.  Bencillik ise  özverinin düşmanıdır. 

Hepimiz yaşantımız boyunca bazı fedakârlıklarda bulunmuşuzdur. Bu davranış içgüdüsel olmayıp, gelenek, görenek, yetişme ve eğitim biçimimizden kaynaklanır. Özveri, iyilik yapmak değildir. İyilik yapmak, özverinin bir alt kademesidir. Özveride, insanlığın en üst düzeydeki duyguları devreye girer. Fedakârlığa karar verildiğinde, kendi geleceğimiz, hayatımız sözkonusu değildir. Kutsal amaçlara yönelik özverilerde amaca ulaşmak için  herşeyimizi feda etmekten çekinmeyiz. 

Bir kahramanlık ve analık sembolü olan, oğlunu Çanakkale Savaşında şehit veren Nene Hatun’un 1877-1878 yılındaki Türk-Rus savaşındaki fedakârlıkları  nasıl unutulabilir. 

Dağ bayır, kar kış  demeden, kilometrelerce uzaktaki cephelere mermi taşıyan analarımızı, Ayşe Hanım, Tayyar Rahmiye, Hatice Hatun, Gördesli Makbule, Nafize Kadın, Asker Saime Hanım, Nezahat Onbaşı, Halide Edip, Şerife Bacı, Halime Çavuş, Emir Ayşe’ler gibi binlerce Anadolu kadınının ülkemizin bağımsızlığı yolunda yaptıkları fedakârlıkları asla unutmadık. Özveri böylesine yüce bir duygudur. 

« Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz  için » deyimi, insanlığın en bilgece söylemlerinden biridir.   Bu doğrultuda, insanlık neslini devam ettirmek amacıyla  kendisine bir yol bulmuştur diyebilmemiz için, savaş meydanlarındaki fedakârlıkların yanında barışın devam etmesi için de özveride bulunmamız gerekecektir. Maalesef, bir toplumun refahı için diğer toplumların yokedilmesi ya da sömürülmesi insanlık tarihinde sık sık karşılaştığımız olaylardır. 

Bireysel özveriler vardır. Ailenin birliği, arkadaşlığın devamı, sevginin ölümsüzlüğü, aşkın kahredici acısına katlanmak için bir özveri savaşı veririz.  Kişisel fedakârlığın sihri sabırda gizlidir.  Sabretmek, fedakârlık işidir.

Esasen, bireylerin başkaları için kendilerinden birşeyler vermesi, sadece para, mal ve güce dayanmaz.  Sevdiklerimizin bazı kahırlarını kaprislerini sineye çekmek, hasta yakınlarımızın yanlarında olmak da özveridir. Varlıksızken yapılan fedakârlık varlıklıyken yapılandan daha değerlidir. Paylaşmaktır, gönül yüceliğidir özveri. 

Binlerce yıl yıkılmadan, dimdik ayakta durmasını bilen, tarih boyunca bağımsızlık mücadelesi veren milletimiz, Çanakkale, Sarıkamış, İnönü, Anafartalar, Conkbayırı ve daha birçok cephede canlarını feda eden  dedelerimizi yetiştirmiştir. Onların sayesinde kendimize ait olan ülkemizde bağımsız yaşamamız mümkün hale gelmiştir. Bu zaferler Türk askerinin direnme gücünün, fedakarlık ruhunun ve vatanseverlik şuurunun bir abidesidir. Ulu Önder Atatürk, bu uğurda herşeyini vererek kendisini ülkesine feda eden ender liderlerden biridir. 

Fedakâr bireylerin oluşturduğu bir toplumu tarih sahnesinden silmek olanaksızdır. 

Hepinize, özverilerinizi kullanma fırsatı vermesini temenni ettiğim bir yaşam diliyorum.

 

19.05.2016, Bornova

Yavuz Atıl

 

 



750 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı