Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Benim Sadık Dostlarım….
25/04/2017

     Benim
          Sadık
                  Dostlarım      



Birlikte çalıştığımız yayınevinin isteği üzerine, dünyaca tanınmış yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin en önemli eserlerinden biri olan Küçük Prens’i (Le Petit Prince) dilimize çevirmiştim.

Kitabın yirmibirinci bölümünde, Küçük Prens ile tilkinin diyaloğunda, hayvan ile insan arasındaki ilişki anlamlı bir biçimde işleniyordu.

Bu ikilinin sohbetine bir göz atalım :

Günaydın.” dedi tilki.

Etrafına göz gezdirip kimseyi göremeyen Küçük Prens, kibar bir sesle; “Günaydın.” dedi.

Buradayım, elma ağacının altında.”

Kimsin sen?” dedi Küçük Prens. “Çok da güzelmişsin.”

Ben bir tilkiyim.”

Benimle oynar mısın lütfen.” diye yanına çağırdı Küçük Prens. “Çok üzgün ve yalnızım.”

Seninle oynayamam.” dedi tilki. “Ben evcil bir hayvan değilim.”

Ah! Afedersin.” dedi Küçük Prens.

………

Ben arkadaşlık yapabileceğim birini arıyorum. Evcil hayvan ne demek?”

Yıllar önce unutulmuş bir şey.” dedi tilki. “Bağlar kurmak anlamına geliyor.”

Bağlar kurmak mı?”

Tabii ki.” dedi tilki. “Sen benim için yüz binlerce küçük çocuktan sadece birisin. Ve sana ihtiyacım yok. Senin de bana ihtiyacın yok. Ben de senin için yüz binlerce tilkiden sadece bir tanesiyim. Ama, beni evcilleştirirsen ikimizin de birbirimize ihtiyacı olur. Bu durumda dünyada sen benim için tek kişi olursun. Aynı şekilde ben de senin için.”

……

Sadece evcilleştirdiğimiz şeyleri tanırız.” dedi tilki. “İnsanların bir şeyler tanımaları için zamanları yok ki. Her şeyi satıcılardan hazır alıyorlar. Dost satan satıcılar olmadığına göre, insanların da dostları yoktur. Gerçekten bir dost arıyorsan, beni evcilleştir.”

……..

 

Elveda.” dedi tilki. “Şimdi sırrımı veriyorum. Son derece basit: İnsan yüreğiyle, tüm kalpten baktığı zaman doğruyu görebilir. Doğruların özü gözle görülmez.”

Karşılıklı sohbetten alıntılar yaptığım bu bölümde, insanların esas dostlarının doğada saklı olduğu gerçeği akla geliyor.

İçinde yaşadığımız doğanın bizlere sunmak istediği dostluğu, elimizin tersiyle bir kenara itip, dostluklarından pek de emin olamayacağımız bazı hemcinslerimizle yaşamak ne kadar hüzün verici.

Doğayı bir dinleyin. Kendinize zaman ayırıp ormanlara koşun. Kuşların neşeli cıvıldaşmalarını, arıların vızıldamalarını, kelebeklerin kanat çırpışlarını, uğur böceklerinin saflığını, salyongozların sakinliğini, yusufçukların renklerini, tırtılların disiplinlerini doğada rastlayacağınız tüm canlıların size dostça yanaşmak istediklerini bir düşünün.

Bir karınca yuvası önünde durun. Yeryüzünde açtıkları ufacık bir deliğin altındaki muazzam mimariyi düşünün. İpek böceğinin, ördüğü kozadan, kelebek olarak mucizevi şekilde çıktığına şahit olun.

Hayvanların sizinle dost olmaları pek önemli görünmese de, sizin hayvanlara olan hayranlığınızın dostluğa dönüşmesi, onların doğanın dürüst canlıları olduğu gerçeğini farketmenizle olacaktır.

Yemyeşil doğanın, ormanlarla bezenmiş bir köşesinde, kendi halinde bir köye gidin. Köpeklerin havlamalarıyla, kedilerin miyavlamalarının, tavukların gıdaklamalarıyla, horozların ötüşlerinin, eşeğin anırmasının, atın kişnemesinin, kuzuların melemesinin, keçilerin inatçı bakışlarının, kazların, ördeklerin sizi dost olmaya çağırdıklarını hayal edin.

Önünde diz çöküp, yanınıza çağırdığınız bir köpeğin, cilveli ya da utangaç tavırlarını izleyin. Bir kedinin, ayaklarınıza dolandığını hissedin.

Hayvanat bahçesine gidin, maymunların mahsun bakışlarına, ayıların uykulu gözlerine, aslanların, kaplanların çaresizliğine, kurtların, tilkilerin, yılanların kayıtsızlığına bakıp, dost olmaya çalışın. Sık sık ziyaret edin onları. Dostluğunuzu mutlaka anlayacaklardır.

Yaşantımıza ayrıcalıklı renk katan hayvan sevgisi sayesinde, çevremizle ilişkilerimiz daha yaşanabilir düzeye gelir. Yapılan bir çok araştırma sonucunda, hayvanlarla ilgilenen, içlerinde hayvan sevgisi olan insanların ruhsal yönden de huzur içinde oldukları saptanmıştır. George Eliot’nun “En iyi arkadaşlarımız hayvanlardır, ne soru sorarlar, ne de kusur, kabahat bulurlar.” düşüncesine katılmamak mümkün mü?

Yaşantımız boyunca sevginin peşinden koşup, onu yakalamaya çalışırız. Aradığımız sevgiyi buluruz da çoğu zaman. Ancak, ruhumuzun bir yanının hep eksik kaldığını bilemeyiz. Anatole France’ın bir özdeyişini anımsayalım: “İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz.”

Yolda yürürken, kaldırımın bir köşesinde kıvrılıp kalmış yalnız bir köpeğin, “Beni dost edinin” yakarışını kalbimizde hissettiğimizde, Küçük Prens öyküsünün felsefesini anlamışız demektir: İnsan yüreğiyle, tüm kalpten baktığı zaman doğruyu görebilir. Doğruların özü gözle görülmez.”

 

25 Nisan 2017, Paris

Yavuz ATIL 

 



437 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
 Devamı