Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Güven oyunları
29/06/2016
 
Adını Onur koyacaklardı. Daha annesinin karnındayken, babası: « Hele bir doğsun, küçükken yapmak isteyip de yapamadığım, gençken almak isteyip de alamadığım her şeyi elde etmesi için elimden geleni yapacağım. Çektiğim acıları ona çektirmeyeceğim .» diyerek sabırsızlıkla oğlunun doğmasını bekliyordu.
 
Oğlu olacağını biliyordu. Hem de, ta başından beri. Eşinin doktoru son muayenelerde cinsiyetini söylediğinde, hiç de şaşırmadı. « Zaten biliyordum. » dedi kendinden emin bir şekilde.
 
Aslında, kız çocuğuna karşı değildi. Yeni doğacak çocuğunun erkek olmasını istiyordu, çünkü, sefillikle geçmiş çocukluk ve gençlik yıllarının verdiği ezikliğin üstesinden gelmek, bu ezici yaşantıyı, Onur’unun yaşamaması için gayret sarfetmek, yitirdiği özgüvenini geri getirecekti sanki. En azından böyle hissediyordu.
 
Çocukluğu, fakirlikle geçti. Gençliği çalışmayla. Askerden geldikten sonra, köyünde görücü usulü ile evlendi. Babasının sözünden çıkmadı, tarlada çift sürdü, dağda hayvan otlattı. Evliliklerinin ilk yıllarını derme çatma bir  evde geçirdi.
 
Ardından, büyükşehir sevdasına düştü. Anasının yaşlı gözlerindeki çaresizliğine,  babasının « Tam sana ihtiyacımız olduğu   zamanda, bizi böyle yapayalnız bırakmanı anlamıyorum. Güvendiğim dağlara kar yağdı, bizi bırakıp nereye gidiyorsun evlat? » yakınmasına aldırmadan, tasını tarağını toplayıp, İzmir’e yerleşti.
 
Bu kararı, kendine olan güveninin verdiği cesaretle almamıştı. Bir denemeydi. Başarısız olursa, tekrar köyüne geri dönmeyi düşünüyordu. Babasına güveniyordu. Nasıl olsa, köyünde hazır işi olacaktı.
 
Peki, ya İzmir’de işlerini yoluna koyar da köyüne hiç dönmezse, kendi özgüvenini kazanmış, babasına karşı güvenini yitirmiş, yeni doğan Onur’una güvenen bir kişilik ortaya çıkacaktı.   
 
Kendimize güvenmek ile başkalarının güvenini sağlamamız arasındaki durum olaylara göre değişiklik göstermektedir. Kendisine güvenen bir kişinin başarıyı daha çabuk elde edeceği aşikardır. Başarılı bir kişinin güvenilir olup olmadığı da tartışılabilir.
 
Güvenmeyi, korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma, daha da ötesi, inandığını açıkça belirtmek ve buna göre kararlar almak, uygulamak duygusu olarak ele aldığımızda, sözkonusu eylem kişilere yönelik ise, hayal kırıklığına uğrama riski taşıdığı yaşanılmış gerçeklerle defalarca ortaya çıkmıştır.
 
Güvenmek, güvenilir olmaktan daha risklidir. Babasına güvenip, köyünü terkeden kahramanımız, kendisine güvenen babasına karşı güvenirliğini yitirmiş, büyükşehirdeki elde ettiği başarıyla kendine olan güvenini kazanmıştır.  İleride başarıdan başarıya koşacak olan oğlunu en iyi koşullarda eğitip, geleceğini güven altına   almak için çaba sarfedecektir.
 
Kendimize olan güvenimiz, güvenilir olmak ya da başkalarına kolayca güvenmeyi sağlar mı?  Belki, özgüvenimiz yüzünden başkalarına kuşkuyla bakmak durumunda kalabiliriz. Aldatılmadığımız sürece güveniriz. Aldatmak, aldatılmak veya tersi güvenin varlığı ya da yokluğuna karar verecektir.
 
Başlama noktasını kestiremediğimiz güven, önce başkalarına güven mi, kendimize güven mi yoksa güvenilir olmak mıdır? Güvenli olup da, güvenmeyen insanlar  vardır. Güven, ürkektir. Usulca, emin adımlarla yanaşılmalı, gönlümüzden gelen güven duygularını, şefkatli elimizle karşı tarafa aktarmalıyız.
 
Hani, yolda gördüğümüz bir sokak köpeğini sevmek isteriz de, ona mı yoksa kendimize olan güvensizliğimizden mi pek yanaşmak istemeyiz. Boncuk gözlü o güzelim köpek, adeta yalvaran gözleriyle gel beni sev der de güvenmeyiz.  Pencere kenarına konan kumruyu alıp okşamak isteriz, kendimize güvenimiz vardır, onu asla incitmeye niyetimiz yoktur. Nafile, kumru ilk hareketimizde uçar gider. Fakat sabırla, her sabah pencere kenarına koyacağımız yiyeceklere alışan kumru, gün gelir ürkmez, avucumuzdan yemini gagalar.
Güven, uzun süreli eylemdir. Meydana geldiği andan itibaren, onu yitirmemek için dengeli davranışlarımıza devam etmek zorundayız. Sevgiliye verilen vaadler, güvenin temel taşlarıdır. Güven üzerine inşa edilmeyen bir yuvanın en küçük bir sarsıntıda yerle bir olacağı kesindir. Özellikle bu tip yaşantıda, karşılıklı güven sözkonusudur. İki taraftan birinin güveni sarsıldığında yuva da sarsılacaktır. Ticari hayatta da durum böyledir, politikada, uluslararası ilişkilerde de aynıdır. Güven tek başına hiçbir şeydir.
 
Güvenin diğer boyutu ise, yaptığımız işlerle ilgili olan özgüvendir.  Her meslekte güven unsuru mutlaka öne çıkmaktadır. Marangoz, hızarının önünde, elektrikçi binlerce volt karşısında, operatör açık kalp ameliyatında, sporcu yarış pistlerinde, ses sanatçısı mikrofon karşısında, ressam elinde paletiyle kendilerine olan özgüvenleriyle mesleklerini icra ederler. Buna, güven düzeyi diyebiliriz. Güven düzeyleri yüksek olanlar sorunların üstesinden rahatlıkla gelirken, bunun tersini yaşayanlar olumsuzluklarla savaşacaklardır.
 
Gelelim kahramanımıza: Gerçekten de, çalışkanalığı, çevresine saygınlığı, sevecenliği, ailesine bağlılığı sayesinde herkes tarafından sevilen biri olmuştu.  Başarıdan başarıya koşuyordu. Etrafına verdiği güven duygusuyla çalıştığı işyerinde  hatırı sayılır bir konuma gelmişti. Onur’unu istediği gibi yetiştirmişti. En iyi okullarda okutmuş, kendisine özgüveni olan bir evlat yetiştirmişti. Oğlu babasına güveniyordu, babası da evladına.
 
Patronu, artık yaşlandığını, fabrikanın idaresini kendisine bırakmayı düşündüğünü söylediğinde de hiç şaşırmadı. Böyle olacağını biliyordu ve bu yüzden çok çalışıyordu.
 
İyi haberle evine geldi. Kendisine olan özgüveni yüzünden, babasının güvendiği dağlarına kar yağdırdığı, annesini yaşlı gözlerle bıraktığı günlere geri döndü. “Biliyordum” dedi. “Buralara kadar geleceğimi, babamı, annemi yalnız bırakmayacağımı, onlara sahip çıkacağımı biliyordum”
 
Akşam güzel bir yemek sofrası hazırlandı. Sağında Onur’u, solunda eşi, karşısında anne babası vardı. “Haydi baba” dedi. Her zamanki gibi yemek duanı yap, yemeğe başlayalım.”
 
Kendisine güvenip, ona güvenenleri sarsan, Onur’una güvenip, güvenli bir baba olan, güvenirliği sayesinde, güvensizlikleri onaran bir kişiydi kahramanımız.
 
27 Haziran 2016, Bodrum
Yavuz Atıl
 
 
 
 


635 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ? - 06/08/2019
GÜÇLÜ KOLLARIN KİME ZARARI VARDIR Kİ ?
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
 Devamı