Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Biz kimseye kin tutmayız..
12/09/2017

Biz kimseye kin tutmayız..

 

Bıçak, kama, pala, kılıç gibi kesici araçların konulduğu kaba  « kın » denildiğini hepimiz biliriz. Kının görevi, bu kesici ve tehlikeli, hatta canlıları öldürmeyi amaçlayan, asırlarca savaşlarda kullanılan silah diyebileceğimiz araçları işlevi bittikten sonra saklamaktır. Kın, bir anlamda  barışı çağrıştırır.

 

«Kılıcı kınından çıkarmak» diye bir deyimimiz vardır. Başvurulacak en son çare anlamında kullanılan bu deyim, yeri geldiğinde bir savaş çığlığı, isyan bazen de bozulmuş bir düzeni hizaya getirmek anlamında asırlardır kullanılagelmektedir. Tabii ki, kınından çıkan kılıcı nasıl bir ruh taşıyan elin tuttuğu da önemlidir.

 

Sultan 2. Mahmut’un, «Kılıç kınından çıkmadıkça, it sürüsü dağılmaz!» sözü, o devirde Osmanlıya karşı gelen asileri hizaya getirmeyi amaçlıyordu.

 

En güzeli kılıcımızı bir daha çıkarmamak üzere kınına koymaktır. Kın, öfkeyi, garazı, intikamı saklar.

 

Kın sözcüğündeki «ı» harfinin üstüne bir nokta koyarsak «i» olur. Yani, kın, kin olur. Bir tesadüf müdür ya da bilinçli olarak mı yaratılmıştır bu sözcük? Bu konuyu etimoloji uzmanlarına bırakalım.

Kin, öç almayı amaçlayan gizli düşmanlıktır. Kın gibi koruyucu değil aksine içimize yuvalanmış, ağ kurmuş şiddetli bir garez hissidir. Öylesine yerleşmiştir ki, beslemek, gütmek, bağlamak, tutmak gibi yan sözcüklerle kuvvetlendirilmiş, beynimizde, kalbimizde sürekli olarak beslenmesi sağlanmıştır.

Kin bir huy değildir, duygudur. Huyumuzdan vazgeçmek zor olsa da, bedenimize yapışan pis kokulu bu duyguyu affetme sabunuyla yıkayıp defetmek elimizdedir. Kini, öldürücü bir kılıç gibi kabul edecek olursak, onu sonsuza dek kınına koyup asla kınından çıkarmamamız gerekmektedir.

Neden kin tutarız? Psikolojik bir sebepten mi, çevremizdeki insanların bize karşı sergiledikleri davranışlardan mı, yaşam savaşından mağlup olarak çıkmamızdan mı, başarıyı asla elde edemediğimizden mi? Bu vahşi duygu bir eyleme karşı koymanın kılıcı mıdır yoksa? Bu kılıca intikam diyebiliriz. İntikam kılıcı öldürücüdür, kınına girmeden sahibini de yok eder.

Kin, sadistliktir bir anlamda. Düşman olarak algılanan karşı tarafa, hırsla saldırıp, aşağılayıp, ızdırap çektirip bu eylemler karşısında memnuniyet duymaktır.

Şunu bilmeliyiz ki kin, diğer olumsuz duygularımızdan çok daha tehlikelidir. Zira içinde tüm kötü hisleri barındıran bir korku ve dehşet evidir kin. Öç alınıncaya kadar kalbimizde beslenen bir parazittir.

İnsanlardan hoşlanmamak, nefretle bakmak, bir kötülük yapmak suretiyle yaşamlarını karartmak istemek, uygulanmasa bile içinden geçirmek nasıl bir duygudur? İnsan gibi üstün bir varlığın bünyesine kin nasıl girmiş olabilir ki? Kınından çekilmiş iki ucu keskin olan bu silahın bünyemizde ne işi olabilir?

“Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.” Louis Aragon’un zekice sergilediği bu ileti, kinin aklımızı kurcalayan bir böcekten başka bir şey olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

 

Kinin diğer yüzü, gerek toplumsal, gerek kişisel saldırılara maruz kalındığında savunmaya geçme olarak kendini göstermektedir. Oysa, her türlü kötülüğün, aklımızı kullanarak üstesinden gelebiliriz. Kin kınında dursun, asla çıkmasın.

 

Kimbilir, geçmiş zamanlarda yaptığımız yanlış bir davranıştan dolayı bize kin besleyenler vardır da haberimiz yoktur. Kindar insanlar hafızalarından bir türlü silmek istemedikleri nefrete dayalı intikam duygusunu fiiliyata geçirmeseler bile, kin duydukları kişilerin kötülüklerini isterler. Bir büyücünün korkunç sihridir kin. Kendi çırpınışları içinde boğulup giderler. Nietzsche’nin dediği gibi: “Dünyada hiçbir şey, insanı kin besleme duygusu kadar yıpratamaz.” 

 

Yaşadığımız süreç içinde, hatalarımız, kırmalarımız olmuştur. Biz de kırılmışızdır, dostlarımız bizi üzmüştür. Her yanlış davranışa, uygulamaya kin besleyemeyiz ki. İnsanlık olarak son yıllarda yapılan insafsızca doğa katliamlarına, doğa  kin duymuş olsaydı, insanlığın yok olması an meselesi olurdu. Doğa kin duymuyor, ama, zaman zaman kılıcını kınından çıkarıp bize gösterip tekrar kınına koyuyor.

 

İnsanlar, kalplerindeki kınlarının  içinde duran kin kılıcını bir daha hiç kullanmamak üzere çıkarıp atsalar, karşılaşılacak olumsuzluklara hoşgörü ile baksalardı   dünyamız nasıl olurdu acaba?

 

Yunus Emre ne güzel söylemiş:

 

“Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize”

 

12.09.2017, Bornova

Yavuz Atıl

 



Paylaş | | Yorum Yaz
309 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Ateeeeş… - 21/11/2017
Ateeeeş…
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı