Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Beklemek
10/01/2017
Beklemek….
 
Geçtiğimiz günlerde evrenin ve güneş sistemimizin oluşması hakkında  bir  yazı okumuştum. Oldum olası bu konular ilgimi çektiğinden her zaman merakla takip ederim bu tür yazıları.
 
Bilindiği üzere, evrenin oluşumu 10-15 milyar yıl öncesinde « big bang »   büyük patlamayla başladı.
 
Esas ilgimi çeken, evrenin oluşumunda ilk patlamanın ardından geçen saniyelerde meydana gelen değişikliklerdi.
 
Şöyle ki, patlama sonucunda 100 milyar °C’de, elektron, nötron, proton gibi enerjiler yayıldıktan bir saniye sonra sıcaklık 100 milyar °C’den 10 milyar °C’ye düşüyor. Bir buçuk dakika sonra ise sıcaklık bir milyar °C’ye düşüyor ve ardından da soğuma devam ediyor.
 
Uzayda dünya ve güneş gibi cisimlerin ortaya çıkması ise, sıcaklığın birkaç bin dereceye düşmesiyle gerçekleşiyor. Bu da,   günümüzden beş milyar yıl öncesine tekabül ediyor.
 
Big bang’dan saniyeler sonra meydana gelen gelişmeler hayret verici. Sanki evren oluşmakta acele ediyordu, beklemeye hiç niyetli değildi. Buna karşın, güneş  ve  dünyanın  oluşumunda  ise gerekli ortamın sağlanması için yaklaşık 8-9 milyar yıl beklemesini de biliyordu.
 
Bu da beni, yaşantımızın bir parçası olan “beklemek” kavramını düşündürmeye itti.
 
Şöyle bir düşünün; beklemeye anne karnında başlandı. Biyolojik bir beklemeydi bu. Spermle yumurtanın buluşması saniyeler içinde gerçekleşirken, günü, saati belli olmasa da, küçük canlının dokuz aylık bir süre beklemesi gerekiyordu dünyayla tanışması için.
 
Evrendeki, saniyeler içinde gerçekleşen oluşumun bir benzeriydi. Önce hızlı bir başlangıç, ardından uzun bir bekleme süresi.
 
Dünyaya geldiğimiz andan itibaren öğrenme, savunma duygularımız harekete geçer. Bekleriz. Bir şeyler yapma arzusu içinde kıvranır durur, buna gücümüzün yetmeyeceğini bildiğimizden bekleriz. “Bir büyüyeyim de, bak o zaman görürsünüz.” düşüncesi yıllar sürer. Aşağılanırız, dövülürüz, adam yerine koyulmayız. Daha kendimizi savunacak gücü kendimizde bulamadığımızdan, ileride bunların hesabını sormak için bekleriz.
 
Okul çağına geldiğimizde, derslerin bitmesini, teneffüsü bekleriz. Bir üst sınıfa geçmeyi bekleriz, okulu bitirip üniversiteye gitmeyi, başarılı olup bir işe yerleşmeyi, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, küçük de olsa başımızı sokacak bir evimiz olmasını, çocuklarımızın başarısını, onları evlendirmeyi, torun sahibi olmayı bekleriz.
 
Emekli olup rahat bir yaşamı, yaşlılığımızı huzur içinde geçirmeyi, küçük bir balıkçı kasabasında balık tutmayı, ya da dünya turu atmayı bekleriz.
 
“Beklemek ömür boyu hayat böyle geçecek.” gerçeğini kabullenerek en sonunda ölümü bekleriz.
 
Peki, yaşantımız boyunca beklentilerimizin tamamı gerçekleşmiş midir?
 
Bunun yanıtı, beklemeyi bilme sanatında gizlidir. Beklemek, sabrın tersine enerji ister. Beklentilerimizi hayata geçirebilmek için bilgi altyapımızın güçlü olması gerekmektedir.
 
“Gülmek için mesut olmayı beklersek, ömrümüz tebessüm etmeden geçer.” diyen Voltaire’e katılmamak mümkün müdür?
 
Beklemek pasif duyguların esiridir. Beklentilerimizi elde etmek ise çalışmakla gerçekleşir. Evrenin temel taşlarından biri olan bekleneni elde etme, kimi zaman kısa bir zaman dilimi içinde olması gerekirken, bazen de uzun  yıllar çalışma ve araştırmanın sonucunda gerçekleşmektedir.
 
Buna dayalı olarak, beklemek eşittir çalışmak deme cesaretini gösterebilirsek, beklemeye hakkını vermiş oluruz. “Armut piş ağzıma düş.” mantığıyla hareket edenlerin beklemek sanatından yoksun beyinlere sahip olduklarından hiç şüphem yoktur.
 
Umudun, sabrın, hayalin bir üst basamağıdır beklemek. Gerek kısa, gerek uzun vadede ulaşmayı arzuladığımız, önümüze çıkabilecek her türlü engeli aşmayı planladığımız yaşantımızın, mutluluğu yakalayabilmesi için, engebeli yollarına bizzat tarafımızdan döşenen mermer taşlarıdır beklemek.
 
Gelişen teknoloji, bilginin yaygınlaşması, sosyal yapının değişikliğe uğraması sayesinde beklemenin ömrü de uzamıştır. “Yaşım yetmiş, işim bitmiş” düşüncesi artık unutulmaya başlanmıştır.
 
Bekleme olgusunu, yontucunun çekici, ressamın paleti, oyuncunun kudreti, edebiyatçının kaleminin şekillendirmeye başladığı toplumlarda ölümsüzlüğün sırrına erişilmiştir. Beklemeyi bilmek uzun yaşamanın sırrıdır.
 
Beklemek vazgeçilmezimizdir, İtalyan Yazar Cesare Pavese’nin bir görüşüyle evrenselleştirelim beklemeyi: “Gene de bir iştir beklemek. Bekleyecek bir şeyi olmamaktır korkunç olan.”
 
Siz de beklemenin gizemli  labirentlerinde yolunuzu arayanlardan mısınız?
 
10.01.2017, Bornova
Yavuz Atıl


356 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı