Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Kurtulun mu sandın dertten
12/03/2017

Kurtulun mu sandın dertten…

Bizim yaştakiler anımsar; gazete, dergi gibi yayın organlarının her semte, rahatlıkla ulaşamadığı yıllarda, ülkemizin herhangi bir kentinde meydana gelmiş, üzücü olayları, sonu hüsranla bitmiş aşk hikayelerini, işlenen namus cinayetlerini, yavrusunu yitiren annelerin hazin hikayelerini, toplumun dertlerini sokaklarda şarkı söyleyerek anlatan, dileyenlere de   şarkı sözü veya öyküleri bir miktar para karşılığında satan sokak şarkıcıları vardı.

Bu şarkıcıların, insanların başlarına gelen türlü dertleri, başkalarına ibret olsun diye, ya da halimize şükretmek için mi  sattıklarını o yaşlarda anlamamız olanaklı değildi.

Anımsadığım tek şey, bu yanık sesli, ayaklı gazetecilerin sokağın ortasında etrafına mahallenin bayanlarını toplayıp, önce üzücü hikayeyi anlatması ardından da bu öykü için yazılmış türküyü söylemeleriydi.

Bir nevi, tek kişilik sokak tiyatrosuydu bu. Yaşlı bayanlar, genç kızlar, adamcağızın dilinden dökülen, hüzün, dert dolu öyküyü dinledikçe hıçkıra hıçkıra ağlarlar, « Vah vah, ne dertler varmış hayatta, biz iyiyiz şükürler olsun. Benim başıma böyle bir şey geleydi, kahrımdan ölürdüm vallahi. » deyip kendilerinde bir rahatlama hissederlerdi.  Sokaktaki bu toplumsal olay, modern grup terapisine atılan bir adım mıydı acaba?

Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar gidip, bireylerin dertlerini türküleştirip sazıyla sözüyle dile getiren ozanlarımızın verdikleri  hizmetler ise asla yadsınamaz. Onları burada saygıyla anıyorum.

Aşık Arap Mustafa’nın bir türlü kavuşamadığı Zahide’sine yakılan « Zahidem », Telli Senem ile Yazıcıoğlu Osman Ağa’nın dillere destan sevdalarını anlatan, « Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını », Ormancı Mehmet’in sinirlerine hakim olamayarak, köyün muhtarı Tevfik’in en yakın arkadaşı Mustafa tarafından öldürülmesine sebep olmasını anlatan « Ormancı », Murat Efe’nin eniştesi Hacı Gümüşoğlu Hüseyin’i öldürüp, ablasını dul bırakmasını dile getiren « Karaova Türküsü » ve bunlara benzer birçok türküleşmiş öyküler küçük yaşlarımda kulaklarımdan iç dünyama yansıyarak bende unutulmaz izler bırakmıştı.

Zaman içinde sokak şarkıcıları, radyo ve televizyonun yaygınlaşması sonucunda ortadan kayboldular. Uzun yıllar toplumun geniş bir kesimine  farkında olmaksızın bir nevi terapi uygulayan, dertlerine sıkıntılarına su serpen bu insanları da burada saygıyla anıyorum.

Dert, onunla tanışmayan var mıdır? Dertsiz insan olur mu? Her derde çare bulunur mu? Soruları çoğaltmamız mümkün. Ancak, dert denilen insanların bir uzvu haline gelmiş bu soyut kavram, toplumların gelişmişliğine paralel olarak insanlıkla birlikte yol almaktadır.

Dert, insanlığı yakından takip eden, onlarla birlikte gelişen, kişisel, grupsal, toplumsal, ülkesel bir yapıdır. Ondan kimse kurtulamaz. Bu gerçeği kabullendiğimizde, onunla iyi geçinip, aslında, onun gelecekteki daha büyük dertlerin bir habercisi olduğunu kavramamız ve kabullenmemiz durumunda, bize zararlı gibi görünen bu sıkıntılı yapının aslında ileriki yaşantımızda başımıza gelmesi muhtemel dertlere karşı bir aşı vazifesi gördüğünü anlarız. Hz. Mevlana’nın,           “Dert daima insana yol gösterir” sözündeki  derin ileti bu gerçeği yansıtmaktadır.

Bu dünyada herşeye sahip bir insanın da derdi olur, olmayanında. Dert kimseye öncelik tanımaz. Herhangi birini özellikle seçmez. Derdi insanlar kendileri seçerler. Etrafımızda olup bitenlere, dünyanın değişik yerlerinde  türlü felaketler  sonucunda dert sahibi olanlara kayıtsız kalmamız yakın bir gelecekte bizi onulmaz dert sahibi yapacaktır. Dert kısır bir döngüdür. Kurnazdır, geliyorum demez, geldimi de gitmek bilmez. Kalıcı olabilir, öldürebilir de.

İstemimiz dışında gelişen olaylar sonucunda karşılaştığımız dertler ile hatalarımız, yanlış davranışlarımızdan dolayı başımıza gelen dertleri ayrı tutmak gerekmektedir. Aynı şekilde, yakınlarımızın dertleri, her ne kadar bizim derdimiz değil gibi görünse de, insanca yaşamayı ilke edinmiş, onurlu kişilerin bu dertlere ortak olmaları en doğal bir davranış biçimidir.

Yolda yürürken, yetkililerin önlem almadığı bir yol çalışmasında bir çukura düşenleri, kaldırımların araçlar tarafından esir alındığı çarpık kentleşmede aynı yolu paylaşma sonucunda,  bir otomobilin altında kalıp sakatlananları, trafik canavarlarının sebep olduğu kazalarda ölümle sonuçlanan olayları hergün okumaktayız. Doğal afetler de beraberinde onulmaz dertler getirmektedir. Böyle bir derdin başımıza gelmesi, yakınlarımızı sıkıntılara sokması ne kadar üzücüdür. İstemimiz dışında gelişen, daha birçok örnekleri olan bu beklenmedik dertler, yaşantımızı bizlere zehir eder.

Ancak, sağlıklı beslenme, spor, insanları sevme, neşeli olmaya gayret gösterme gibi bizi dertlerden bir nebze koruyacak önlemler varken, sigara, alkol, yanlış beslenme, aşırı hırs bize mutlaka bir derdi getirecektir. Bu dertler de yaşamı bize zehir eder, ama, bunun ana kaynağının kendimiz olduğunu bir türlü kabullenmek istemeyiz.

Yakınlarımızın, dostlarımızın, arkadaşlarımızın karşılaştıkları dertlere soğukkanlı olarak yaklaşıp, sorunlara duygusallıktan uzak mantıklı bir çözüm aramayı bilmeliyiz. Zamanında kendi dertlerimize de böyle yaklaştığımızda övgüler almamıza karşın,  bizim onlara karşı bu yaklaşımımız memnuniyetsizliklerine neden olabilir. Monteigne bu düşünceyi ne güzel ifade etmiştir: Başkalarını kendi dertleri karşısında soğukkanlı gördükmü överiz, ama soğukkanlılığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi, darılır, kızarız

Burada küçük bir sözcük oyunu yapalım: Dert kelimesinin son harfi olan “t” harfini haldırıp yerine “s” harfi koyarsak “ders” olur. Dertlerin bize ve başkalarına ders olması için mi bu benzerlik var acaba?

Dolaylı veya dolaysız olsun, dertten kurtuluş olamayacağına göre, bu sıkıntıya kendimizi hazırlamamız,  savunma sistemimizin formunu korumamız, Seneca’nın dediği gibi, gereğinden önce dertlenmenin, gereğinden fazla dertlenme olacağını kabul ederek, soğukkanlılıkla herzaman mücadeleye hazır bir vaziyette yaşamımızı sürdürmemiz  sağlıklı bir yaşantının ana prensibidir.

Başımıza gelen dertlerle, kendi kendimizi mahvetmek yerine, dostlarımızla paylaşmaktan çekinmeyip, birlikte çözüm bulmaya çalışmak sıkıntılarımızın azalmasına ve çözüme ulaşmasına fayda sağlayacaktır. “Derdini söylemeyen derman bulmaz.” ne güzel bir yaklaşımdır.

 

Solon’un “ Güneşin gördüğü bütün insanlar dertlidir » özlü sözünden ilham alarak yazdığım dörtlüğü sizlerle paylaşmak istedim sevgili dostlar.

Sen dünyada neredeysen,

Dertler de hep oradadır.

Kurtulun mu sandın dertten,

Dertler senin yoldaşındır.

Tüm insanlığın derleriyle başbaşa kalmayıp, birbirlerinin yardımlarına koşacağı bir dünya görebilecek miyiz acaba?

Bornova, 12.03.2017

Yavuz Atıl

 

 

 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
327 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı