Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Meliha Şentürk
melice@hotmail.com
HAYALLER MAVİ, GERÇEK ACIYDI
13/06/2017

                HAYALLER MAVİ, GERÇEK ACIYDI

 

Henüz  hiçbirşeyin farkında değildi. Bu şirin sahil  köyünde başlayan yeni hayatı nasıl olacaktı,  kendini neler bekliyordu,  düşünmüyordu bile…Ya da ben yanılıyordum; hep gülen yüzü  bende böyle bir izlenim oluşturuyordu… Ahh, keşke haklı olsaydım!

Bu genç kızın öyküsünü duyduğumda, ülkemizde  kadın olmanın zorluğu gerçeği bir kez daha  yüreğimi kanatmıştı.

Nurgül’dü adı, köyün Adıyamanlı  gelini… Kendinden hayli yaşlı bir köylüyle evlendirilmiş, daha önce adını bile bilmediği bu köye gelin gelmişti. 18 yaşındaydı, baharında… Babası, « Bu beyle evleneceksin! » dediğinde, boş gözlerle bakakalmıştı. Zaman durmuştu. Beyni, duyguları dumura uğramıştı sanki.  Babasının onu bu adamla evlendirecek olmasına inanamıyordu. İlk şoktan sonra, her gece kurduğu hayaller doldurdu beyninin içini birden. Fotoğraf gibi gelip geçiyorlardı hızlı hızlı.. Davetlilerin hayran bakışlarını üzerinde hissediyor, kabarık ve uzun gelinliğinin eteğini eliyle hafifçe kaldırarak  Adıyaman  yöresinin  «Dağı duman olanın / Hali yaman olanın / Gece uykusu gelmez  / Yari esmer olanın… » türküsü eşliğinde oynuyordu. Genç eşi sevgi dolu gözlerle karşısında eşlik ediyordu ona. Babasının  « Nurgülll !! » diye seslenmesiyle kendine geldi. « Olmaz, evlenmem ben bu adamla! »  diye itiraz etmek istedi… Boşuna… Kimse duymadı sesini.

       Bir bahar günü, gelinliksiz, düğünsüz kıyılan bir nikah sonrası, bu köye geldiler. Eşi, kendinden 20 yaş büyüktü. Konuşması çok zor anlaşılıyordu. Köyün en dışındaki tek katlı, boyasız, elektriksiz evlerine yerleştiler. Eşinin sürekli bir işi yoktu. Ufak paralar karşılığında , yük taşıma, zeytin toplama gibi işlere gidiyordu. Köyden kimse kızını bu yoksul adama gelin olarak vermek istemediği için aracılar vasıtasıyla taaa Adıyaman’dan Nurgül’ü bulup evlenmişti. Nurgül, kişiliğinin en güzel özelliği olan iyi niyetliliği sayesinde durumu kabullenmeye çalışıyordu. Eşini sevebilmek için büyük çaba harcıyor; ama bir türlü başaramıyordu. En büyük tesellisi, televizyonlarda izlediği ve hep görmeyi dilediği deniz kenarında yaşayacak olmasıydı.

         Sahile indikleri gün, sevdalandı Nurgül denize. Rüyalarında bile mavi suların içindeydi hep. Kollarını açmış, denize sırtüstü uzanmış, gökyüzünün mavisine bakıyordu. İki mavi arasında hissettiği tek şey, mutluluktu. Öylesine güçlü bir duyguydu ki bu, uyandığında bile uzun süre gözlerine yansıyan bir ışıltıyla dolaşıyordu evin içinde.

Bahar, yerini yavaş yavaş yaza bırakıyor, nar ağacının o can alıcı çiçekleri, zakkumların rengarenk çiçekleriyle karışıyor, köy, usta bir ressamın fırçasından çıkmışcasına bir tabloya dönüşüyordu. Nurgül, bütün bu güzelliğin farkındaydı; ama yüreğinin taa içinde hissettiği o hüzünle karışık boşluk bir türlü dolmuyordu. Ne işi vardı bu köyde, hayalleri ne olacaktı? Sevmediği bir adamla bir ömür nasıl yaşayacaktı? Babası neden ona bu zulmü yaşatıyordu? Düşünüp duruyor, çaresizliğine kahrediyordu.

         Yaz gelip de, köyde tatilciler görünmeye başladığında, sahildeki bir pansiyonda işe başladı. Pansiyon sahibi bu işi teklif ettiğinde kocasına bile sormadan kabul etmişti.   Zira, ekmek alacak paraları olmuyordu bazı günler.   Çok sıkılıyordu evde. Dantel örüyor, televizyon seyrediyor, ama zaman geçmek bilmiyordu.  Artık, para kazanacak, hem de bütün gün denizi görecekti. Akşamları iş çıkışı kocası geliyordu onu almaya. Hiç gitmek istemiyordu eve. Eşyalar üstüne üstüne geliyordu sanki.. Onu sevemediği bir adamla yaşamaya mahkum eden babasına öfkesi gitgide büyüyordu.

Pansiyona gelen  iki misafir genç kız, Nurgül’e, yorulup mola verdiği anlarda yüzme öğretmeye başladılar. Artık, rüyalarındaki gibi, denizin üstünde sırtüstü yatabiliyor, kendini  huzur içinde hissediyordu. O günlerde tanıdım Nurgül’ü. Gülen yüzünün altında sakladığı o büyük hüznü hiç anlayamadım. İşini  büyük bir sorumlulukla yapıyordu. “Nasılsın?” dediğimde,  yüzü pempeleşir, “İyiyim abla” derdi. Kısa sohbetler yapardık bazen. Adıyaman’ı, kardeşlerini, anasını  özlediğini söyler; ama evliliğinden, eşinden hiç söz etmezdi. Yaz sonu kucaklaşarak ayrıldık.

Ertesi yaz, yine aynı yere tatile gittiğimde, Nurgül’ü sordum hemen pansiyon sahibine. Gözleri doldu Nurgülün adını duyunca. “Aahhh…” dedi, “Nurgül gitti.” Adıyaman’a ailesinin yanına gittiğini düşünerek “Nasıl başardı bunu?”  dedim. “Ne başarması!” dedi yüzüme sertçe bakarak. “İntihar etmenin başarısı mı olurmuş.” Dondum… evet dondum ben. Bir gün buralardan gidebileceği aklıma gelmişti doğrusu, ama bu… bunu hiç düşünmemiştim. O zeytin gözlü, güzel yürekli genç kız yoktu artık. Kendime geldiğimde, olayın nasıl olduğunu köylülerden öğrendim. Nurgül, pansiyon kapanınca evine çekilmiş, sokağa pek çıkmaz olmuştu. Komşuları çok zayıfladığını, sessizleştiğini söylediler. Çok sevdiği sahile bile gitmiyordu artık. Şubat ayının son günü sabahın erken saatinde onu sahile giderken gören bir köylü gence hafifçe gülümsemişti…

İki gün sonra da cesedi bir başka koyun sahilinde bulunmuştu….

 

 

 

 

 

    



Paylaş | | Yorum Yaz
325 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

“SEVME”DEN DÖNENLER - 22/11/2018
“SEVME”DEN DÖNENLER
DİNLEMEK; BÜYÜLÜ ANAHTAR - 18/07/2018
DİNLEMEK; BÜYÜLÜ ANAHTAR
Kendine İhanet… - 18/05/2018
Kendine İhanet…
YAMUK GÖLGELİ… - 27/02/2018
YAMUK GÖLGELİ…
Nevale - 01/02/2017
nevale
BEN “AŞK” IM… - 14/12/2016
Ben "Aşk" ım
Hayalden Kim ölmüş.. - 17/11/2016
Hayalden Kim ölmüş..