Site Haritası
Ulusal haberler

Üyelik Girişi
Yavuz Atıl
atilyav@gmail.com
Ateeeeş…
21/11/2017
Ateeeeş…
 
1966-67 öğretim yılı sona ermişti. Bornovamızın tarihi 1930’lara dayanan ilk ortaokulu olan Suphi Koyuncuoğlu Ortaokulunda  orta birinci sınıftan ikinci sınıfa geçmenin sevincini yaşıyordu.
 
Önünde uzun bir yaz tatili vardı. Bu yaz tatillerinde Bornova’nın onun gibi çocukları, biraz dinlenir, ardından da cep harçlıklarını çıkarmak amacıyla bir yerlere girer çalışırlardı.
 
Bu genç işçiler,  kâh Suga, Alankaya tuğla, ya da  1940 yılında üretime başlayan, bazı kayıtlara göre İzmir’in hatta Türkiye’nin ilk konserve fabrikası olan Bornova Konserve fabrikasında geçici işçi, kâh, o zamanların verimli topraklarının cömertçe meyve ve sebzesini sunduğu, günümüzde apartman yığınlarının bulunduğu uçsuz bucaksız Bornova ovasında sebze, meyve toplayıcılığı, bazen de kasabın, bakkalın, manavın, berberin yanında çıraklık yaparken yaz aylarında karşımıza çıkarlardı.
 
Günümüzde, ne Suga, ne devasa bacasıyla Bornova’nın simgesi olan Alankaya tuğla fabrikası, ne tarihi konserve fabrikası, ne de  kırmızı başlı bamyası, mor mor patlıcanı, misket üzümü, sulu şeftalileri veren verimli topraklar kaldı.
 
Eskiler hatırlar; Bornova Büyük Parkta Küçük Akasyalar Çay Bahçesi vardı. Yaz aylarında, tel cambazları, kukla oynatıcıları, ilizyonistler, ses sanatçıları programa çıkar, her gece tıklım tıklım dolardı.
 
Bir yanda nargile içenler, diğer yanda kömürlü semaverlerde çaylarını demleyenler, soğuk meşrubatlarını içenlerle atmışlı yılların sonlarına doğru Küçük Akasyalar Çay Bahçesi Bornova halkının yegane eğlence yeriydi.
 
Okullar kapanmıştı. O’da bir kaç hafta dinlenip bir yerlerde iş bulup çalışmaya başlamalıydı.
 
Küçük Akasyalara Medyum Yakubi gelmişti. Üstelik tel cambazı, kuklalar, şarkıcılar, türkücüler.
 
Bir suga gazozuna bütün gece eylence düşüncesiyle erkenden gidip Küçük Akasyalarda en ön masalardan birine oturdu. Henüz hava kararmamıştı. Garsonlar telaş içinde sağa sola koşuşuyor, akşam gelecek olan kalabalığa en iyi hizmeti vermek, iyi satışlar yapmak için hazırlıklarını tamamlıyorlardı.
 
Onun küçük bedeni kimsenin dikkatini çekmemişti. En ön masayı kapmanın keyfini yaşıyordu.
 
Fakat, kısa bir süre sonra, garsonlardan biri gelip; « Haydi evlat kalk bakalım buradan !» diyerek kolundan çekiştiriverdi. « En ön masalar aileye mahsustur, aynı zamanda da en çok tüketene. Yallah!»
 
« Ama, abi ben erken geldim yer kaptım.” itirazı hiç bir işe yaramadı. Garson kulağından tuttuğu gibi, « Haydi arkalara, arkalara!» diyerek, « Okullar kapandı, sen çalışacağına, uyanıklık yapıp bir de ön masayı kapmışsın tilki. » diye söylendi.
 
« Ben de çalışacağım abi, biraz dinleneyim dedim. Ama, iş varsa çalışırım vallahi.»
 
«Gel bakalım ufaklık, madem çalışacaksın bu gece benim komim ol.» diyerek yan taraftaki katlanmış sandalyeleri gösterip, «İşe buradan başla, şu sandalyeleri al ve masaların etrafına diz. Müşteriler gelince de ateşçilik yapacaksın tamam mı!»
 
Sıska bedeniyle kendisine verilen görevi yerine getirirken biryandan da, «Vay be iş buldum, hem de Küçük Akasyalarda, artık her gece eylence.» diye seviniyordu.
 
Yakubi’nin özel gösterisi nedeniyle o akşam tıklım yıklım doluydu bahçe. Garsonlar arı gibi koşturuyor, müşterilere hizmet ediyordu. Şefi, «Bizim postamız bu bölge, şimdi al şu maşayı ve ateş mangalını, nargile içenlerin ateşini değiştir. Ateşi yavaş koy tömbekiyi bozma, bir de ağırdan al, bahşişini alıncaya kadar oyalan.»
 
Ateşçi olmuştu, nargile ateşçisi. İçi kömür ateşi dolu olan bir elinde mangal diğer elinde maşa, ateeeeeş diye masalar arasında geziniyor, nargile içenlerin ateşini değiştiriyordu.
 
O sezonda kısa sürede ateşçilikten komiliğe terfi etti. Sezon sonlarına doğru, kuklacı yardımcılığı, ilizyonist asistanı, tel cambazı eşliği, saz sanatçıları çıktığında da sahne düzeni, mikrofon ve ses düzenlerinin yerleştirilmesi gibi işlere burnunu soktu. Artık komi değildi. Programların her bir bölümünde bir görevi vardı. Genç kulağı her akşam, sanat, halk, müzikleriyle besleniyordu. Enstrümanları can kulağıyla dinliyor, iş bitiminde sanatçıların çalgılarıyla bir şeyler çalmaya çalışıyordu.
 
Okullar açıldığında, gelecek sezonu sabırsızlıkla bekliyordu. Ve okullar kapanıp tekrar yaz tatiline girdiğinde iki dersten ikmale kalmıştı. “Bütün yaz oturup ders çalışamam kalırsam kalayım.” deyip, soluğu Küçük Akasyalar çay bahçesinde aldı.
 
Artık tecrübeli bir sahne asistanıydı. Bahçenin işletmecisi Rahmetli Vasfi abisi, “Hemen başlıyorsun, istersen sana posta da veririm. Garson olursun.”  teklifini, “Ben sahne işlerine bakayım Vasfi abi. Çok hevesim var.”  diyerek geri çevirdi.
 
 O sezon, ufak tefek bir figüran olarak, sahnede görünürken, bir yandan da  yarı komi yarı garsonluk yapmaya başladı. Müziğe olan ilgisi, tutkusu gittikçe artıyordu. Her gece dinlediği değişik müzik türleri, enstrumanlar onu mest ediyordu.
 
O sezonu da, sağlam bir müzik kulağıyla donanmış  şekilde geçirdi. Artık bir enstruman sahibi olmalıydı. İlk enstrumanı bir saz oldu. Eniştesinin, “Ben bunu beceremiyeceğim, al senin olsun.” dediği telleri kopuk bir saz. İlk aşamada, tel yerine makara ipi bağlayıp sazı çalmayı becerdi. Geçen zaman içinde, o zamanlar gidilmesi zor olan kemeraltına gidip, sazına tel taktırdı. “Fırat Kenarında Yüzer Kayıklar” ilk çalıp söylediği türkü oldu.
 
İkmal sınavlarına girmeyip sınıfta kalmıştı ama, ileriki yaşantısında onu mutlu kılacak müzikle tanışma şansını yakalamıştı.
 
Türk pop müziğinin altın çağını yaşayacağı, Barış Manço, Cem Karaca, Erkin Koray, Özdemir Erdoğan’ların etkisinde kalıp Bornova’nın yine Bornovalı gençlerle ilk orkestrasını kurdular. “Atol Altılısı”
 
Yeni sezonda Atol Altılısı Küçük Akasyalar çay bahçesinde sahne almıştı. O, ateeeş diye bağırdığı kalabalığa şimdi sahnede şarkı söylüyor, gitar çalıyordu.
 
Habip, Cüneyt, Nail, Erhan, Cengiz ve O, Bornova’nın ilk orkestrasını kurmaktan son derece sevinçliydiler.
 
Günümüzde Habip(Saksafon) emekli hava subay, Nail’in (Solist) Bornova’da inşaat firması var, Cengiz (Baterist) yıllarca İzmir Bandosunda görev aldı, artık aramızda değil, Cüneyt  (Klevye) başarılı bir eğitimle üst düzey yönetici oldu. Erhan (Gitar) Uzun yıllar Bornova’da fotoğraf stüdyosu işlettti. O da maalesef aramızdan ayrıldı.  O ise (Bas Gitar) müzikten hiç kopmadı. Hâlâ bedenimin bir parçası dediği gitarıyla arkadaşlarına, dostlarına şarkılar söylüyor.
 
Atol Altılısı’nı, Bornova’nın gençlerinden kurulu ilk orkestrasını anımsayanlar var ise, onu mutlaka tanırlar.


Paylaş | | Yorum Yaz
213 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI… - 31/01/2019
DÜRÜSTLÜĞÜN ZAFER ÇIĞLIĞI…
CESARET… - 18/11/2018
CESARET…
HER DÖNEMİN SANATI - 20/09/2018
HER DÖNEMİN SANATI
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK - 07/05/2018
BOYNU OKŞANAN KURBANLIK
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI? - 22/02/2018
SIRDAŞ MI, DÜŞMAN MI?
Güzeli kullanmak… - 09/01/2018
Güzeli kullanmak…
Biz kimseye kin tutmayız.. - 12/09/2017
Biz kimseye kin tutmayız..
AT GÖZLÜĞÜ… - 16/07/2017
AT GÖZLÜĞÜ…
Benim Sadık Dostlarım…. - 25/04/2017
Benim Sadık Dostlarım….
 Devamı